.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

“Pandemide kazandığımız müşteriyi fiyat nedeniyle kaybettik”

Okuma Süresi: 5 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
Tuğba Hazar, Türk tekstilinin üretim kabiliyeti ve kalite açısından rakipsiz olduğunu vurgulayıp 2027’den ümitli olduğunu dile getirdi.
“Pandemide kazandığımız müşteriyi fiyat nedeniyle kaybettik”
Paylaş:
Emrah Yılmaz

Türkiye’nin hazır giyim ve tekstil sektöründe yaşadığı rekabet kaybı, sektörü her geçen gün daha da fazla zorluyor. Ege Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği Başkan Yardımcısı ve Tüline Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı Tuğba Hazar, sektörün en büyük sorununun işsizlik ya da sipariş eksikliği değil, maliyetler ve kur arasındaki dengesizlik olduğunu söyledi. Avrupa’da iş olduğunu ancak fiyat tutturulamadığı için siparişlerin kaybedildiğini belirten Hazar, pandemi döneminde Türkiye’ye yönelen müşterilerin de bu nedenle başka ülkelere gittiğini ifade etti. Türk tekstilinin üretim kabiliyeti ve kalite açısından rakipsiz olduğunu vurgulayan Hazar, buna karşın mevcut koşulların firmaları küçülmeye ve ayakta kalma mücadelesi vermeye zorladığını anlattı.
Öncelikle kendi şirketinden örnek veren Tuğba Hazar, uzun yıllardır tekstil sektörünün içinde bulunduğunu belirterek, “Aileden tekstilciyim. Yaklaşık 18 yıldır da kendi işimi yapıyorum. EİB’de ise beşinci dönemimi geçiriyorum” dedi. Tüline Tekstil’in ağırlıklı olarak İtalya’ya ihracat yaptığını belirten Hazar, fason üretimden kendi koleksiyonlarını oluşturan bir yapıya dönüştüklerini söyledi. Milano’da showroom açtıklarını da dile getiren Hazar, “Kendi koleksiyonlarımızdan İtalyan markalarına ürün satmaya başladık. Esasında çok zoru başardık. Çünkü İtalyanlara kendi koleksiyonunuzdan ürün satmak o kadar kolay değil. Bizim en önemli avantajımız küçük adetli ve zor üretimleri yapabilmemiz. Daha üst segment markalara çalışıyoruz” dedi.

“İtalya’dan daha pahalı hale geldik”
Ege Bölgesi’nde tekstil sektörünün ağırlıklı olarak KOBİ ölçeğindeki işletmelerden oluştuğunun altını çizen Hazar, bölgenin en önemli avantajının düşük adetli ve katma değerli üretim yapabilmesi olduğunu ifade etti. Ancak son dönemde rekabet güçlerinin ciddi şekilde zayıfladığını dile getiren Hazar, şunları söyledi:
“Kurun enflasyon oranı kadar artmıyor olması en büyük sıkıntımız. Şu anda kendi açımdan söylemek gerekirse İtalya’nın içinde üretim yapan firmalardan daha pahalıyız. İtalya’dan daha pahalı olmamamız lazım. Avrupa’da da iş var. Sorun iş olmaması değil. Sadece fiyatta anlaşamıyoruz. En büyük rakibimiz fiyat.”


“Pandemide geleni kaybettik”
Pandemi döneminde Türkiye’ye yönelen müşterilerin neden yeniden uzaklaştığı sorusuna da yanıt veren Hazar, bu konuda oldukça net konuştu. “Pandemide gelen müşterinin hepsini fiyat yüzünden kaybettik.” diyen Hazar, yıllardır çalıştığı Alman müşterilerinin bile artık daha düşük maliyetli ülkeleri tercih ettiğini belirtti. Uzun yıllardır birlikte çalıştığı Alman müşterisinin kendisine, “Senden aldığım ürünlerin üzerine kâr marjı koyup satabiliyordum. Yalnız artık bunu gerçekleştirmek mümkün değil. O yüzden başka ülkelerden ürün almak zorunda kalıyorum” dediğini belirten Hazar, “Ben de onun yerinde olsam aynı şeyi yapardım” ifadelerini kullandı.

“Mısır çözüm değil”
Son dönemde birçok firmanın yöneldiği Mısır yatırımlarına da değinen Hazar, orta ölçekli işletmeler açısından bunun kolay bir karar olmadığını söyledi. Mısır’da kalite ve iş kültürü açısından önemli farklılıklar bulunduğunu belirten Hazar, “Orada sıfırdan yatırım yapmak, insanları eğitmek ve kalite seviyesini oluşturmak yıllar alıyor. Biz Türkiye’de kalmayı tercih ediyoruz. Ayrıca Mısır da artık pahalılaşmaya başladı” dedi. Hazar, sektörün temel talebinin kurda develüasyon ve ani sıçramalar değil, enflasyon oranına paralel bir artış olduğunu vurgulayarak, “Böylece hem işletmelerimizi hem de çalışanlarımızı koruyabiliriz” diye konuştu.

“Türk markaları da Mısır’da üretiyor”
İç piyasada da Türk üreticisinin pazar kaybetmeye başladığını belirten Hazar, Türkiye’nin önemli markalarının önemli bölümünün üretimlerini Mısır’a kaydırdığını ifade etti. “Mısır’ı ziyaret ettim. Türkiye’de çok bilinen yerli markalarımız Mısır’da üretim yaptırıyor ve ürünleri ithal ediyorlar” diyen Hazar, “Tekstil üretiminde bu kadar güçlü bir ülke olmamıza rağmen kendi kalemize gol atıyoruz. Türk markası diye bildiğimiz ürünlerin önemli kısmı artık ithal ürün haline geldi” değerlendirmesinde bulundu.
Ege Bölgesi’nde katma değerli üretim yapan çok sayıda firma bulunduğunu belirten Hazar, markalaşmanın ise ayrı bir sermaye gücü gerektirdiğini söyledi. “Marka yaratmak tek atımlık kurşun değil” diyen Hazar, “Bu piyasanın iniş çıkışlarını karşılayacak güçlü bir öz sermayeniz olması lazım. Şu anda elimde çok sayıda model olsa bile marka oluşturmayı sürdürebilecek mali güce sahip değilim. KOBİ üreticileri açısından markalaşmak çok zor” ifadelerini kullandı.

“Tekstilin rakibi başka ülke değil, kendisi”
Dünyada Türkiye'nin doğrudan rakibi olarak gösterilen Çin ve Bangladeş gibi ülkelerle aynı kulvarda olmadıklarının da altını çizen Hazar, asıl sorunun maliyet yapısı nedeniyle Avrupa'daki üreticilerle bile rekabet edemez hale gelinmesi olduğunu belirtti. “Ben Çin'le, Bangladeş'le kendimizi kıyaslamıyorum” diyen Hazar, “Bizim bulunduğumuz segment farklı. Ancak bugün geldiğimiz noktada İtalya'da üretim yapan firmalardan bile daha pahalı hale geldik. Esasında sektörün yaşadığı temel sorun da burada yatıyor” ifadelerini kullandı. Türkiye’nin tekstilde gerçek anlamda bir rakibi bulunmadığını savunan Hazar, sektörün kalite, hız ve hizmet bakımından halen çok güçlü olduğunu söyledi. “Tekstil ve hazır giyimde gerçekten rakibimiz yok” diyen Hazar, “Bu kadar hızlı ve kaliteli üretim yapabilen başka bir ülke yok. Ama bizi zorlayan kendi ekonomik koşullarımız. Son üç yılda küçülerek ayakta kalmaya çalışıyoruz. Üretimin önemli kısmını dışarıya taşıdık. Maliyetlerden kaçmaya çalışıyoruz ama bir noktadan sonra daha fazla küçülmek mümkün olmuyor”  şeklinde konuştu.

 “Türkiye tekstilden vazgeçemez”
Zaman zaman dile getirilen “Emek yoğun sektörlerden çıkılmalı” görüşlerine de karşı çıkan Hazar, Türkiye’nin tekstilden vazgeçemeyeceğini söyledi. “Türkiye asla tekstil sektörünü bırakamaz” diyen Hazar, şöyle devam etti:
“Bizim temelimizde tekstil var. Pamuk tarlalarımız var, iş gücümüz var, bilgi birikimimiz var. Atalarımızdan gelen bir üretim kültürümüz var. Tekstili bırakmak gibi bir şeyi düşünemiyorum.”


“2027’den umutluyum”
Sektörün krizlere rağmen ayakta kalmayı başardığını belirten Hazar, geleceğe ilişkin umutlu olduğunu da dile getirdi. “Tekstil hiçbir zaman ölmez, hiçbir zaman bitmez” diyen Hazar, “Bu kez kriz uzun sürdü ama ben 2027’nin çok daha olumlu ve çok daha iyi olacağına inanıyorum” değerlendirmesinde bulundu.

“Gençler için en önemli eksik yabancı dil”
Tekstil sektöründe yetişmiş eleman sorununun devam ettiğini belirten Hazar, bunun temel nedeninin sektörün dönem dönem yaşadığı dalgalanmalar olduğunu söyledi. Üniversitelerle iş birliği içinde çalıştıklarını ifade eden Hazar, gençlere ise özellikle yabancı dil konusunda çağrıda bulundu. “Tekstil mühendisi olmak bir mesele ama İngilizce bilmek başka bir mesele” diyen Hazar, “İhracatçı firmalarda yükselmek istiyorsanız yabancı dil bilmek zorundasınız. Avrupa’ya, Amerika’ya ürün satıyoruz. Karşınızdaki insanı anlayamıyorsanız bu sektörde kendinizi geliştiremezsiniz. Gençlere tavsiyem en az ana dilleri kadar iyi bir yabancı dil öğrenmeleri” dedi.