.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

Siyasetin mizah korkusu

Okuma Süresi: 3 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
Siyasetin mizah korkusu
Siyasetin mizah korkusu
Paylaş:
Türkiye, sanıldığının aksine mizaha yabancı bir ülke değildir. Tam tersine, Osmanlı'nın gölge ve orta oyunlarından başlayarak Cumhuriyet'in karikatür dergilerine, kabare tiyatrolarına ve televizyon skeçlerine kadar uzanan çok güçlü bir siyasi mizah geleneğine sahiptir. Karikatürler, taslamalar, taklitler, siyasi fıkralar yalnızca insanları güldürmez, aynı zamanda iktidarı denetleyen görünmez bir toplumsal mekanizma işlevi görürdü
Aziz Nesin yalnızca hikâyeler yazmadı; bürokrasiyi, siyasetçileri, toplumsal çelişkileri ve gündelik hayatın absürtlüklerini kahkahaya dönüştürerek topluma ayna tuttu. Bugün hâlâ günlük hayatta kullanılan "Bu tam Aziz Nesinlik olay" sözü, onun toplumsal hafızadaki yerini anlatmaya yeterlidir.
Rıfat Ilgaz eğitim sistemini ve sınıfsal eşitsizlikleri mizahla eleştirdi. Hababam Sınıfı yalnızca bir komedi filmi değil, aynı zamanda eğitim sistemine yöneltilmiş zekice bir toplumsal eleştiriydi.
Sahne sanatlarında ise Zeki Alasya ile Metin Akpınar tarafından kurulan Devekuşu Kabare, Türkiye'nin siyasi mizah tarihinde özel bir yere sahiptir. Dönemin hükümetleri, ekonomik krizleri, yasakları ve bürokrasisi sahneye taşınmış; seyirci hem gülmüş hem de düşünmüştür.
Daha sonra Ferhan Şensoy, dil oyunları ve sivri politik göndermeleriyle bu geleneği sürdürdü. Ardından Levent Kırca ve "Olacak O Kadar" ekibi televizyon ekranlarında siyasi hicvin en etkili örneklerini verdi. Programın yıllar önce yaptığı bazı skeçlerin bugün hâlâ sosyal medyada paylaşılması, iyi mizahın zaman aşımına uğramadığını gösteriyor.
Bu kültürün belki de en ilginç tarafı, bazı siyasetçilerin de mizahın parçası olmayı kabul etmiş olmalarıydı.
Bunun en çarpıcı örneklerinden biri hiç kuşkusuz Süleyman Demirel idi. Demirel, onlarca yıl boyunca karikatürlerin, taklitlerin ve siyasi fıkraların baş kahramanı oldu. Şapkası, fötrü, konuşma tarzı ve kendine özgü deyimleri mizahçıların vazgeçilmez malzemesiydi. Ancak o, çoğu zaman buna öfkeyle değil, tebessümle karşılık verdi. Hatta zaman zaman kendisi hakkında anlatılan fıkraları bizzat kendisi anlatırdı. Bu nedenle mizah basını ile arasında ilginç bir karşılıklı ilişki oluşmuştu. Akademik çalışmalar da Demirel'in yaklaşık kırk yıl boyunca Türk mizah basınının en önemli figürlerinden biri olduğunu göstermektedir.
Demirel'in meşhur sözlerinden biri aslında bu anlayışı özetler gibidir: "Demokrasilerde çare tükenmez."
Belki buna bir cümle daha eklemek gerekir: Demokrasilerde kahkaha da tükenmez.
Çünkü mizahin olduğu yerde korku azalır eleştiri nefes alır ve siyaset kendisini toplumun aynasında görmek zorunda kalır. Bir ülkede siyasetçiler karikatüristlerden korkmaya başlamışsa, mesele artık mizah değil, demokrasinin nefes alanıdır. Bir toplumun özgürlük seviyesi bazen gazetelerin manşetlerinden değil, karikatür sayfalarından anlaşılır.
Yakın dönemde komedyen Deniz Göktaş gösterilerine yönelik yoğun ilgi, toplumun siyasi mizaha duyduğu ihtiyacın ve özlemin bir göstergesi olarak okunabilir. İnsanlar yalnızca gülmek istemiyor; aynı zamanda uzun süredir konuşamadıkları, tartışamadıkları meseleleri mizahın sağladığı güvenli mesafe içerisinde yeniden ifade etmek istiyorlar.
Burada kuşaklar arasındaki fark da dikkat çekiyor. Özellikle Z kuşağı, kimlikleri ve ideolojileri önceki nesiller kadar dokunulmaz alanlar olarak görmüyor. Onlar için kutsalların eleştirilemez olması değil, herkesin eşit biçimde eleştirilebilir olması önem taşıyor. Bu nedenle siyasi mizahın hedefinde yalnızca iktidarlar değil, muhalefet partileri, ideolojiler, toplumsal alışkanlıklar ve hatta mizahçının kendisi de yer alabiliyor.
Demokrasilerde mizahın sınırı, iktidarın rahatsız olduğu nokta değil; ifade özgürlüğünün ve hukukun çizdiği çerçevedir. Güç sahibi olanların eleştiriye daha fazla tahammül göstermesi beklenir. Çünkü gücün olduğu yerde denetim ihtiyacı vardır ve mizah, bu denetimin en eski ve en etkili araçlarından biridir.
Bir toplumun sağlığı bazen seçim sonuçlarından önce, neye gülebildiğine bakılarak anlaşılabilir. İnsanlar korkmadan gülebiliyorsa, siyasetçiler kendileriyle ilgili fıkraları tebessümle karşılayabiliyorsa ve karikatüristler kalemlerini çekinmeden kullanabiliyorsa, orada demokratik refleksler hâlâ canlıdır.
Türkiye'nin bugün belki de yeniden hatırlaması gereken şey tam olarak budur: Mizah devleti yıkmaz, kurumları zayıflatmaz, toplumu bölmez. Tam tersine, mizah gerilimi azaltır, kutuplaşmayı yumuşatır ve siyasetçileri halka yaklaştırır. Çünkü bazen bir karikatürün anlattığını, uzun siyasi nutuklar anlatamaz.
Ve belki de asıl soru şudur: Siyaset neden eleştiriden değil de kahkahadan bu kadar korkar? Çünkü alkış iktidarı güçlendirir, ama kahkaha onu insanlaştırır. Gücün en zor kabullendiği şey de çoğu zaman budur.