Yaklaşık yarım asırlık sanayicilik ve ihracatçılık deneyimiyle Türkiye ekonomisinin ve tekstil sektörünün farklı dönemlerine tanıklık eden Ege İhracatçı Birlikleri (EİB) önceki dönem Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, Gözlem’in sorularını yanıtladı. Türkiye’nin ihracatta önemli bir noktaya gelmesinde devletin, bakanların ve bürokrasinin ihracatçının önünü açmasının büyük rol oynadığını belirten Eskinazi, bugün ise sanayici ve ihracatçının birçok konuda yalnız bırakıldığını söyledi. Serbest ticaret anlaşmalarından yüksek faiz ve enflasyona, yabancı yatırımlardan sürdürülebilirliğe, marka yaratmaktan genç girişimcilere kadar pek çok başlığı değerlendiren Eskinazi, Türk tekstil sektörünün sürdürülebilirlik konusunda Avrupa’nın önünde olduğunu savundu.
- Türkiye ekonomisinin farklı dönemlerine tanıklık ettiniz. Geriye baktığınızda sizi en çok hangi dönem şekillendirdi? Türk tekstil sektörünün geçirdiği en büyük dönüşüm sizce ne oldu?
Bence son zamanlarda bu durdu. Her şey birliklere, belirli bütçelerle belirli imkanlarla bırakıldı. Olmadık yerlere teşvik verildi. Örneğin uzak pazar dediğimiz Güney Amerika’ya mal satmamıza imkan yok. Çünkü kendi pazarlarını korumak için koydukları vergi duvarları var karşımızda. Bu ülkelere kendi imkanlarımızla ancak turistik geziye gideriz. Uzak Doğu’ya gitsek yine vergi duvarları var. İhracatçının yol alabilmesi için mutlaka devletlerin ve politikacıların çalışması gerekiyor. Artık dünyada serbest ticaret anlaşmaları çok ön plana çıkmaya başladı.
Bir ülkeye mal satabilmek, o ülkenin pazarında yer alabilmek için bizim bakanlığımızın ve karşı ülkenin bakanlığının çalışıp ortak bir zemin hazırlaması lazım. Bu serbest ticaret anlaşmalarıyla oluyor. Bunlar bugünden yarına olan şeyler değil. Minimum üç-beş yıllık süreçlerden başlıyor. Bunlar yapılmadığı müddetçe ihracatçılar tırnaklarıyla bir şeyler kapmaya çalışıyor.
- İçinde bulunduğumuz dönemde ihracatçı ve özellikle sanayici ihracatçı biraz yalnız bırakılmış, kendi başına bırakılmış mı hissediyorsunuz?
Bir de Akdeniz Anlaşması yapıldı. Tamam, o da pazar. Biz de oralara mal satabiliriz. Ama Türkiye bu işin aleyhine çünkü bizim zaten bir Ortak Pazarımız vardı. Aynı avantajları herkese vermiş olduk. Biz pazardan pay kaybettik.
Gelelim Amerika’ya. Dostumuz Trump falan, yüzde 12,5 vergi geldi üzerine. Şu anda zeytinyağı zaten zor durumda. Amerika pazarı çok rahat. Avrupa’ya zaten satamıyor. Yüzde 12,5 vergisi var üzerinde. Bunların olmaması lazım. Tam tersi olması lazım. Bize bu bariyerleri koymak yerine asfalt döşemeleri lazım. Bizim oralara daha rahat girmemiz gerek.
- Yarım asırlık bir tecrübeden bahsediyoruz. Mutlaka birçok “İyi ki böyle yapmışım” dediğiniz vardır. Asıl bu “İyi ki böyle yapmışım”ları sağlayan yönetim anlayışınızın temelinde oluşan değerler neler?
Bugün bir işveren saat 10’da işe gelip 3’te gidiyorsa, çalışanı saat 7.30-8’de geliyorsa ve aşağı hatta gidiyorsa o verim fark eder. Gözle görülüyor. “Benim işim yoktu” diye bir şey yok. İşin olması önemli değil. Sen eleman alacaksın. O işin senin diğer işlerini dağıtabilir. Saatlere yayabilirsin. Nasıl çalışan var, bunu hale getirebilirsin. Bu benim için çok önemli bir şeydi. Her zaman sıkı çalıştım. Her işte de öyle sıkı çalıştım. Bu benim için bir öncelikti.
Tabii bir de devirleri takip ettik. Örneğin Özal devrinde, Tansu Hanım zamanında yüzde 3 bin faizlerde biz çok iyi pozisyonda yakalandık. Durumumuz, döviz rezervimiz, şirket olarak vaziyetimiz iyiydi. O bakımdan o dönemden iyi çıktık. Bankalar krizlerine, 5 Nisan kararlarına yakalanmadık. Mümkün olduğu kadar önceden görüş sahibi olup şirketi her zaman daha stabil, daha sağlam tutabilecek kararlar almaya çalıştık.
- Ön görüşün ne kadar önemli olduğunu söylediniz. Mevcut bakanlarımızdan Mehmet Şimşek bir dönem “Sakın dövizle borçlanmayın, dövizle borcunuz varsa kapatın” demişti. Bugün kendisi yine ekonominin başında ve sürekli ekonomiyi düze çıkarma vaadinde bulunuyor. İş dünyası burada daha önceki uyarıyı mı dinlemedi ya da şimdiki yapılanlar mı iş dünyası için yeterli değil? Buradaki sıkıntı nedir?
- Son yıllarda pandemi, savaş, yüksek enflasyon, küresel belirsizlikler iş yapma biçimlerini kökten değiştirdi. Türk tekstil sanayisi bu yeni döneme sizce nasıl uyum sağlıyor?
Sürdürülebilirlik konusunda tekstil atıklarının yeniden değerlendirilmesine ilişkin dikkat çekici uygulamalar da var bizde. Uşak’ta çok iyi tesislerimiz var. Atık dönüşüm tesislerimiz çok iyi. İnanın ki dünyada en iyilerden birisi Uşak bizim için. Artık kullanılmayacak olanları presleyip keçe yapıyorlar. O keçe yolun altına seriliyor. 60 santimetre mıcır konacağına 20 santimetre mıcırla onu hallediyor ve emiciliği daha fazla. Türkiye’nin geleceği işte bu. Düşünün, o kadar dağları, taşları kullanıyoruz, çevreyi kirleten üretim yapıyoruz, ağaçları kesiyoruz. Ne kadar avantaj sağlıyor, yarı yarıya. Onun için bunlar çok önemli şeyler.
- Döviz kuru, finansman maliyetleri, yüksek üretim giderleri, ihracatçılardan bu aralar en çok duyduğumuz söylem. Peki bunların çözümü için hangi adımı atmak gerekiyor?
Ülke sanayiden çıktığı zaman zaten felaket o zaman başlıyor. İş gücü kayıpları başlarsa yüksek miktarda, ki oluyor ama daha dengede sözde işsizlik oranları düştü. İş arayanların oranı azaldı. Millet iş bile aramıyor. Onun için çok zor bir devredeyiz. Kimse yatırım yapmıyor. Yatırıma kredi falan veriyorlar ama o kredi geri dönecek. Bugün üç senede enflasyonla mücadele olmaz. Üç sene üç aydır enflasyonla mücadele ediyoruz. Dünyanın başka bir yerinde böyle bir politikaya altı ay dayanılır ama üç sene üç aydır sanayici buna dayanıyor.
- Peki dışarıdan yatırımcı gelmesi açısından Türkiye’nin önündeki en önemli sorunlar neler?
- Marka en çok konuştuğumuz konulardan biri. Peki Türkiye’nin kendisi neden marka olamıyor?
- Tekstil sektöründe Türkiye’den çıkan markalar açısından nasıl bir tablo görüyorsunuz?
- Son olarak iş hayatına yeni başlayan gençlere, girişimcilere ve geleceğin sanayicilerine vermek istediğiniz en önemli tavsiye nedir?
En büyük tavsiyem de beraber çalıştıklarıyla beraber bir bütün olsunlar. Hep beraber yaratsınlar. “Ben yaptım” olmasın. Ekibini ona göre kursun. Ekip kurmak çok önemli bir iş. İstişare.