.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

Savaşın Gölgesinde Ekonomi: Türkiye’yi Bekleyen Zor Günler

Okuma Süresi: 4 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
Savaşın Gölgesinde Ekonomi: Türkiye’yi Bekleyen Zor Günler
Savaşın Gölgesinde Ekonomi: Türkiye’yi Bekleyen Zor Günler
Paylaş:
İran, İsrail ve Amerika arasındaki savaş Körfez ülkelerini de etkiliyor ve artık kısa sürede bitmesi beklentisi ortadan kalkmış durumda; giderek alevleniyor.
Bu durum, dünya ekonomisini etkilediği gibi Türkiye ekonomisini de derinden etkilemeye başladı.
Dünya rakamları itibarıyla baktığımızda petrol fiyatları varil başına 100 doların üzerinde.
115 dolar, 120 dolar seviyeleri kalıcı hale gelebilir.
Bu da dünya genelinde başta tarım ürünleri olmak üzere mal ve hizmet fiyatlarını yukarı çekecek demektir.
Buna bağlı olarak küresel bazda bir enflasyon dalgası gelmek üzere.
Bu durumda tüm ülkeler mecburen faiz artırımlarına gidecekler.
Ardından bir stagflasyon olgusu beklenebilir.
Büyüme rakamları zaten gelişmiş ülkelerde oldukça düşüktü.
2026 için yüzde ikilerin altında öngörülüyordu.
Örneğin Avrupa Birliği ülkelerinde bu oran yüzde 1.3 seviyesindeydi.
Dolayısıyla bu gelişmeler sonrasında bu rakam daha da kötüleşebilir.
Buna bağlı olarak borsalarda ciddi gerilemeler beklenebilir.
Türkiye’ye dönersek, 2026 yılı için petrolün varil fiyatı 65 dolar olarak planlanmıştı.
Bunun ekonomimize maliyeti 63 milyar dolar olarak öngörülmüştü.
Ancak şu anda petrol fiyatı 115 dolar seviyesinde.
Bu da enerji faturasının ve cari açığın artacağının açık bir göstergesidir.
Ocak ve Şubat aylarında enflasyon yüzde 7.95 olarak gerçekleşmişti.
Mart ayına ilişkin iki olumsuz faktör devreye girdi.
Bunlardan biri Ramazan etkisidir.
Her Ramazan ayında fiyatlar belirgin şekilde artış gösterir.
İkincisi ise enerji krizi nedeniyle taşıma maliyetlerinin yükselmesidir.
Bu durumda Mart ayı için yüzde 3 civarında bir enflasyon sürpriz olmayacaktır.
2026 yılı için yüzde 30’un altında bir enflasyon beklentisi vardı.
Ancak bu beklenti büyük ölçüde zayıflamış durumda.
Turizm gelirleri cephesinde de durum pek parlak görünmüyor.
2026 yılı için beklenti 68 milyar dolardı.
2025 yılı ise aslında iyi geçmiş ve 65.2 milyar dolar turizm geliri elde edilmişti.
Bu gelirin önemli bir kısmı İran’dan gelen 3 milyon ve Irak’tan gelen 2.1 milyon turist sayesinde sağlanmıştı.
Ancak artık bu turist akışını beklemek zor.
Orta Doğu ve Körfez ülkelerinden gelen yaklaşık 8 milyon kişi gelmişti.
Şimdi bunların getirisi de risk altında.
Dolayısıyla 2026 yılı için hedefleri yakalamak oldukça zor görünüyor.
Türkiye’nin alternatif turizm destinasyonu olabileceği düşünülebilir.
Ancak bunun güçlü bir ihtimal olmadığı değerlendiriliyor.
Bu nedenle turizm gelirlerinde en az 10 milyar dolarlık bir düşüş öngörmek daha gerçekçi olacaktır.
İhracat gelirlerine baktığımızda, savaş bölgelerine yapılan ihracatta düşüş yaşanıyor.
Aynı zamanda doğrudan yabancı yatırımlarda da ciddi bir azalma söz konusu.
Neticede; turizm, ihracat ve enerjinin toplam etkisi yaklaşık 40-50 milyar dolarlık bir negatif tablo ortaya koyuyor.
Orta Vadeli Program’da cari açığın milli gelire oranı yüzde 1.3 olarak öngörülmüştü.
Ancak mevcut koşullarda yüzde 4-4.5 seviyesinde bir açık sürpriz olmayacaktır.
Rezervler açısından bakıldığında, döviz kurunu dengelemek için yaklaşık 25-30 milyar dolar harcandı.
Bu harcamaların devam etmesi zor görünüyor.
Merkez Bankası daha fazla rezerv kaybı yaşamak istemeyebilir.
Bu durumda döviz kurunun bir miktar yükselmesine izin verilebilir.
Bu da doğrudan enflasyonu artıracaktır.
Son üç yıldır uygulanan ekonomik program bu gelişmelerden zarar görebilir.
Bütçe açığı tarafında da riskler artıyor.
Petrolde uygulanan eşel mobil sistemi nedeniyle ÖTV gelirlerinde yaklaşık 330 milyar liralık kayıp bekleniyor.
Faiz oranlarının yükselmesi de bütçe üzerindeki yükü artırıyor.
2026 bütçesinde faiz giderleri 2.742 trilyon lira olarak öngörülmüştü.
Ancak faiz artışları bu rakamı daha da yukarı taşıyacaktır.
Bu gelişmeler bütçe açığını yüzde 3 seviyesinden yüzde 5’e doğru taşıyabilir.
Bu da beraberinde daha sıkı bir kemer sıkma politikasını getirebilir.
Bu durum özellikle emekliler için daha zor bir sürecin habercisi olabilir.
Bayram ikramiyelerinde artış yapılamaması bunun ilk işaretlerinden biri olarak görülüyor.
Dış borç tarafında da riskler artıyor.
Türkiye’nin CDS primi 220 seviyelerinden 280-290 bandına yükselmiş durumda.
Türkiye’nin toplam dış borcu 520 milyar dolar seviyesinde.
CDS’teki her 1 puanlık artış borçlanma maliyetini yükseltiyor.
Bu da yaklaşık 5.2 milyar dolarlık ek faiz yükü anlamına geliyor.
İç borç tarafında da benzer bir tablo söz konusu.
2026 Ocak sonunda TL cinsinden borç stoku 6.710 trilyon liraydı.
Ortalama faiz oranı yüzde 36.20 civarındaydı.
Mart sonunda bu oran yüzde 40 seviyesini aşmış durumda.
10 yıllık tahvillerde de yaklaşık 150 baz puanlık bir artış yaşandı.
Bu eğilim devam ederse maliyetler daha da artacaktır.
Bu durum 2026 bütçesine 150-200 milyar liralık ek yük getirebilir.
Vatandaş açısından bakıldığında kredi faizleri de yükselmiş durumda.
Mevduat faizlerindeki artış kredi maliyetlerine de yansıdı.
Kredi faizlerinde yaklaşık 3 puanlık bir artış söz konusu.
Ortalama kredi faizi yüzde 59 seviyesine ulaşmış durumda.
İhtiyaç kredisi ve kredi kartı bakiyesi 5 trilyon lirayı aşmış durumda.
Faizlerdeki her 1 puanlık artış vatandaşın yükünü yaklaşık 50 milyar lira artırıyor.
Bu da zaten zor olan geçim koşullarını daha da ağırlaştırıyor.
Sonuç olarak ekonomistler bu gelişmeleri yakından takip ediyor.
Hayri Kozanoğlu, Alaaddin Aktaş, Mahfi Eğilmez ve diğer ekonomistler bu veriler ışığında önemli uyarılar yapıyor.
Ortaya çıkan tablo, ekonomi için adeta bir alarm ve kırmızı siren niteliği taşıyor.