Küresel ekonomi yeni haftaya üç büyük riskin gölgesinde başladı: Orta Doğu’da yeniden tırmanan ABD-İran çatışması, petrol fiyatlarındaki sert yükseliş ve ABD Merkez Bankası Başkanı Kevin Warsh’ın faiz artışı ihtimalini güçlendiren açıklamaları. Birbiriyle doğrudan bağlantılı olan bu üç gelişme, yalnızca Wall Street’i ya da petrol piyasasını değil, Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkelerin ekonomilerini de yakından ilgilendiriyor.
Petrol fiyatlarının yeniden yükselişe geçmesinin arkasında, ABD ile İran arasındaki askeri gerilimin tırmanması bulunuyor. Hürmüz Boğazı çevresinde yaşanan gelişmeler, küresel enerji piyasasında arz güvenliği endişelerini yeniden gündemin ilk sırasına taşıdı. Pazartesi günü Brent petrolün varil fiyatı 90 doların üzerine çıkarken, gün içindeki yükselişlerde 91 dolar seviyesinin de görüldüğü bildirildi. Piyasaların temel endişesi, savaşın daha geniş bir bölgeye yayılması ve dünyanın en önemli enerji geçiş noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı'ndaki sevkiyatın daha ciddi biçimde aksaması.
Petrolün yükselmesi, ilk bakışta sadece enerji şirketlerinin ve akaryakıt tüketicilerinin sorunu gibi görünebilir. Ancak petrol fiyatı, modern ekonominin neredeyse her alanına dokunan temel maliyetlerden biridir. Benzinden mazota, taşımacılıktan gıdaya, sanayi üretiminden elektrik maliyetlerine kadar geniş bir zincir petrol fiyatlarından etkilenir. Bu nedenle savaş kaynaklı petrol artışı, kısa süre içinde küresel enflasyon üzerinde yeni bir baskı oluşturabilir.
Tam da bu noktada Kevin Warsh'ın verdiği mesajlar piyasalar açısından daha kritik hale geliyor. Fed Başkanı Warsh, Jackson Hole toplantısında enflasyonun yüzde 2 hedefiyle uyumlu bir seyir izlediğine dair yeterli güven oluşmaması halinde para politikasında daha fazla sıkılaşmanın gerekebileceği mesajını verdi. Bu açıklamaların ardından piyasalarda faiz artışı beklentisi belirgin biçimde yükseldi. Reuters'ın aktardığı piyasa fiyatlamalarında, eylül ayında faiz artırımı olasılığı kısa sürede yüzde 60'ın üzerine çıktı.
Burada küresel ekonomi açısından dikkat çekici bir kısır döngü ortaya çıkıyor. Savaş petrolü yükseltiyor, petrol enflasyonu artırıyor, yüksek enflasyon ise merkez bankalarını daha sıkı para politikalarına yöneltiyor. Faizlerin yükselmesi de yatırımları, tüketimi ve ekonomik büyümeyi yavaşlatıyor. Yani savaşın ilk etkisi enerji piyasasında görülse bile, sonuçları bankacılıktan sanayiye, borsalardan emlak piyasalarına kadar geniş bir ekonomik alana yayılabiliyor.
Warsh'ın şahin olarak yorumlanan mesajları, özellikle küresel finans piyasalarında risk iştahını azaltmış durumda. Daha yüksek ABD faizleri, gelişmekte olan ülkeler açısından sermaye çıkışı ve dolar baskısı anlamına gelebilir. ABD tahvillerinin getirisi yükseldiğinde uluslararası yatırımcıların daha güvenli gördükleri Amerikan varlıklarına yönelme eğilimi güçlenebilir. Bu durum, Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomilerde döviz piyasaları ve finansman maliyetleri üzerinde ek baskı yaratabilir.
Türkiye açısından mesele daha da hassas. Çünkü Türkiye enerji ihtiyacının önemli bir bölümünü ithalat yoluyla karşılıyor. Petrol fiyatındaki kalıcı yükseliş, doğrudan enerji ithalat faturasını büyütebilir. Bu da dış ticaret dengesi ve cari açık üzerinde baskı oluşturabilir. Aynı zamanda petrol fiyatlarının yükselmesi, akaryakıt maliyetleri üzerinden ulaştırma ve üretim fiyatlarına, oradan da tüketici enflasyonuna yansıyabilir.
Küresel petrol fiyatlarındaki her artışın Türkiye'de otomatik olarak aynı oranda pompa fiyatlarına yansıdığını söylemek mümkün değil. Döviz kuru, vergiler, rafineri maliyetleri ve iç piyasa koşulları da fiyat oluşumunda etkili. Ancak petrolün uzun süre yüksek seviyelerde kalması halinde maliyet baskısının ekonominin genelinde hissedilmesi kaçınılmaz hale geliyor.
Önümüzdeki günlerde piyasaların izleyeceği iki temel başlık bulunacak. Birincisi, ABD ile İran arasındaki askeri gerilimin nereye evrileceği. İkincisi ise FED’in yaklaşan faiz kararı öncesinde açıklanacak ABD istihdam ve enflasyon verileri. Eğer savaşın enerji arzını daha ciddi biçimde tehdit ettiği bir tablo ortaya çıkar ve aynı anda ABD enflasyonu yüksek kalmaya devam ederse, Fed üzerindeki faiz artışı baskısı daha da güçlenebilir.
Küresel ekonomi açısından en riskli senaryo ise petrol şoku ile yüksek faizin aynı anda kalıcı hale gelmesi. Böyle bir durumda dünya ekonomisi hem artan maliyetlerle hem de pahalı finansmanla mücadele etmek zorunda kalabilir. Bugün yaşanan gelişmeler bu nedenle yalnızca günlük piyasa hareketleri olarak görülmemeli. Savaş, enerji ve para politikası arasındaki bağ, 2026'nın geri kalanında küresel ekonominin yönünü belirleyecek en önemli başlıklardan biri olmaya aday görünüyor.
Kaynak: Euronews
Savaş, petrol ve faiz üçgeni
Savaş, petrol ve faiz üçgeni
Paylaş: