Dokundun mu; 1960 yıllarda Ankara’da gazetecilik yapıyorduysan, kendini Ankara Hilton’da bulurdun… Ankara Hilton; “Ankara Hapishanesinde gazetecilerin misafir(!) edildiği koğuştu. “Zülfiyâre dokunmak” ise “Hatırlı, güçlü veya makam sahibi birilerini kıracak, gücendirecek ya da darılmasına yol açacak sözleri söyleyerek veya yazarak ya da davranışlarda bulunarak, hassas dengeleri bozma riski taşıyan durumlara sebep olmak” demekti. Bugün ise “kendini Silivri’de bulan” meslektaşlarımız var. Yakında “Silivri Hilton koğuşu” da oluşabilir! Bu gidiş durdurulmalıdır; 60 yıl sorasının Türkiye’sine yakışmaz!
+++++++++
SÖZÜN ÖZÜ (1)

Yıl 1923; Mustafa Kemal Atatürk diyor ki: Basın, milletin müşterek sesidir. Bir milleti aydınlatma ve irşatta, bir millete muhtaç olduğu fikrî gıdayı vermekte, hulâsa bir milletin hedefi saadet olan müşterek bir istikamette yürümesini teminde, basın başlı başına bir kuvvet, bir mektep, bir rehberdir. / 1922 …Önem ve yüceliği cihan medeniyetinde açıkça kendisi gösteren basına, hükümetimizin birinci derecede önem vermesi; bu hususta sarf edeceği mesaiyi, millete ifa ile mükellef olduğu hayırlı hizmetlerin baş tarafına koyması yüksek Meclisin kesinlikle isteyeceği hususlardandır. / 1922 …Gazeteciler, kanunun ve umumun menfaatlerinin aksine muamelelere şahit ve vakıf oldukları takdirde gerekli yayında bulunmalıdır. / 1923 …Matbuat hiçbir sebeple tahakküm ve nüfuza tabi tutulamaz / 1923 …Özel maksatla neşriyat yapan bazı gazetelerin, halkın ekseriyeti üzerinde yaptığı tesir, her memlekette olduğu gibi o gazetelerin lehinde değildir. / 1924 …Basının tam ve geniş hürriyeti iyi kullanmasının, ne derecede nazik bir vaziyet olduğunu söylemeye lüzum görmem. Her türlü kanuni kayıtlardan evvel bir kalem sahibinin ilme, ihtiyaca ve kendi siyasi telakkilerine olduğu kadar vatandaşların hukukuna ve memleketin, her türlü hususi telakkilerin üstünde olan, yüksek menfaatlerine de dikkat ve hürmet etmek manevi zorunluluğu, asıl bu mecburiyettir ki umumi düzeni temin edebilir. Bununla beraber bu yolda yanılma ve kusur olsa bile; bu kusuru düzeltecek etken ve vasıta, basın hürriyetinden doğan mahzurların giderilme vasıtası, yine basın hürriyetidir. / 1924 …Basın hürriyetinden doğan mahzurların giderilme vasıtası, yine basın hürriyetidir. /1925 …Cumhuriyet devrinin kendi anlayış ve ahlâkını taşıyan basınını yine ancak Cumhuriyetin kendisi yetiştirir. Bir taraftan geçmiş devir gazetelerinin ve adamlarının düzeltilmesi mümkün olmayanları ulusun gözünde belirlenirken, öte taraftan Cumhuriyet basınının temiz ve feyizli sahası genişleyip yükselmektedir. Büyük ve soylu ulusumuzun yeni çalışma ve uygarlık yaşamını kolaylaştırıp özendirecek işte ancak bu anlayıştaki basın olacaktır. /1925 …Gazeteciler, gördüklerini, düşündüklerini, bildiklerini samimiyetle yazmalıdır. /1929
+++++++++
SÖZÜN ÖZÜ (2)
Yıl 2026; İGC Başkanı Dilek Gappi diyor ki…

“Gazetecilerin tek amaç ve kaygılarının hakikati yazmak” olduğunun altını çizen Başkan Dilek Gappi “Bizden ‘biat’ değil, ‘etik gazetecilik’ bekleyin” diyor ve devam ediyor:
…“Türkiye’de gazeteciler yazdıkları veya söyledikleri nedeniyle cezaevinde tutuluyor. Gazeteciler özgürlüğünü yitirirken, toplumumuz haber alma hakkını, ülkemiz de demokrasisini kaybediyor. Tutuklu ve hükümlü tüm meslektaşlarımız serbest bırakılmalı. Çünkü gazetecilik suç değildir.”
… “Kimi zaman kuşatılmaya çalışılan, fethedemeyince yok edelim diyenlere karşı dik durmak zordur. Üzerine Türk basının varlığını doğrudan etkileyen siyasi iklimi de eklerseniz o zorluk katmerlenir.
… “Zorlu günlerden geçiyoruz. Ben bu mücadelemizi ‘Hakikat savaşçılarının yılmaz mücadelesi’ olarak tanımlıyorum. Gerçekleri yazanlar, fikirlerini söyleyenler ya kamu gücüyle tehdit ediliyor, gözaltına alınıyor, ev hapsi veriliyor ya da tutuklanıyor. Bugün 18 meslektaşımız hâlâ cezaevinde. İddianamelerin çoğu ortada yok. Kanıt yok. Kim ne derse desin hakikatin bir parçası olmaktan vazgeçmeyeceğiz.”
+++++++