.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

Para politikasında “Maradona teorisi”

Okuma Süresi: 3 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
Para politikasında “Maradona teorisi”
Para politikasında “Maradona teorisi”
Paylaş:
Ekonomi literatüründe “Maradona Teorisi” olarak anılan yaklaşım, İngiltere Merkez Bankası eski Başkanı Mervyn King’in 2005 yılında yaptığı bir benzetmeye dayanıyor. Teorinin hikâyesi ise ekonomiden değil, futboldan çıkıyor. 1986 Dünya Kupası’nda Maradona’nın İngiltere’ye attığı iki gol, merkez bankalarının piyasayı yönlendirme biçimlerinin iki farklı dönemini anlatıyor. İlk gol, “Tanrı’nın Eli” olarak tarihe geçen, beklenmedik ve kurallara aykırı bir goldü. King’e göre eski merkez bankacılığı da buna benziyordu. Piyasayı şaşırtan, beklenmedik faiz kararlarıyla sonuç alınmaya çalışılıyordu. Ancak piyasa her zaman şaşırtılamaz. İkinci gol ise “Yüzyılın Golü”ydü. Maradona yaklaşık 60 metre top sürdü, beş İngiliz oyuncuyu geçti ve golü attı. Savunma oyuncuları onun sağa veya sola çalım atmasını beklerken Maradona düz koştu. İşte modern para politikasındaki “Maradona Teorisi” de buradan hareket ediyor. Merkez bankası ne yapacağını açıkça söyler ve piyasa buna inanırsa, her defasında yeni bir hamle yapmasına gerek kalmaz. Bankalar, şirketler ve yatırımcılar beklentilerini buna göre oluşturur. Buna “Forward Guidance”, yani ileri yönlendirme deniliyor. Başka bir ifadeyle, merkez bankasının bazen en güçlü aracı faiz değil, sözünün piyasadaki karşılığıdır.
Ancak sözün ekonomik bir araç haline gelebilmesi için üç temel koşul gerekiyor: Tutarlılık, şeffaflık ve bağımsızlık algısı. Merkez bankası söylediğini yapacak. Enflasyon Raporu, faiz kararları ve Başkan’ın açıklamaları aynı yönde olacak. Piyasa, alınan kararların siyasi baskılardan bağımsız olduğuna inanacak. Bunlar yoksa Maradona’nın düz koşması mümkün değil. Güven kaybolduğunda beş İngiliz defans oyuncusunun tamamı Maradona’nın üzerine geliyor. Dünya merkez bankacılığında bunun önemli örnekleri var. ABD Merkez Bankası’nın 2022-2023 dönemindeki enflasyon mücadelesi, Avrupa Merkez Bankası Başkanı Mario Draghi’nin 2012 Euro krizi sırasında “Euro’yu korumak için ne gerekiyorsa yapılacak” mesajı ve Mervyn King dönemindeki İngiltere Merkez Bankası uygulamaları, beklenti yönetiminin gücünü gösteriyor. Türkiye’de de 2024 yılında TCMB politika faizini yüzde 50’de tutarken “sıkılık gerekli olduğu sürece korunacak, erken gevşeme yapılmayacak” mesajını verdi. Faiz artırılmadan da sıkı para politikası mesajı sürdürüldü. Kurun daha sakin seyretmesi, mevduat faizlerinin yüksek kalması ve KKM’den çıkışın hızlanması, beklenti kanalının çalıştığını gösteren gelişmeler oldu. Ancak “toplantı bazlı” ve “ihtiyatlı” ifadelerin öne çıkması, piyasanın geleceğe ilişkin daha az net mesaj almasına da yol açabilir. Hele jeopolitik risklerin arttığı bir dönemde iletişim politikasının önemi daha da büyüyor.
Dezenflasyon sürecinde Maradona’nın yalnız koşmadığını da unutmamak gerekiyor. Makro ihtiyati önlemler, adeta golcünün yardımcı oyuncuları gibi devreye giriyor. Kredi büyümesinin kontrolü, likidite tedbirleri, zorunlu karşılıklar, piyasadaki fazla likiditenin sterilizasyonu, tüketici kredileri ve kredi kartlarına yönelik düzenlemeler, faiz artırmadan talebin kontrol edilmesine yardımcı oluyor. Döviz piyasasındaki oynaklığı azaltmaya yönelik tedbirler de kur kanalından gelecek enflasyonist baskının sınırlanmasına katkı sağlıyor. Amaç, bütün yükü politika faizinin üzerine bırakmamak. Çünkü zaten yüksek olan faizi sürekli artırmanın ekonomik ve finansal maliyetleri var. Dolayısıyla dezenflasyon yalnızca faizle değil; talep, kur, kredi ve beklenti kanallarının birlikte yönetilmesiyle sağlanabilir. Maradona Teorisi’nin özü de aslında burada yatıyor: Piyasayı sürekli şaşırtmak değil, piyasaya güven vermek. Merkez bankası ne yapacağını biliyor, bunu açıkça söylüyor ve piyasa da buna inanıyorsa Maradona düz koşabiliyor. Yardımcı oyuncular da alan açıyorsa gol ihtimali artıyor. Fakat güven kaybolursa savunma hattı yeniden kuruluyor. O zaman mesele yalnızca faiz artırmak değil, kaybedilen güveni yeniden kazanmak oluyor.