.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

Post seküler çağda inanç ve akıl

Okuma Süresi: 3 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
Post seküler çağda inanç ve akıl
Post seküler çağda inanç ve akıl
Paylaş:
Ekonomik gündemin yoğunluğu azalınca her zamanki gibi son okuduğum kitapla ilgili bir yazı yazmaya sıra ancak gelebildi. Başlıktaki ifade, “Jürgen Habermas ve diğerleri”nin yazmış olduğu “Eksik Olanın Farkındalığı” isimli kitabın alt başlığı. Kitap, Al- Baraka Kültür ve Sanat Yayıncılık’ın 2025 Kasım ayında yayınlanan “Felsefe Dizisi” nin 22 no’lu yayını. Ana yazar Jürgen Habermas’la birliktedört yazar daha var. 92 sayfalık bu küçük hacimli kitap yoğun düşünsel derinliğe sahip. Habermas bu kitapta din, akıl ve modernlik ilişkisini post seküler çerçevede yeniden düşünmeye davet ediyor.
Kitabın arka kapağındaki açıklamalar kitabın özünün özeti gibi. “Modern dünyanın akıl merkezli düzeni, insanın anlam arayışını taşıyacak bir zemini her geçen gün daha fazla yitiriyor. “Eksik olanın Farkındalığı” seküler bilinç ile dini gelenekler arasındaki kırılgan eşikte doğan yoğun bir tartışmayı bir araya getiriyor. Kitaptaki yedi bölümde inanç ile akıl ilişkisinin, hangi noktalarda çatıştığını, hangi koşullarda birbirlerini besleyebileceğini ve post seküler bir toplumda ortak bir konuşma zemininin mümkün olup olmadığı sorgulanıyor. Bu kitap, çağdaş toplumların karşılaşabilecekleri sosyolojik krizler üzerine düşünmek isteyenlere bir rehber niteliğinde. Ayrıca modern aklın yorgunluğu ile dini mirasın canlı potansiyelini görünür kılarak post seküler çağ tartışmalarına güçlü ve kapsamlı bir giriş sunuyor.”
Jürgen Habermas’ın dilimize son yıllarda çevrilen kitaplarının başlıcaları şunlar: “Öteki Olmak”, “Ötekiyle Yaşamak”, “Doğacılık ve Din Arasında Felsefi Denemeler”, “Kamusallığın Yeni Bir Yapısal Dönüşümü”, “Müzakereci Demokrasi” ve “Meşruiyet Krizi” gibi. Habermas kitabında Kant’tan Benjamin’e, Hegel’den Derrida’ya geniş bir felsefi düşünce içinde hem felsefi hem de teolojik referanslar üzerinden “anlam açığı”nın izini sürerek diyor ki; “Modern akıl kendi eleştirel işlevini sürdürebilmek için dini geleneklerin düşünsel mirasını seküler bağlamda yeniden değerlendirmek durumundadır. Bu aynı zamanda dini içeriklerin de benzer biçimde rasyonel iletişim alanına taşınmaları anlamına gelecektir.”Eksik olan nedir? Bu soruya Habermas’ın verdiği cevap şöyle özetlenebilir:
1. İnsan yaşamının son evresinde bu evreyi anlamlı bir biçimde karşılayan bir “Ritüel” eksiktir. Modern akıl bu unsuru kendi bünyesine katmayı başarabilir mi? (Bu kitaptaki tüm düşünürler Hristiyan-Yahudi inancı temelinde konuyu irdelemişlerdir. Bize göre İslam dinin yaşamın son evresini “Ahiret” inancı ile daha net anlaşılabilir nitelikte diye düşünüyoruz. Bu konu Yahudilik, Hristiyanlık ve İslamiyet’te karşılıklı olarak işlenmesini gerektirir nitelikte ayrı bir yazı konusudur. Bu nedenle bunu ileri bir tarihe bırakıyoruz.)
2. Dayanışma motivasyonu bulunmayışı da bir başka eksikliktir. Dünya çapında seküler bireylerin pratik aklı dayanışmayı yeterince algılamıyor. Halbuki modern akıl, kendi bireyci karakterini aşarak kendisini karşılıklı anlayışa dayalı sorumluluk hisseden bir akla dönüştürmelidir.
3. Siyasi toplumlarda meşruiyetlerini sağlam ve dayanıklı inançlarla desteklenip desteklenmediği konusunda kesin bir bilgi eksikliği vardır. Dini topluluklarda kendi ulusal siyasal toplumlarını meşrulaştırmalı ve onları destekleyerek güç kazandırmalıdırlar.
4. Diğer bir eksiklik ise siyasi, kamusal alanda dini ifadelerin olmayışıdır. Burada geçmişin modellerine göre bir gelecek anlamında değil şimdi kendi konumunun tayin edilebilmesi için bir gereklilik eksikliği kastediliyor.
Felsefeci ve sosyolog olan Jürgen Habermas 3 Haziran 2008’de İstanbul’da Bilgi Üniversitesi’nde bir konuşma yapmıştır. Bu konuşmadan kısa bir alıntıyla yazımıza son verelim. “Seküler-dindar eşitliği şart. Bütünleyici bir öğrenme süreci her iki kanatta da gerekli. Sivil toplum ve siyasi kamusal alandaki seküler vatandaşlar, aynı ülkeyi paylaştıkları vatandaşları, kendileriyle eşit görmelidirler. Aksi halde aynı ülkeyi paylaştıkları dindar vatandaşlara, onları dini kafa yapıları nedeniyle modern çağdaşları olarak ciddiye almama çekincesiyle bakarlarsa “Modus Vivendi (Geçici Anlaşma)” seviyesine dönerler. Bu durumda paylaşılan vatandaşlığın temelini oluşturan karşılıklı tanımayı da temelden tıkamış olurlar.”