Türkiye Cumhuriyeti; batıyı kopyalamaya değil, bağımsız modernleşmeye çalışan bir projeydi.
Fakat 1950 sonrasında Türkiye; Atlantik sistemine bağlandı. Bir yanda Marshall yardımları, NATO, IMF, Dünya Bankası güdümünde ithalata dayalı ekonomiye ve tüketici insana doğru dönüştü. Diğer yandan; Atlantik sistemiyle Sovyetler arasındaki Soğuk Savaş yıllarından etkilendi, Türk insanı Sağcı-Solcu olarak parçalandı.
Türkleri parçalama sistemli bir biçimde sürdürüldü ve ikinci olarak Türk insanı; Alevi-Sünni olarak parçalandı.
Bu ilk iki parçalanmanın peşinden Türkiye neo-liberalizm sloganlarıyla özelleştirme, finansallaşma, medya kapitalizmi, AVM kültürü, kimlik siyasetleri ve ithalat bağımlılığına sürüklendi. Türkiye’de ‘’yurttaş’’ın yerine ‘’tüketici’’ geçmeye başladı.
Bu dönemde toplum: Etnik, mezhepsel, kültürel olarak parçalanmaya devam etti. Ve özellikle bu dönemde etnik Türk-Kürt parçalanması ön plana çıktı ve parçalanma teröre dönüştürüldü.
2000 sonrasında ise; piyasa ekonomisi vemuhafazakâr toplum mühendisliği iç içe geçti. Otokratik iktidar modeli ile birleşti. Türk insanı bir defa daha; İslamcı- Cumhuriyetçi olarak parçalandı.
Bütün bu parçalanmaların sonucunda Türk insanı; neo-liberal piyasa kültürü altında ve Batı’nın tüketici bireyi görünüşüyle temel olarak sağcı-solcu, Alevi-Sünni, Kürt-Türk, ümmetçi-Cumhuriyetçi olarak parçalandı. Bu parçalanmalar birbirinin içine geçti.
Sonuç olarak Türk insanının;
• Bir bölümü Batı’nın piyasa insanına dönüştü.
• Bir bölümü Sovyet ve Çin sistemlerine meyletti.
• Bir bölümü ümmetçi çizgide tarihsel Türk hafızasından uzaklaştı.
• Bir bölümü ise yalnız Cumhuriyetçi reflekslere sığındı.
Bütün bunlara bakarak Türk toplumunun parça parça edildiğini, her parçanın mesela Türkçülük kavramının bile alt parçalara ayrıldığını gözlemliyoruz. Bugün Türkiye’deki bazı insanlar etnik Milliyetçilik ve Kürtçülük üzerinden, bazı insanlar Din ve Ümmetçilik üzerinden, bazı insanlar Cumhuriyet ve Bağımsızlık üzerinden konuşmaktadır.
Türkler arasındaki bu parçalanmışlık; siyasi parti parçalanmışlıklarına ve siyasal transferlere dönüşmüş, demokrasi güvenilirliğini kaybetmiştir.
Şimdi temel soru şudur:
Türk insanı yeniden bütünleşebilecek mi?
Türk insanının bütünleşme zemini için eski Türk medeniyeti bohçasının yeniden açılması gerekiyor. Çünkü Türklerin medeniyeti; doğaya dayalı hareketli yaşam kültürüne, halkla iç içe bir devlet organizasyonuna, yerel otonomiyle merkezi birlik arasındaki dengeye, doğayla uyumlu bir yaşam fikrine ve en önemlisi bütün bunları kavramlaştıran dünyanın en eski dili Türkçeye ve bu dilden doğan ‘’Türkçe Düşünme Sistemi’’ne dayalıdır.
Türk medeniyetinin bu eski izleri; günümüzün dünyasında holistik ve ağsal düşünce modeline karşılık geliyor. Geçmişin Türk medeniyetinin izlerine bakarak bugünün holistik ve ağsal düşüncesini esas alarak, Türk insanının parçalanmışlığının ötesine geçerek bir ‘’Yeni Türk’’ tarif etmeliyiz. Çünkü Türkiye’nin ve Türklerin geleceği bu “Yeni Türk”ün oluşmasına bağlıdır.
Bu “Yeni Türk”;
• Batı’nın yalnız ve tüketici bireyi olmayacaktır,
• Çin’in sistem içine gömülmüş bağımlı insanı olmayacaktır,
• Yalnız ümmetçi reflekslerle hareket etmeyecektir.
Yeni Türk:
• Türkçe düşünen,
• Üretimci,
• Bağımsızlıkçı,
• Doğayla uyumlu,
• Teknolojiye açık ama veri sömürgeciliğine kapalı,
• Ekolojik,
• Cumhuriyetçi,
• Katılımcı,
• Ağsal ve holistik düşünen bir insan modeli olmak zorundadır.
Türkiye’nin siyasi temeli artık; yalnız Sağ-Sol, Laik–Muhafazakâr, Batıcı–Doğucu eksenlerinde kurulamaz. Yeni siyasi temel; Cumhuriyet’in bağımsızlıkçı aklıyla, Türk dünyasının tarihsel hafızasını, ekolojik geleceği, üretim ekonomisini ve ağsal demokrasiyi birleştiren yeni bir Türk tezinden doğmak zorundadır.
Çünkü Batı’nın liberal sistemi ve liberal insanı ölmüştür.
Çünkü Çin’in organizasyon insanı merkezi sistemin içine gömülmüştür.
Çünkü; Amerika ve Çin modellerinin dışında yeni bir insan tarifine ihtiyaç vardır.
Özellikle Türkler açısından; ABD’nin, Çin’in ve Rusya’nın peşine takılmak hayra alamet değildir. İsrail güdümündeki ABD’nin; Türkiye’yi federatif bir yapıyla parçalamaya çalışması, Rusya’nın Türki Cumhuriyetleri baskılaması ve Kırım’ı ilhakı, Çin’in Doğu Türkistan’daki işgali bu devletlerin Türklere bakışını ortaya koymaktadır.
Bu yüzden Türk dünyasının yeni bir medeniyet arayışıyla; ne kadar uzun sürerse sürsün, ne kadar zor olursa olsun önüne yeni bir “Türk İnsanı” tarifi ve “Türk Birliği” hedefi koyarak, yeni bir yol bulmak görevi vardır.
Bu; “Kadim Türk Medeniyetinin” Türklere ve insanlığa karşı bir yükümlülüğüdür.
Türkiye’nin ve Türklerin başka yolu yoktur.
Parçalanmış Türk’ten, yeni Türk’e…
Parçalanmış Türk’ten, yeni Türk’e…
Paylaş: