.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

Ortadoğu’da emperyalist cephenin planları kesintisiz yürüyor

Okuma Süresi: 4 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
Ortadoğu’da emperyalist cephenin planları kesintisiz yürüyor
Ortadoğu’da emperyalist cephenin planları kesintisiz yürüyor
Paylaş:
Bölge ülkelerinde art arda yaşanan olayların birbiriyle bağlantılı olduğu son zamanlarda daha çok görünür olmaya başladı. Bölge ülkelerinin yönetim kadrolarına, toprak bütünlüğüne, nüfus yapısına yönelik müdahaleler büyük benzerlikler göstermektedir. Olayların bölge ülkelerinin vatandaşlarının ihtiyaçları ve talepleri doğrultusunda geliştiği iddia edilse de bölge insanlarının refahı, huzur ve güvenliği kimsenin umurunda değildir. Küresel emperyalist cephenin planları kesintisiz yürütülmektedir ve bu zamana kadar büyük ilerleme kaydetmiştir. Bu bağlamda; ülkemizde “Terörsüz Türkiye” adıyla uygulamaya konulan projenin de bölgedeki gelişmelerden bağımsız olmadığı kanaati yaygınlaşmaya başladı.
Bölgemizi kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirme çalışmalarına ara vermeden devam eden ABD ve İsrail öncülüğündeki emperyalist cephe Suriye’deki hedefine büyük ölçüde ulaştı. Sıranın Suriye’deki iş birlikçilerini meşrulaştırmaya geldiği anlaşılıyor. Bu aynı zamanda Türkiye’deki gelişmelere müdahil olmalarına da fırsat veriyor. Terörsüz Türkiye projesi ilerledikçe Suriye’deki PKK uzantıları da kimlik değiştirmeye başladı. Bölücü başı Abdullah Öcalan’ın yetiştirdiği ve güvendiği terörist başı Mazlum Abdi, SDG/YPG’nin tasfiye edildiğini, teröristlerin Suriye ordusuna entegre edildiğini ilan etti. ABD’nin Suriye’nin başına cumhurbaşkanı olarak atadığı Ahmet Şara da aynı gün, hiç vakit kaybetmeden Mazlum Abdi’yi “Cumhurbaşkanı Danışmanı” görevine atadı. Böylece ülkemizdeki; “PKK’nın Irak, Suriye ve İran’daki uzantılarının ne olacağı ve ne şekilde silah bırakacağı” sorularının Suriye ayağındaki bahanesi oluşturuldu.
Terör örgütü ve destekçilerinin bu hamlesi; PKK’nın silah bırakacağına inananlarla halkımızı buna inandırmakla görevli olanlar tarafından son derece olumlu bir adım olarak görüldü ve gösterilmeye çalışıldı.
Gerçekte Suriye’deki PKK uzantısı tasfiye edilmedi. Hiçbir terörist de silah bırakmadı. Terörist gruplar; bütünlüğü bozulmadan, 4 tugay halinde Suriye ordusunda göreve alındılar, resmi bir kimlik kazandırıldı ve ABD’nin; Fırat’ın doğusunda SDG’nin kontrolüne bıraktığı bölgedeki görevlerine devam edecek şekilde konuşlandırıldılar. PKK uzantılarının içindeki kadın teröristler de iç güvenlikten sorumlu kadrolara monte edildi.
Bölgemizdeki gelişmeleri takip edenler; günümüzde Suriye’de yaşananlarla geçmişte Irak’ta yaşananların büyük benzerlik gösterdiğini, 90’lı yıllarda Irak’ta da benzer bir uygulamanın hayata geçirildiğini, Saddam karşıtı Kürt grupların Irak’ın kuzeyinde, düzenli askeri yapılar ve iç güvenlik birlikleri halinde teşkilatlandırıldığını, zamanla bütün bölgenin tek hâkimi haline getirildiklerini hatırlayacaklardır.
Irak’ın kuzeyinde etkili olan peşmerge güçlerine rağmen PKK terör örgütünün nasıl olup da Kandil’de varlığını sürdürebildiği, ABD’nin Suriye’ye müdahalesi başladığında SDG’nin silahlı kanadı YPG’yi takviye eden PKK’lı terörist grupların nasıl olup da Türkiye üzerinden Suriye’ye sevk edilen peşmerge güçlerinin arasında bölgeye sevk edildiği, ABD’nin bu zamana kadar Suriye’deki PKK uzantılarına tahsis ettiği bütçeleri, binlerce tır dolusu silah ve mühimmatı, 2027 yılı için ayırdığı milyonlarca dolarlık bütçeyi hedefine ulaşmadan bir tarafa bırakıp bırakmayacağı sorgulandığında proje ve getirildiği aşama daha iyi anlaşılacaktır.
ABD ve İsrail’in Terörsüz Türkiye projesine destek vermek uğruna bölgedeki projelerinden vaz geçmelerini beklemek gerçekçi değildir. Suriye’deki PKK uzantılarının tasfiye edildiğine inanmak da mümkün değildir. Nitekim İsrail; PKK uzantılarının Suriye ordusuna monte edilmesi sürecinde, sınırımıza sadece 70 km. mesafedeki Ebu Zuhur Hava Üssü’nü bombaladı. Gerekçesini de “Türk Silahlı Kuvvetlerinin bu üste konuşlanmaya hazırlanması ve Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığının kendisi için tehdit oluşturması” olarak ilan etti.
PKK uzantılarının Suriye ordusuna monte edilmesi, İsrail’in bu zamana kadar Suriye’nin güneyini kontrolü altına alması, şimdi de ülkenin kuzeyinde PKK varlığını destekler şekilde hareket etmesi, bu uğurda Türkiye’nin bölgedeki unsurlarına karşı silahlı tehdit sergilemesi birlikte değerlendirildiğine kimin nerede durduğu, gerçek amacın ne olduğu daha iyi anlaşılacaktır. İlerleyen zamanda Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığı muhataplarımız tarafından çok büyük bir sorun haline getirilecek ve bu konudaki talepler daha güçlü dillendirilecektir diye düşünüyorum. Hatta Türkiye’nin ülkedeki askeri varlığı muhtemel bir çatışmanın gerekçesi olarak bile gösterilebilecektir kanaatindeyim. Çünkü karşımızdaki bölücü cephenin hedeflerinden birisi de ülkemizdir ve ülkemizdeki amaçlarına ulaşmak için gerektiğinde uzun döneme yayılacak, bizi zayıflatarak müdahaleye uygun hale getirecek bir çatışma ortamına ihtiyaç duyacaklardır diye düşünüyorum.
Ülkemiz -ne kadar güçlü olursa olsun- dış müdahale ile kontrol altına alınacak bir ülke değildir. Geçmiş tecrübeleriyle bunu çok iyi bilen muhataplarımız halkımızı ayrıştıracak, kutuplaştıracak, birbirine düşmanlaştıracak psikolojik harp yöntemlerini aralıksız sürdürmektedirler. İçimizde yuvalanan bölücü emperyalist cephenin aparatlarına ve PKK terör örgütünün uzantılarına karşı son derece dikkatli olunmalıdır. Bunlar ayrıştırmayı, kutuplaştırmayı ve düşmanlaştırmayı körükler nitelikte söylemlerle aralıksız her gün karşımıza çıkmaktadırlar. Bölücü cephenin amacı içimizdeki gerginlikleri çatışmaya dönüştürerek ülkemizi zayıflatmak, uluslararası hukuk ve insan haklarını bahane ederek uluslararası alanda yalnız bırakmak ve dış müdahaleye hazır hale getirmektir. Buna fırsat verecek hatalı uygulamalardan dikkatle kaçınılmalıdır.
Terörsüz Türkiye projesine destek verirken, bu projeyle barış ve kardeşliğin yeniden tesis edileceği söylenirken; endişelerini dile getirenlere, terör örgütünün silahlarını bırakıp bırakmadıklarının nasıl tespit edileceğini, nereye ve kime bırakacaklarını sorgulayanlara, terör örgütüne, içimizdeki iş birlikçilere, bölücü başı Apo’ya bu derece güvenle hareket etmenin sakıncalarına dikkat çekenlere karşı kullanılan bölücü söylemler çok büyük çelişki yaratmaktadır. Eğer ortada yararlı bir uygulama varsa ve vatandaşlarımızın büyük bölümü bunu yanlış anlıyorlarsa yapılması gereken endişe duyanları suçlamak, onları terör yanlısı olarak itham edip ayrıştırmak v.s. olmamalı, herkesi ikna edecek, saygılı ve ölçülü bir dil ve söylem kullanılmalıdır.
Ülkemizdeki ayrılıkçı düşünceyi körükleyen odakların kimler olduğu ve birbirlerini nasıl destekledikleri de dikkatle sorgulanmalıdır. Dikkat edilirse Atatürk’ü, O’nun ilke ve devrimlerini her fırsatta aşağılayan, Atatürkçü Düşünce Sistemini benimsemiş vatandaşlarımızı din düşmanı olarak ilan eden siyasal İslamcı cephe, İslam dini ile hiç ilgisi olmayan bölücü cepheyi destekleyici tavrını alenen sergilemektedir. Bu siyasal İslamcı cephe bölgemizi kendi çıkarlarına göre şekillendirmek için aralıksız çalışan Yahudi ve Hristiyanlarla da iş birliği içindedir. Hatta bu bölücü odakların amacına uygun bir şekilde Alevi vatandaşlarımızı dışlayıcı tavırlar sergilemektedirler.
Yaygın kanaate göre son dönemde yaşadıklarımız iç siyasi çıkar hesaplarına dayandırılmaktadır. Ben ülkemizdeki gelişmelerin sadece iç siyasette çıkar sağlamak amacı taşıdığını düşünemiyorum. Böyle bir bölgesel, hatta küresel projeye; sonuçlarını bile bile, göre göre, sadece iç siyasi çıkar hesabıyla destek verilebileceğine ihtimal vermiyorum…