.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

Suçlamak Kolay, Yüzleşmek Zor…

Okuma Süresi: 3 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
Suçlamak Kolay, Yüzleşmek Zor…
Suçlamak Kolay, Yüzleşmek Zor…
Paylaş:
Hepimizin kendisiyle başa çıkmakta zorlandığı dönemler olur. Bu başa çıkamayışı farklı şekillerde yaşayabiliriz: Kimimiz öfkesini dindiremez, kimimiz yeme isteğini kontrol edemez, kimimiz takıntılı düşüncelerini durduramaz, kimimiz sevdiği insanları hırpalamaktan kendini alıkoyamaz… Hepsinin ortak noktası, iç gerilimi yönetmekte yaşanan aksaklıklardır.
Bu tür aksaklıkların giderilmesinde en belirleyici faktör, insanın “kendini algılayışının” ne kadar gerçekçi olduğudur. Gerçekten uzaklaşma bazen olumsuz bir anlam taşımaz. İhtiyaçlar, korkular, yaralar ya da arzular insanın kendine dair algısını geçici olarak farklı kurmasına yol açabilir. “Geçici” olması, insanın bir yanıyla çarpıtılmış gerçekliğin farkında olduğu ya da en azından farkına varma potansiyelinin olduğu anlamına gelir.
Kendinde olmayanı varmış gibi algılamanın mı, yoksa kendinde olanı yokmuş gibi algılamanın mı daha rahatsız edici olduğu tartışılabilir. Üstelik kişinin kendisinin mi, karşısındakinin mi bundan daha çok rahatsız olacağını öngörmek de zordur. Ama şunu tahmin etmek kolaydır: Çarpıtılmış gerçeklik sınırlarını genişletip kalıcı hale geldikçe, ortaya çıkan gerilim bir noktada ya kişinin kendisini ya da ilişki içinde olduğu insanları zorlar.
İnsan bazen kendi içinde görmekte zorlandığı duygu, dürtü ya da niyetleri dışarıya yükler. En bilinen savunma mekanizmalarından biri olan yansıtma böyle bir işleyişe sahiptir. Kendi içinde sadakatsizlik eğilimi taşıyan birinin, ortada somut bir veri yokken karşı tarafı suçlamaya başlaması ya da saldırgan dürtüleri olan birinin, herhangi bir ipucu olmadan karşı tarafın ona düşmanlık beslediğini iddia etmesi en bilinen örneklerdir.
İçsel bir sürecin savunma mekanizması sayılabilmesi için, kişinin kaygı ya da çatışma yaratan içeriği büyük ölçüde “otomatik” olarak çarpıtması gerekir. Örneğin yansıtmada, bilinçli bir suçlamadan çok, zihnin kısa vadede benliği otomatik olarak koruma altına alması söz konusudur. Peki, bunu bilinçli olarak yaptığında ne olur?
İnsan kendinde fark ettiği bir olumsuzluğu, henüz onunla yüzleşmeye hazır olmadığı için erteliyorsa, bu bir duygu düzenleme biçimi olarak kabul edilebilir. Ama kendindeki olumsuzlukları bilinçli bir şekilde karşıdakinde varmış gibi göstererek bundan kurtulmaya çalışıyorsa, sadece iç dünyasını düzenlemeye çalıştığı söylenemez. Manipülasyon yapıldığını tahmin etmek zor olmaz. Kimi insanlar hatalarını düzeltmektense, onları başkasının üstüne atarak kendini temize çıkarmayı tercih ederler. Son derece bilinçli olan bu süreç, ahlaki sorunlar barındırır. Kendi davranışlarına mazeret üretirken, başkalarının davranışlarıyla ilgili yanıltıcı hükümler vermek, dürüstlükten bilerek uzaklaşmaktır.
Teslim tarihi kaçırılmış bir projenin yöneticisini düşünün. Ekibi sürekli farklı yönlere çekerek oyalamış, önemli kararları zamanında verememiş ve gerekli onayları geciktirmiştir. Üst yönetime hesap vermesi gerektiğinde, ekip üyeleri yeterince takipçi olmadıkları için gecikme yaşandığını söyler. Yani sorumluluğunu görmezden gelip kendini temize çıkarmak uğruna ekibi kötülemeyi seçer. O sırada yönetici kendi iç dünyasında ne yaşarsa yaşasın, suçu başkalarının üzerine atma çabası mazur görülemez.
Hem bizim hem de çevremizdekilerin eksiklerinin ya da zayıf yönlerinin olması son derece doğal ve insanidir. Bunlarla yüzleşmeye hazır olmak için kimin ne kadar zamana ihtiyacı olacağını bilemeyiz. Ama bunları başkasının kusuruymuş gibi yaşamak ve yaşatmak, oldukça problemli bir durumdur. Çünkü doğal ve insani bir zorlanma, bir çırpıda ahlaki açıdan sorunlu bir haksızlığa dönüşebilir…