.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

Rezerv para emperyalizmi

Okuma Süresi: 4 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
Rezerv para emperyalizmi
Rezerv para emperyalizmi
Paylaş:
Günümüz dünyasında emperyalizm kılık değiştirdi. Artık emperyalizm; toprak işgalleriyle değil, merkez bankası kararlarıyla, finansal akışlarla ve borç mekanizmalarıyla ilerliyor. Bu yeni emperyalizmin merkezinde ise; masum bir teknik kavram gibi sunulan ama gerçekte küresel iktidarın anahtarı olan ‘’rezerv para gerçeği’’yer alıyor.
Dünyadaki rezerv para gerçeğinin merkezinde Amerikan doları vardır.
Amerikan doları; bugün altın karşılığı olan bir para değildir. Doların karşılığı ABD devletinin küresel finans sistemindeki egemenliği ve onun bu konumunu koruyan siyasi-askeri gücüdür. Bugünün dünyasında; enerji dolar ile satılır, borçlanma dolar ile yapılır, ticaret dolar ile ölçülür. Böylece dolar; yalnızca bir para değil, ‘’küresel fiyatlama dili’’ haline gelir.
Bu düzenin en kritik sonucu şudur: ABD dolar bastığında oluşan enflasyonist baskının bir bölümü dünya geneline yayılır. ABD kendi parasını basarak yaşar, dolarize olmuş diğer ülkeler(Türkiye gibi) dolar bulmak zorunda olduğu için bedel öder. ABD enflasyon ihraç ederken, dolarize olmuş ülkeler enflasyon ithal eder. İşte ‘’Rezerv Para Emperyalizmi’’ tam olarak budur.

1. Rezerv para emperyalizminin mekanizmaları
Rezerv Para Emperyalizmi; üç temel mekanizma üzerinden işler ve bu mekanizmalar birlikte çalıştığında ortaya klasik emperyalizmden çok daha sofistike, çok daha kalıcı bir emperyalist tahakküm ortaya çıkar.
• Birinci mekanizma, sınırsız para basma ayrıcalığıdır. Rezerv para sahibi ülke, kendi iç krizlerini dünyaya yayabilir. Para arzı genişlediğinde oluşan enflasyon, ulusal sınırların dışına taşar; çevre ülkelerin satın alma gücünü sessizce aşındırır. Merkez ülke borçlarını reel olarak hafifletirken, çevre ülkeler yüksek enflasyonla, eriyen ücretlerle ve artan yoksullukla baş başa kalır. Enflasyon bu düzende bir arıza değil; bilinçli bir yoksulluk aktarım mekanizmasıdır.
• İkinci mekanizma, varlık fiyatları üzerinden işleyen servet transferidir. Enflasyon ücretleri eritirken; hisse senetleri, gayrimenkuller ve finansal varlıklar şişer. Servet, üretim yapan toplumlarda değil; finans merkezlerinde birikir. Çalışan yoksullaşır, varlık sahibi zenginleşir. Eşitsizlik derinleşir ama bu durum “piyasanın doğal sonucu” gibi sunulur. Oysa ortada doğal olan hiçbir şey yoktur; yalnızca sistematik bir yönlendirme vardır.
• Üçüncü mekanizma ise jeopolitik zorlamadır. Rezerv para sistemi, askeri ve siyasal güçle korunur. Yaptırımlar, ödeme sistemleri, finansal ambargolar, ticaret kısıtlamaları bu düzenin görünür araçlarıdır. Uluslararası ticaret bu nedenle serbest değildir; hiyerarşiktir. Sisteme uyum sağlayanlar ticaret yapabilir, itiraz edenler ekonomik olarak boğulur. Paranın arkasında piyasa değil, güç vardır.
İşte bu yüzden rezerv para emperyalizmini anlamadan enflasyonu, borçlanmayı, gelir dağılımını ve jeopolitiği anlamak mümkün değildir. Türkiye gibi ülkeler açısından mesele yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda siyasal, toplumsal ve hatta zihinseldir. Rezerv para düzeni; para politikasından sanayiye, sosyal adaletten dış politikaya kadar her alanı belirler.

2. Rezerv para emperyalizminin Türkiye’ye etkileri
Türkiye; enerji, ara mal, hammadde ve teknolojide büyük ölçüde ithalata bağımlıdır. Bu ithalatın fiyatı ağırlıkla dolar cinsindendir. Dolar/TL yükseldiği anda; ithalat maliyetleri artar, üretim maliyetleri yükselir, fiyatlar genelleşir. Bu süreç; akademik çalışmalarda ölçülmüş bir gerçektir. Türkiye’de döviz kurundaki artışların tüketici fiyatlarına yaklaşık %20ile 30 bandında yansıdığı defalarca hesaplanmıştır. Yani Türkiye’nin başına bela olan enflasyon; büyük ölçüde kurdan kaynaklanan bir maliyet enflasyonudur.
Bu noktada faiz tartışması devreye sokulur. Oysa Türkiye’de faiz çoğu zaman neden değil, sonuçtur. Kur şoku yaşanır, enflasyon sıçrar, ardından faiz artırımı gelir. Ama bu artış enflasyonu doğuran mekanizmayı ortadan kaldırmaz, yalnızca kur atağını geçici olarak frenlemeye çalışır. Yani faiz burada tedavi değil, pansumandır. Faizin pansuman olduğu yerde; para politikası işlemez hale gelir.
Daha açık bir deyişle; Türkiye dolarla çalışan bir dünyada TL ile ayakta kalmaya çalışan ama kura bağımlılık yüzünden para ve maliye politikalarının işlemediği bir ülkedir.
ABD; bastığı parayla borçlanır, ithalat yapar, savaş finanse eder. Türkiye ise aynı parayla enerji alır, borç öder, üretimini sürdürmeye çalışır ama enflasyon ithal eder. ABD için dolar ‘’egemenlik’’ aracıdır; Türkiye için ‘’hayatta kalma’’ aracıdır. Bir ülke parasını bastığı için güçlü olurken, diğeri aynı parayı kullandığı için yoksullaşır.
Bu nedenle Türkiye için enflasyon geçici bir fiyat sorunu değildir. Enflasyon; egemen olunmayan bir para düzeninin faturasıdır. Türkiye’de enflasyonu kurla ilişkilendirmeden; faizle, ücretle ya da taleple açıklamak gerçeği perdelemekten başka bir işe yaramaz.

3. Türkiye ne yapabilir?
Rezerv para emperyalizmi karşısında ülkelerin önünde iki yol vardır: Ya bu düzenin pasif bir nesnesi olunur ya da onun sınırlarını bilen, risklerini yöneten ve kendi manevra alanını açan bir özne hâline gelinir. Türkiye açısından mesele, bu düzenin kısa vadede yıkılmasını beklemek değildir. Asıl mesele, bu düzen içinde daha az kırılgan, daha dirençli ve daha bilinçli bir konum inşa edebilmektir. Ben bu bilinçli konum için aşağıdaki beş adımın atılmasını öneriyorum.
• Birinci adım, parasal egemenlik bilincinin yeniden kurulmasıdır.
• İkinci adım, ticarette para birimi çeşitliliğini stratejik bir hedef hâline getirmektir.
• Üçüncü adım, gelir–servet dengesini gözeten bir iç ekonomik yapının
• Dördüncü adım, stratejik sektörlerde kamusal aklın güçlendirilmesidir.
• Beşinci adım, çok kutuplu dünya gerçeği doğru okunmalıdır.
Sonuç olarak rezerv para emperyalizmiyle mücadele, kısa vadeli hamlelerin değil; uzun soluklu bir devlet aklının konusudur.
Dolar karşısında kendi geleceğimizi nasıl kuracağımız konusudur.