Emperyalist cephenin; ABD’nin öncülüğünde, başta İsrail olmak üzere bölgemizdeki ortaklarıyla birlikte uygulamaya koyduğu Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi (eski adıyla BOP) hız kazandı. Projenin Suriye ayağı sonuçlandırılmak üzere… ABD’nin Suriye’ye müdahalesinin ilk yıllarında sözde IŞİD’le mücadele bahanesiyle Fırat’ın doğusuna yerleştirdiği PKK uzantıları; bölgede, SDG adıyla hakimiyet kurdu. Yıllardır ülkenin üçte birini ve en değerli bölgeleri kontrol ediyor. SDG’nin; PKK’lı teröristlerden oluşan ve YPG adıyla teşkilatlanan silahlı kanadı da ABD’nin desteğiyle “düzenli ordu” ya dönüştürüldü. SDG’nin kazanımlarını koruyor ve ülkenin bölünmesini hızlandırıyor.
2024 yılının son günlerinde ABD ve ortaklarının desteğiyle 8-10 günde Suriye rejimini deviren ve yönetimi eline geçiren HTŞ’nin ilk icraatlarından birisi 2025 yılının 10 Mart’ında SDG ile mutabakat imzalamak olmuştu. Buna göre Suriye’nin bütünlüğü muhafaza edilecek, SDG’nin silahlı unsurları Suriye Ordusu’na entegre edilecekti.
Suriye’de bunlar olurken ülkemizde “Terörsüz Türkiye” adıyla 2’nci açılım süresi başlatıldı. Bu sürecin hedeflerinden birisi de Suriye’deki uzantıları dahil, PKK’nın bütün unsurlarının silah bırakması ve feshedilmesiydi. Bu zamana kadar anlatılanların hiçbirisi olmadı. Suriye’de PKK’nın silah bırakması, YPG’nin Suriye ordusuna katılması gündeme getirildikçe ortam gerildi. SDG ile Şam Yönetimi karşılıklı tehditlere başladılar. Şam yönetimi SDG’nin kontrolündeki bölgelere askeri birlikler sevk etti, YPG de karşı adımlar attı. ABD ve İsrail sessizce izledi, Türkiye’den “gerektiğinde müdahale ederiz” bağlamında açıklamalar yapıldı.
Yeni Şam yönetimi; SDG ile mutabakatı müteakip İsrail’le bir dizi görüşmeler ve antlaşmalar yapmıştı. Geçtiğimiz hafta; ABD’nin gözetiminde yeniden görüştüler. Bu görüşmelerde anlaşmaya varılan konular; istihbarat, askeri konular, diplomatik ilişkiler ve ticaret alanlarında iletişim mekanizması kurulmasıydı.
Şam yönetimi İsrail’le oturduğu masadan henüz kalkmışken YPG; Halep’teki Suriye güçlerine saldırılara başladı. Suriye ordusu derhal karşılık verdi ve saldırıları iki-üç gün içinde püskürterek Halep’i kolaylıkla kontrolü altına aldı. YPG ile birlikte Halep’in iki mahallesindeki Kürt nüfusu Fırat’ın doğusuna sürmeye başladı.
Halep’teki çatışmalar devam ederken; SDG’nin, IŞİD’le mücadelede en değerli müttefiki olduğunu her vesileyle dile getiren ABD’den ciddi anlamda bir tepki gelmedi. ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack; çatışmaların üçüncü gününde Şam’a gitti, durumu Şam’dan takip etti.
Çatışmalar başlamada saatler önce Şam yönetimiyle masada olan ve iki ülke arasında askeri konuları da içeren iletişim mekanizması kurulması kararı alan İsrail’in hiç sesi çıkmadı. Gerginlik sürecinde “gerektiğinde müdahale ederiz” diyen Türkiye tavır değiştirdi, Milli Savunma Bakanımız; “Şam yönetiminin talep etmesi halinde yardımcı oluruz” bağlamında açıklamalar yaptı.
Şam yönetimi kimseden yardım istemedi, Türkiye’den talepte bulunmadı, Türkiye’nin 2015 yılından bu yana icra ettiği operasyonlarla engellemekte zorlandığı PKK yayılmasını üç günde durdurmayı başardı. ABD ve İsrail’in SDG’ye verdiği çok büyük desteğe rağmen Şam yönetiminin tek başına elde ettiği bu başarı soru işaretlerine neden oldu.
Bu gelişmelerle birlikte söylemler de değişmeye başladı. Konuya müdahil olan bütün taraflar; SDG’nin Fırat’ın doğusuna çekilmesi gerektiğini dillendirmeye başladılar. Tom Barrack; her şey olup bittikten sonra, “IŞİD’i yenmek ve Suriye’de istikrarı tesis etmek için uzun zamandır çaba gösterdiklerini, ABD’nin SDG ile ortaklığının olduğunu, Suriye Hükümeti ile SDG arasındaki yapıcı bir iş birliğini kolaylaştırmaya hazır olduğunu” söyledi.
ABD'li Senatör Lindsey Graham ise;"Yeni Suriye hükümetine bir şans verilmesini destekliyorum. Ancak IŞİD’in yok edilmesinde ana güç olan ve yıllarca İsrail ile güçlü ittifak içinde bulunan Kürt müttefiklerimize yönelik küstahça bir saldırıyı ne tolere ederim ne de kabul ederim.Suriye ordusu ile Türkiye'nin Kürt müttefiklerimize karşı hamlelerinin ABD'den güçlü bir tepki alacağına inanıyorum. Yeni Suriye hükümetinin, azınlıklara yönelik insan hakları ihlallerinin de tolere edilmeyeceği konusunda uyarılması gerekmektedir” dedi ve ABD’nin tavrını en açık şekliyle ortaya koydu.
Irak’ın Kuzeyinde; ABD ve ortaklarının desteğiyle, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) adıyla hakimiyet kuran KDP’nin lideri Mesut Barzani bile “Suriye’deki savaşta Kürtlerin haklarını savunacaklarını, bu maksatla SDG tarafında olacaklarını” ilan ettiğini açıkladı.
Suriye’de SDG’nin konumunun güçlendirilmesinden ülkemizdeki 2’nci açılım süreci de etkilenmektedir. Suriye’deki gerginlik devam ederken PKK’nın sözcülüğünü üslenen DEM partinin söylemleri de sertleşmeye başladı. DEM Parti; Suriye güçleri ile YPG arasındaki çatışmalara fiilen müdahale etmemesine rağmen, Türkiye’den yapılan sözlü açıklamaları bölgedeki Kürt nüfus için tehdit olarak değerlendirdi. KCK terör örgütü de Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in2’nci açılım sürecini sabote ettiklerini iddia ederek Fidan ve Güler’i IŞİD’ci olmakla itham etti.
Geçtiğimiz hafta Gözlem Gazetesinde yayımlanan yazımda da ifade ettiğim gibi; Suriye’de yaşananlar ABD ve İsrail’in kurgusudur. Başta SDG ve HTŞ olmak üzere müdahil bütün taraflar kendilerine verilen rolleri oynamaktadırlar. Gerçek amaç; PKK uzantılarını SDG çatısı altında meşrulaştırmak ve Fırat’ın doğusunda tesis edilen Kürt yapılanmasını(yani Büyük Kürdistan’ın Suriye ayağını) kalıcı hale getirmektir. Böylece İsrail’in bölgeye yayılması kolaylaştırılacak, bölgedeki etkisi güçlendirilecek ve güvenliği tesis edilecektir.
Öyle görünüyor ki; ülkemizdeki açılım süreci de PKK, DEM ve uluslararası ortakları tarafından bölgemizdeki faaliyetlerinin önünü açmak için kullanılmıştır. Suriye’de hedefe ulaşıldıkça ülkemizdeki açılıma ihtiyaç kalmayacak, açılım; uzlaşılamayan konular ön plana konularak gerginliğe dönüştürülecek, bu şekilde ülkemiz de Büyük Kürdistan projesi kapsamında parçalanmaya çalışılacaktır. Daha önceleri de ifade ettiğim gibi; ülkelerin barış ve kardeşlik ortamında parçalanması mümkün değildir. Bunun için; halk arasında ayrışma ve kutuplaşmaların körüklenmesi, gerginlik ve çatışmaların kışkırtılması gerekmektedir. Ülkemiz de BOP’un hedefindedir. Bu nedenle terör örgütleriyle masaya oturarak çözüm elde etmeye çalışmak yerine, terörle ve terörü destekleyenlerle mücadele ederek, halkımızın huzur ve güvenliğini önceleyerek varlığımızı, birliğimizi ve bütünlüğümüzü korumak esas alınmalıdır.
Suriye'deki olaylar emperyalist odakların kurgusudur
Suriye'deki olaylar emperyalist odakların kurgusudur
Paylaş: