Hafta içinde önce Milli Gelir (Büyüme) rakamları, daha sonra da Mayıs ayı enflasyon (TÜFE) rakamları açıklandı. Türkiye ekonomisi zincirlenmiş hacim endeksine göre 2026 yılının ilk çeyreğinde yıllık bazda %2,5 büyüdü. Bu dönemde net ihracattaki daralma derinleşirken tüketim harcamalarının büyüme katkısı devam etti. Mevsimsellikten arındırılmış büyüme ise (- ) %0.1 ile potansiyelin oldukça altında. 2020'den beri ilk defa büyüme bu oranlara düştü. 2025 son çeyreğinde de (-) 0.5 olmuştu. Kesintisiz 23 çeyrektir büyümenin devam etmesi olumlu. Büyümenin itici gücü halen iç talep, tüketim kaynaklı. Mayıs ayı enflasyon rakamlarına gelince aylık enflasyon %1.71, beklenti ise %1.55 civarındaydı. Yıllık bazda TÜFE %32.61’e çıktı. Beklenti %32.50 idi. Mayıs ayında 0.24 puan daha enflasyona yapışkanlık arttı. Ekonomi soğuyor ancak tencere kaynamamaya devam ediyor. Enflasyonun yapışkanlığı hizmet, konut ve gıda fiyatlarından geliyor sanayiden değil. Kira enflasyonun çıpası oldu. Mayıs ayında kira artış oranı %32.43. Kira inmedikçe manşet enflasyonda inmiyor. Her yüz liranın 39 lirası kiraya gidiyor. Tencere de bu yüzden kaynayamıyor. Diğer yandan beklentiler de çıpalanamadı. 30 enflasyon artık normal hale geldi. TCMB anketleri ile piyasadaki reel sektör ve hane halkının beklenti oranları arasında büyük fark var.
Ülkemizin potansiyel büyümesi 50 yıllık ortalamalarda %5'ler civarındayken 2010 sonrasında %3-4'lere düştü. TCMB'nin çıktı açığı tahminleri ile (Merkez Bankası 9 göstergenin ortalamasını alarak potansiyel büyümeyi hesaplıyor. Buna göre son yıllardaki hesaplamalarına göre %4) çıktı açığı sonuçları genellikle negatif düzeyde. TCMB makro ihtiyati önlemleri (banka kredilerinin kısıtlanması gibi) ekonominin daha da soğuyacağına işaret ediyor. (Zira kapasite kullanım oranları düşüyor. Sanayi fren yaptı. İmalat-sanayi genel kapasite kullanım oranı %74’te çakılı kaldı. Makine ekipman sektörü %65.3, Deri sektörü ise %59,7 kapasite kullanım oranına sahip. Talep kesildi, sipariş düştü. Ekonomi net bir şekilde soğudu.) Devamlı yazdığımız üzere programın başlangıcındaki önlemlerin hızlı ve önden yüklemeli yapılmaması bizi bu sonuçlara getirdi. Büyüme enflasyon ödünleşmesinde bizim gibi yüksek enflasyon problemi olan ülkelerde ılımlı politikalar istenilen sonuca gitmede yetersiz kalıyor. Büyümemizin yapısındaki ana sorunları şöyle özetlemek mümkün: Büyük ölçüde iç talep kaynaklı büyüme sürecimizde istikrar yok, bir yıl optimum büyüme sağlarken ertesi yıl büyümede ciddi düşüşler görebiliyoruz. Pandemi ve savaş gibi dış koşullar kuşkusuz büyümedeki düşüşleri haklı çıkarabiliyor, ancak böyle bir durum yaşanmadığı dönemlerde de zikzaklar oluyor. İhracat ve üretim kaynaklı büyüme yaratmamız sınırlı. Bu istikrarsız ve dalgalı büyüme süreçlerinde uzun dönemli fiyat istikrarı da yaratamadığımız gibi güçlü bir sanayi altyapısı, yüksek teknolojik yatırımlar yapamadığımız için verimliliğimiz de düşük oluyor. Bütün bunların sonucunda büyüme yapımız ya cari açık yaratıyor ya da irrasyonel yüksek fiyatlamalara neden oluyor. Nihai safhada “Orta Gelir Tuzağı”nda sürükleniyoruz.(Bugünkü döviz kurları ile bu tuzaktan çıkmış gibi görünsek de kontrollü bir döviz kuru söz konusu olmasa halen orta gelir tuzağında olduğumuzu görebiliriz.) Mayıs 2024'te enflasyondaki zirveyi %75.45 ile iki yılı geçkin sürede ancak %32.61’lere (Mayıs 2026) düşürebildik. Literatürde buna “Yapışkan Enflasyon” tabiri kullanılıyor. Ana trend hala yüksek seviyelerde. Enflasyonun yüksek kalmasındaki nedenlerin başında talep düşse bile enerji, gıda, konut, kira, ulaşım fiyatları düşmüyor, aksine artmaya devam ediyor. TÜFE’nin yaklaşık yarıdan fazlası hizmet, konut, gıdadan geliyor. Sanayiden değil. Dolayısıyla sadece faiz artırımı ile ekonominin soğuması dezenflasyon için yeterli olmuyor. Bunun yerine para, maliye ve ekonominin genelini kapsayan bütüncül bir politika gerekli.
Potansiyel büyüme ile çıktı açığının negatif sonuçları arasındaki farklılığın enflasyondaki düşüşü gecikmeli olarak gerçekleştireceği de bir gerçek. Ancak en düşük gelir grupları çok zor durumda. Ekonomi grafik olarak “K” tipi haline geldi. Bu grup gelirinin sadece %33'ünü bir sene önce konut ve kiraya harcarken 2025 yılında %39'unu sadece konuta harcamış ve bu yüzden gıdasındaki bir puanlık harcamadan vazgeçmek zorunda kalmış. Aynı şekilde eğitime gelirinin sadece %2'sini, eğlenceye ise %1.2'sini harcayabiliyor. Böylece tenceresini kaynatmakta zorluk çekiyor. Buna karşın en üst gelir grubu ise gelirinin %25'ini ulaştırmaya (uçak, araç vs) harcayabiliyor. Ülkemizdeki eğitim harcamalarının %72'sini tek başına bu grup yapıyor. Eğlence ve kültür harcamalarının %48,5'ide bu gruba ait. Bütün bu sonuçlar büyümenin kapsayıcı olmadığını, yaratılan milli gelirin ne denli adaletsiz dağıtıldığını gösteren sonuçlar.
Soğuyan ekonomi kaynamayan tencere
Soğuyan ekonomi kaynamayan tencere
Paylaş: