Türkiye'de yaşanan ve son yıllarda zirve yapan siyasal kavgaları; hep sağ-sol çatışmasıyla, laiklik-dindarlık tartışmalarıyla, Cumhuriyetçilik-Ümmetçilik ayrışmasıyla veya iktidar-muhalefet mücadelesiyle açıklamaya çalışıyoruz.
Oysa bütün bu kavgaların temelinde; ilk bakışta görünmeyen ve dünyadan Türkiye’ye yansıyan daha derin bir gerçek bulunmaktadır. Bu gerçeğin ve Türkiye’deki kavganın adı “rant kavgası”’dır. Bu gerçeği anlayabilmek için önce dünyanın son üç yüz yılda geçirdiği büyük dönüşüme bakmak gerekir.
Son üç yüz yılın dünyası büyük ölçüde “diyalektik medeniyet”’ anlayışı üzerine kuruldu. Bu anlayış; rekabeti, çatışmayı ve güç mücadelesini ilerlemenin motoru olarak gördü. Kapitalizm ve sosyalizm birbirlerine karşı görülseler de aynı diyalektik kökten beslendiler. Biri piyasayı, diğeri devleti merkez aldı. Ancak her ikisi de toplumu bir mücadele alanı olarak değerlendirdi. Bu değerlendirme dünyayı diyalektik bir medeniyete savurdu. Bugün ise bu diyalektik düzen yeni bir ekonomik döneme girmiş görünüyor. Bu dönemin adı “Rant Ekonomisi”dir.
Aslında hikâyenin özeti şöyle; sanayi devriminin ardından, dünya ekonomisinin merkezinde ‘’üretim’’bulunuyordu. Toprak üretiyordu, fabrikalar üretiyordu, insan emeği değer oluşturuyordu, servet ile üretim arasında doğrudan bir ilişki vardı.
Bugünün rant ekonomisinde ise durum farklıdır. Dünya ekonomisinin yıllık reel üretim büyüklüğü yaklaşık 125 trilyon dolar seviyesindedir. Buna karşılık küresel finansal varlıkların büyüklüğü 800 trilyon dolara ulaşmış durumdadır. Hisse senetleri, tahviller, yatırım fonları, türev ürünler ve çeşitli finansal araçlar reel ekonominin çok üzerinde bir değer alanı oluşturmuştur.
Bir başka ifadeyle dünya; finansal ve kentsel rantlar yoluyla üretim ekonomisinden rant ekonomisine doğru sürüklenmiştir. Artık birçok alanda kazananlar üretenler değil, finansal ve kentsel rantları kontrol edenlerdir.
İşte ben bu yeni aşamayı “Rant Ekonomisi” olarak tanımlıyorum. Çünkü Diyalektik Medeniyetin bu son aşamasında artık emek değil spekülasyon, üretim değil finansal ve kentsel rantlar ekonomiye hâkim olmuştur.
1. Türkiye'nin yeni zenginleşme modeli
Ne yazık ki; dünyaya bağımlı Türkiye de aynı rant ekonomisine savrulmuştur. Üstelik dünya rant ekonomilerinden biri değil, birincisi olmuştur. Faiz gelirleri, kur hareketleri, arsa değer artışları, imar değişiklikleri ve kentsel dönüşüm projeleri; Türk ekonomisine egemen olmuştur.
Bugün Türkiye'de birçok vatandaşın zenginleşme hayali; yeni bir fabrika kurmakla değil, doğru arsayı almakla, doğru dövizi tutmakla veya doğru finansal pozisyonu yakalamakla ilişkilendirilmektedir. Daha da önemlisi, devlet bütçesi bile giderek daha fazla borçlanma ve faiz mekanizmaları üzerinden yürütülmektedir.
Üretim ekonomisi geri çekildikçe rant ekonomisi büyümektedir. Rant ekonomisi büyüdükçe de siyaset değişmektedir. Çünkü rantın olduğu yerde ekonomi de, siyaset de, adalet de kurallı olmaktan çıkar, kör dövüşüne ve kavgaya dönüşür.
2. İstanbul mu, Rantbul mu?
Bu rant ekonomisinin Türkiye’deki en çarpıcı örneği İstanbul’dur. Bugün İstanbul yaklaşık 16 milyon nüfusuyla; Yunanistan, Belçika, Çekya ve Portekiz gibi birçok Avrupa ülkesinden daha büyük bir nüfusu barındırmaktadır. Ancak asıl dikkat çekici olan nüfusu değil, ekonomik ağırlığıdır.
Türkiye nüfusunun yaklaşık %18’i İstanbul’da yaşamaktadır. Buna karşılık Türkiye ekonomisinin yaklaşık %29’u, vergi gelirlerinin ise yaklaşık %40’ı bu şehirden doğmaktadır. Bu rakamlar bize şunu göstermektedir. İstanbul artık bir şehir değildir, kendi başına devasa bir kentsel organizmadır. Ve böyle bir organizma doğal olarak çok büyük rantlar üretmektedir.
Bir imar değişikliği, bir ulaşım projesi, bir rezerv alan kararı, bir kentsel dönüşüm uygulaması, bir Kanal İstanbul Projesi hazırlığı milyarlarca liralık yeni rant alanları oluşturabilmektedir. Bu nedenle bugün İstanbul’a yalnızca bir kent olarak bakmak mümkün değildir. İstanbul aynı zamanda Türkiye'deki rant ekonomisinin kalbidir. Bu yüzden zaman zaman bu şehrin adını sorgulamak gerekiyor. İstanbul mu? Yoksa; Rantbul mu?
3. Merkezi idare ve yerel yönetimler neden çatışıyor?
Belediyelerin gerçek gücü bütçelerinde değil, yönettikleri rant alanlarında ortaya çıkmaktadır. Çünkü bir Belediye bütçesi; yüz milyarlarca lira olabilir, ancak tek bir plan değişikliği, tek bir emsal artışı, mesela bir metro hattı projesi bazen bu bütçenin çok üzerinde ekonomik değerler yaratabilmektedir.
İşte merkezi hükümetle, yerel yönetimlerin kavgaları yüzeyde siyasi rekabet gibi görünmekte ama kavganın gerçek sebebi kentsel rant ekonomisine dayanmaktadır. Çünkü kentsel rantların kontrolü aynı zamanda büyük bir ekonomik gücün kontrolü anlamına gelmektedir.
Yerel yönetimler; anormal bir şehirleşme hızı ile çok büyümüş ve imar planları, ruhsat süreçleri, kentsel dönüşüm alanları, belediye iştirakleri üzerinden çok önemli etki alanlarına sahip hale gelmişlerdir.
Diğer yandan muhalefet son 25 yıldır Merkezi Yönetimi elinde tutan İktidarı değiştirememiştir. Ancak bu dönemde Muhalefet; başta büyük şehir belediyeleri olmak üzere bütün yerel yönetimleri eline geçirmiş, merkezi hükümet iktidarın elinde, yerel yönetimler ise muhalefette toplanmıştır.
Merkezi yönetimi elinde tutan iktidar önce; yerel yönetimlerin rantsal yetkilerini ve imar yapma yetkilerini merkezileştirmiş, imar planı yapmaya yetkili TOKİ ve Emlak Konut gibi müteahhitlik organizasyonları ile yerel rantları kontrol altına almaya çalışmıştır.
Bütün bunlar yeterli olmayınca da, kurduğu otokratik yönetim ile yerel yönetim üzerinde denetim baskıları, yolsuzluk soruşturmaları, tutuklamalar ve Belediye Başkanları transferi yoluyla büyük bir kavga başlatmıştır. Baştan beri söylediğimiz gibi; bu kavganın temelinde kentsel rantlar yatmaktadır.
İşte bugünkü siyasal kavgaların temel sebebi ülkenin tümünü sarmış olan rant ekonomisidir.
4. Cumhuriyet ve onun devleti tehlikede…
Bu rant kavgasının sonunda iktidar ve muhalefetin ötesinde esas zarar görecek olan Türkiye Cumhuriyeti ve onun devletidir. Çünkü rant ekonomisi büyüdükçe siyaset de, ekonomi de, adalet de bu rant ekonomisi tarafından şekillenmektedir.
Zaten yıpranmış olan siyasi yapı daha da yıpranmakta, ekonomi zayıflamakta, hukuka olan güven azalmakta, toplum kutuplaşmakta ve Devlet ile Millet arasındaki mesafe açılmaktadır. Oysa Cumhuriyet; devlet ile millet arasında kurulan ortaklık rejimidir.
Cumhuriyetin özü; üretimdir, hukuktur, fırsat eşitliğidir ve ortak gelecek fikridir. Rant kavgaları ise tam tersi sonuçlar doğurmaktadır. Üretmeden kazanmayı teşvik etmektedir. Toplumsal enerjiyi üretime değil paylaşım kavgasına yönlendirmektedir.
Devlet; ortak aklın kurumu olmaktan çıkıp, rant dağıtım mekanizmasına dönüşmüştür. Bu nedenle, bugün yaşanan sorun; yalnızca ekonomik ya da demokratik değildir. Esas sorun; Cumhuriyetin ve onun devletinin muhafazası sorunudur.
Açıkça söylemeliyiz ki; Cumhuriyetin Devleti tehlike altındadır. Unutulmamalıdır ki; devletin, kendini muhafaza edemeyen topluluklara geri döndüğü görülmemiştir.
Rant ekonomisinin siyasal kavgaları
Rant ekonomisinin siyasal kavgaları
Paylaş: