.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

Su krizinde en büyük çelişki: En çok su tüketen ürünler teşvik ediliyor

Okuma Süresi: 10 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
ESİAD tarafından, EBSO ve İTB’nin katkılarıyla düzenlenen “Su Konferansı”, İzQ Girişimcilik ve İnovasyon Merkezi’nde yoğun katılımla gerçekleşti.
Su krizinde en büyük çelişki: En çok su tüketen ürünler teşvik ediliyor
Paylaş:
İzmir’de düzenlenen Su Konferansı’nda tarım, sanayi ve kentlerde su yönetimi masaya yatırıldı. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, su kıtlığı konuşulurken en yüksek su ayak izine sahip tarım ürünlerinin desteklenmesinin ciddi bir çelişki yarattığını vurgulayarak, “Bir yandan su kıtlığından söz ederken, diğer yandan suyu en çok tüketen üretim desenini desteklemeye devam ediyoruz” dedi.

Su kıtlığı artık soyut bir tehdit değil
Ege Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (ESİAD) tarafından, Ege Bölgesi Sanayi Odası ve İzmir Ticaret Borsası’nın katkılarıyla düzenlenen “Su Konferansı”, İzQ Girişimcilik ve İnovasyon Merkezi’nde gerçekleştirildi. Yoğun katılımla yapılan konferansta tarım, sanayi ve kentsel sulama başlıklarında susuzluğa karşı eylem planları ele alındı.
Konferansın açılışında konuşan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, susuzluğun artık “soyut bir gelecek senaryosu” olmaktan çıktığını, acilen yönetilmesi gereken bir sorun haline geldiğini söyledi. Gediz ve Küçük Menderes havzalarının “kesin kıtlık” yaşayan bölgeler arasında yer aldığını hatırlatan Tugay, su krizinin bireysel alışkanlıklarla değil, tarım, sanayi ve kent politikalarının birlikte ele alındığı bütüncül bir dönüşümle yönetilebileceğini vurguladı.

Yanlış ürün deseni uyarısı
En yüksek su ayak izine sahip tarım ürünlerinin, kamu destekleriyle en çok teşvik edilen ürünler arasında yer aldığına dikkat çeken Tugay, bunun önemli bir tezat oluşturduğunu ifade etti. Tugay, “Mesele tarımı desteklemekten vazgeçmek değil; hangi ürünü, hangi havzada, hangi suyla desteklediğimizi yeniden düşünmektir. İzmir’de sulama kooperatifleriyle bir araya geldik, sorunları birlikte değerlendirdik. İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak üreticimizin yanında olmaya, ürün deseninden üretime kadar suya sahip çıkan teşvikleri sürdürmeye devam edeceğiz” dedi.
Sanayide de benzer bir dönüşüme ihtiyaç olduğunu vurgulayan Tugay, çözümün sanayiyi durdurmak değil, suyun verimli ve kapalı döngülerle yönetilmesi olduğunu dile getirdi.

Gri su dönüşümü başlıyor
Kentsel kullanımda altyapı yatırımlarıyla kayıp-kaçak oranını yüzde 24,80’e indirdiklerini belirten Tugay, belediye binalarında “gri su dönüşümünü” başlattıklarını açıkladı. Lavabo ve duşlardan gelen suların sterilize edilerek yeniden kullanılmasını sağlayacak sistemlerin devreye alınacağını kaydeden Tugay, gri suyun yeniden kullanımıyla binalarda şebeke suyu tüketiminin yüzde 30 ila 50 oranında azaltılabileceğini söyledi.
Bu kapsamda İzmir Büyükşehir Belediyesi bünyesinde Gri Su Koordinasyon Ekibi kurduklarını belirten Tugay, bu deneyimin kent geneline yayılması için paydaşlarla işbirliği sürecinin de başlatıldığını ifade etti.

DSİ ve merkezi idare vurgusu
Tugay, 8 yeni kuyu açılması ve 41 eski kuyunun yenilenmesi için yapılan başvuruların onaylanmasını beklediklerini, DSİ tarafından yapılması planlanan barajların da büyük önem taşıdığını söyledi. Deniz suyu arıtma ve bulut tohumlama gibi yenilikçi çözümleri de değerlendirdiklerini belirten Tugay, su krizinin ancak daha fazla planlama, farkındalık ve işbirliğiyle aşılabileceğini dile getirdi.
Kurumlar arası veri paylaşımının güçlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Tugay, su yönetiminde Valilik koordinasyonunun önemine dikkat çekerek, DSİ ile uyumlu çalışmanın zorunluluğunu dile getirdi.

Zihinsel dönüşüm çağrısı
ESİAD Yönetim Kurulu Başkanı Sibel Zorlu da suya yaklaşımda köklü bir zihinsel dönüşümün zorunlu hale geldiğini belirterek, suyun sadece bir kaynak değil, her damlası ölçülen, planlanan ve yeniden kazanılan stratejik bir unsur olarak ele alınması gerektiğini söyledi. Su meselesinin tek bir kurumun sorumluluğuna sığmayacak kadar büyük olduğunu vurgulayan Zorlu, merkezi ve yerel yönetimler, iş dünyası, akademi ve sivil toplumun eş güdümlü hareket etmesinin kritik önemde olduğunu ifade etti.
Zorlu, ESİAD olarak İzmir ve hinterlandını kapsayan kapsamlı bir su raporu hazırlığı içinde olduklarını, bu raporu 2026 yılı içinde kamuoyuyla paylaşmayı hedeflediklerini söyledi. Uzun süredir beklenen Su Kanunu’nun bu yıl yasalaşacak olmasının da önemli bir adım olduğunu kaydetti.

Tarım ve sanayide farkındalık
İzmir Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Bülent Uçak, tarımsal sulamada akıllı ve sürdürülebilir sistemlere geçmenin zorunluluk haline geldiğini belirterek, havza bazlı planlamaların iklim değişikliği projeksiyonlarına göre yeniden ele alınması gerektiğini söyledi.
Ege Bölgesi Sanayi Odası Başkan Yardımcısı Hakan Ürün ise suyun “geleceğin altını” olarak görüldüğünü, yoğun su stresi yaşayan İzmir için kaynakların korunmasının hayati önem taşıdığını vurguladı. Sanayide su verimliliği yönetim sistemlerinin artık yasal zorunluluk haline geldiğini belirten Ürün, Yeşil OSB uygulamalarının önemine dikkat çekti.

Su yönetiminde yerinde çözüm ve tarımda teknoloji vurgusu

Açılış konuşmalarının ardından T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı Su Yönetimi Genel Müdür Yardımcısı Neşat Onur Şanlı, “Türkiye’de Su Yönetimi” başlıklı bir konuşma yaptı. Şanlı’nın ardından Yaşar Üniversitesi Dekanı Prof. Dr. İsmail Türkan moderatörlüğünde gerçekleştirilen “Tarımda Su” başlıklı panele geçildi.

“Ankara’dan yapılan planlar sahada karşılık bulmuyor”
Neşat Onur Şanlı, su yönetiminde merkezden hazırlanan ancak sahada karşılığı olmayan planların uygulanamadığını vurgulayarak, eylem planlarının artık yerinde, tüm paydaşların katılımıyla hazırlandığını söyledi. Göl bazlı çalışmalara Edirne Gölü ile başladıklarını, Ataköy ve Burdur Gölü’nde devam ettiklerini belirten Şanlı, hazırlanan eylem planlarının önümüzdeki süreçte diğer göller için de hayata geçirileceğini ve kamuoyuyla paylaşılacağını ifade etti.
Su Kanunu’na ilişkin teknik çalışmaların tamamlandığını dile getiren Şanlı, 2026 yılı içinde Meclis’e sunulmasının hedeflendiğini, Taşkın Kanunu’nun da aynı dönemde yasalaşmasının planlandığını söyledi. Su yönetiminin sadece merkezden yapılamayacağını belirten Şanlı, su kurulları aracılığıyla tüm paydaşların sürece dâhil edildiğini kaydetti.

“Tarımda küçük iyileştirmeler büyük tasarruf sağlıyor”
Panelin ilk konuşmacılarından İzmir Ticaret Borsası Genel Sekreteri Dr. Erçin Güdücü, tarımda su kullanımına yönelik geliştirilen akıllı teknolojilerin küçük iyileştirmelerle büyük sonuçlar doğurduğunu söyledi. Tarımda değişken oranlı sulama sistemlerinin su tasarrufu, verim artışı ve maliyet düşüşü sağladığını vurgulayan Güdücü, pamuk üzerinde yürütülen projede yağmurlama sulamaya göre yüzde 18, vahşi sulamaya göre ise yüzde 30 ila 50 oranında tasarruf elde edildiğini aktardı.
Uzaktan algılama, uydu görüntüleri, sensörler ve algoritmalarla bitkinin gerçek ihtiyacına göre sulama yapılabildiğini belirten Güdücü, “Ne fazla ne eksik, ihtiyacı kadar su” anlayışıyla yönetilebilir ve ölçülebilir bir sistem kurduklarını ifade etti.

Hedef daha az suyla aynı kaliteyi korumak
Philip Morris MA&Asia Bölgesi Sürdürülebilirlik Müdürü Hülya Seven ise suyun artık bir çevre sorunu değil, üretim kapasitesini belirleyen stratejik bir unsur haline geldiğini söyledi. Türkiye’de 54 bin tütün çiftçisiyle çalıştıklarını belirten Seven, iklim sensörlü ve meteoroloji destekli sulama sistemleriyle daha az su kullanarak kaliteyi artırmayı hedeflediklerini ifade etti.
Seven, doğru sulama, doğru gübreleme ve doğru hasat süreçleriyle hem üretimde sürdürülebilirliği sağladıklarını hem de çiftçilere eğitimler verdiklerini belirterek, yağmur suyu hasadı ve damlama sulama uygulamalarını yaygınlaştırdıklarını dile getirdi.

“Bitkinin ağzını gören şeyi icat ettim”
Yuluğ Mühendislik Kurucu Ortağı A. Ömer Yuluğ, geliştirdikleri yerli ve milli teknolojiyle sulamada ezberleri bozduklarını söyledi. Mevcut nem sensörlerinin güvenilir veri üretmediğine dikkat çeken Yuluğ, bitkinin etkili kök bölgesini doğrudan algılayan ve kendini her sulama öncesi kalibre eden çok sensörlü bir sistem geliştirdiklerini anlattı. Bu teknoloji sayesinde kapiler su hareketinin gerçek zamanlı yönetilebildiğini belirten Yuluğ, “Ben bitkinin ağzını gören şeyi icat ettim” sözleriyle sistemin önemine dikkat çekti. Yapılan uygulamalarda çim alanlarda yüzde 55’e, tarımsal denemelerde ise benzer teknolojilere kıyasla yüzde 81’e varan su tasarrufu sağlandığını aktardı.

Yatırım yapanla yapmayan arasında fark olmalı
ESBAŞ Genel Müdürü Yusuf Kılınç da sanayi bölgelerinde su krizinin uzun süredir devam ettiğini belirterek, gri su geri kazanımı ve kurakçıl peyzaj uygulamalarıyla önemli tasarruflar elde ettiklerini söyledi. ESBAŞ’ta yeşil alanlarda su tüketimini metrekarede 1,3 litreden 0,43 litreye düşürdüklerini ifade eden Kılınç, bu yatırımların teşvik mekanizmalarıyla desteklenmesi gerektiğini vurguladı. Kılınç, susuzlukla mücadele eden sanayici ve çiftçinin cezalandırılmaması gerektiğini belirterek, “Yatırım yapanla yapmayan arasında fark ortaya konulmazsa, bu mücadele sürdürülemez” dedi.

Sanayide su: Kriz değil, üretim ve kalkınma meselesi
Etkinliğin ikinci panelinde, Süleyman Demirel Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Kitiş moderatörlüğünde “Sanayide Su” başlıklı oturum gerçekleştirildi. Panelde, kamu, sanayi, tekstil ve teknoloji temsilcileri sanayide su verimliliği, döngüsel kullanım ve dijital çözümler üzerine değerlendirmelerde bulundu.

“Türkiye su zengini değil, bu gerçeği kabullenmeliyiz”
T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı Endüstriyel Su Verimliliği Şube Müdürü Asiye Düşünceli, Türkiye’nin artık su zengini bir ülke olmadığının açıkça kabul edilmesi gerektiğini söyledi. Su miktarının değil, su üzerindeki baskının arttığını vurgulayan Düşünceli, “İnsan faaliyetleri suyun kendini yenileme kapasitesi aşıyor” dedi.
Sanayide su verimliliği potansiyelinin yüzde 50’ye kadar çıkabildiğini belirten Düşünceli, Türkiye genelinde yaklaşık 400 tesiste yapılan yerinde incelemeler sonucunda 152 farklı sektör için rehberler hazırlandığını aktardı. Yeni yönetmeliğin “borunun başında” yer aldığını söyleyen Düşünceli, devletin suyu koruma maliyetini artık sanayi ile paylaşmaya başladığını, mavi ve yeşil belge sistemleriyle tesislerin kendi su fotoğraflarını çekmek zorunda kalacağını dile getirdi.

“Net su pozitif olmayı hedefliyoruz”
PepsiCo Türkiye Kurumsal İlişkiler ve Sürdürülebilirlik Kıdemli Direktörü Esra İren, sürdürülebilirliği işlerinin merkezine aldıklarını belirterek, 2030 yılı itibarıyla “net su pozitif” olmayı hedeflediklerini söyledi. Türkiye’nin yüksek su riski taşıyan ülkeler arasında yer aldığını hatırlatan İren, yiyecek fabrikalarında kilogram başına 1.7, içecek fabrikalarında ise litre başına 1.,4 su kullanımına ulaşmayı amaçladıklarını ifade etti.
İren, dijital takip sistemleriyle suyun kaynağında izlendiğini, atık suyun ise anaerobik arıtma yöntemleriyle yeniden kullanıldığını belirterek, İzmir fabrikasında kullanılan suyun tamamının Gediz Havzası’na geri kazandırıldığı bilgisini paylaşarak, su verimliliğinin ancak çiftçi eğitimi, iyi örnekler ve havza ölçeğinde iş birlikleriyle mümkün olabileceğini vurguladı.

“Tekstilde su tüketimini üçte bire düşürdük”
Ekoten Tekstil Operasyonel Mükemmellik Genel Müdür Yardımcısı Gizem Çalış, tekstil sektörünün sanayide suyun yüzde 70-75’ini kullandığını belirterek, Ekoten’de bir kilogram kumaş için kullanılan su miktarını 150 litreden 50 litreye düşürdüklerini söyledi. Bir tişörtün yaşam döngüsü boyunca yaklaşık 2 bin 700 litre su tükettiğine dikkat çeken Çalış, “Bu rakamın bireysel farkındalığın önemini ortaya koyduğunu düşünüyorum” dedi.
Geri kazanım yatırımlarıyla günlük 2 bin metreküp su kullanımında yüzde 90’ın üzerinde geri dönüş sağladıklarını da aktaran Çalış, müşterilerin artık sadece kendi tesislerini değil, tüm tedarik zincirini su ve enerji verimliliği açısından sorumlu tuttuğunu hatırlattı.

“Veriden zekâya: Dijital su ikizleri”
Blueit Su Yönetim Platformu Kurucusu ve CEO’su Hülya Tomak ise sanayi ve ticari binalarda suyun uçtan uca dijitalleştirilmesi gerektiğini vurguladı. Sensörler, IoT ve yapay zekâ teknolojileriyle suyun sadece izlenmediğini, aynı zamanda karar destek mekanizmalarına dönüştürüldüğünü belirten Tomak, “Asıl mesele ölçmek değil, ölçtüğümüz veriyi eyleme dönüştürmek” dedi.
Dijital su ikizleri sayesinde tesislerde suyun nereden girip nasıl dağıldığının anlık olarak görülebildiğini aktaran Tomak, yapay zekâ ile atık su karakterizasyonunun önceden tahmin edilebildiğini, yatırım kararlarının ise simülasyonlarla test edilebildiğini ifade etti. Su yönetiminde izleme, analiz ve öngörünün birlikte ele alınması gerektiğini vurguladı.

Kentlerde su: Musluktan kaynağa uzanan yeni yönetim anlayışı
Etkinliğin son bölümünde, İYTE Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Orhan Gündüz moderatörlüğünde “Kentlerde Su” başlıklı oturum gerçekleştirildi. Panelde, kamu, yerel yönetim, mimarlık ve turizm temsilcileri kentsel su yönetimi, kuraklıkla mücadele ve tüketim alışkanlıklarının dönüştürülmesi üzerine değerlendirmelerde bulundu.

“Artık sadece kaynaktan musluğa değil, musluktan kaynağa düşünmeliyiz”
T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı Su Verimliliği Daire Başkanı Aslıhan Korkmaz, kentlerde içme suyu hizmetinin yalnızca bireysel kullanım değil, aynı zamanda sanayiye de hizmet eden bir yapı olduğunu belirterek, bu nedenle kentsel su yönetiminin bütüncül ele alınması gerektiğini söyledi. İklim değişikliğinin artık bir projeksiyon değil, günlük yaşamda deneyimlenen bir gerçek haline geldiğini vurgulayan Korkmaz, son yılların en düşük yağış ve en yüksek sıcaklık değerlerinin bunun göstergesi olduğunu ifade etti.
Korkmaz, geçmişte “kaynaktan musluğa” odaklanan anlayışın yerini “musluktan kaynağa geri dönen” bir yönetime bırakması gerektiğini belirterek, “Su kayıplarının azaltılması, atık suyun geri kazanımı, gri su ve yağmur suyu sistemleri bu yaklaşımın temel bileşenleridir” ifadelerini kullandı. Korkmaz, kentsel su yönetiminin yalnızca teknik değil, aynı zamanda bir kültür meselesi olduğunun da altını çizdi.

“Tahtalı Barajı’nda su neredeyse tamamen bitmişti”
İZSU Genel Müdürü Gürkan Erdoğan, İzmir’in son yıllarda yaşadığı kuraklığın boyutlarını rakamlarla anlattı. Yılbaşı günü Tahtalı Barajı’ndaki su oranının yüzde 0,14’e kadar düştüğünü belirten Erdoğan, kent merkezini besleyen barajlarda suyun neredeyse tükendiğini söyledi.
İzmir’in su temininde barajlara bağımlılık oranının yüzde 41’den yüzde 26’ya gerilediğini, bu açığın yeraltı sularıyla kapatıldığını ifade eden Erdoğan, “Gece kesintileri, kademe sistemi ve park-bahçe aboneliklerinin iptali gibi alınan önlemler sayesinde ciddi tasarruf sağlandı. Bu önlemler 1 hafta bile gecikseydi kentte gündüz kesintileri kaçınılmaz olacaktı” dedi.
Kısa, orta ve uzun vadeli planlara da değinen Erdoğan, yeraltı kuyuları, barajların ölü hacimlerinden su alınması, deniz suyu arıtma tesisleri ve yeni baraj projelerinin İzmir için hayati önemde olduğunu ifade etti.

“Kentleri betonlaştırarak suya ulaşamayız”
Epig Mimarlık Kurucusu ve BASİFED Yönetim Kurulu Başkanı Semiha Güneş, kentlerin suyla olan tarihsel bağının koparıldığını belirterek, yanlış imar politikalarının su krizini derinleştirdiğini söyledi. Yağmur sularının toprağa ulaşmasını engelleyen beton yüzeylerin sel, taşkın ve kuraklık riskini artırdığını ifade eden Güneş, yeraltı sularının beslenmesi için geçirgen zeminlerin ve yeşil alanların artırılması gerektiğini dile getirdi.
Doğaya uyumlu mimarlık anlayışının önemine dikkat çeken Güneş, yanlış yer seçimi, dere yataklarına yapılan yapılaşma ve doğal su yollarının kapatılmasının kentleri kırılgan hale getirdiğini vurguladı. Yağmur suyu hasadı, bitki havuzları ve geçirgen peyzaj uygulamalarının kentlerde yaygınlaştırılması gerektiğini belirtti.

“Turizmde su tüketimi bir şehrin yıllık ihtiyacına eşit”
Swissotel Büyük Efes İzmir Genel Müdürü Rıza Elibol ise turizm sektöründeki su tüketimine dikkat çekti. 2024 yılında Türkiye genelinde otellerde kullanılan su miktarının yaklaşık 30,7 milyar litreye ulaştığını belirten Elibol, bunun on binlerce olimpik yüzme havuzuna denk geldiğini söyledi.
Swissotel Büyük Efes İzmir’de alınan önlemlerle misafir başına düşen günlük su tüketiminin ciddi oranda azaltıldığını ifade eden Elibol, gri su sistemleri, mikro filtreler, sensörlü musluklar ve misafir farkındalığını artıran uygulamalarla tasarruf sağlandığını aktardı. Sürdürülebilirliğin ancak eğitim ve kuralların birlikte uygulanmasıyla mümkün olabileceğini vurguladı.
Etkinlik, Doğa ve Çevre Programları Yapımcısı ve Sürdürülebilir Yaşam Konuşmacısı Güven İslamoğlu’nun yaptığı değerlendirme konuşmasının ardından sona erdi.