Türkiye yine tarihi bir kavşağın eşiğinde olduğu günlerden geçiyor.
Aylardır konuşulan çerçeve yasa TBMM Genel Kurulu'nda yarımgün bile sürmeyen bir çalışmayla sona erdi…
Sorun; kamuoyunda "Terörsüz Türkiye", "Çerçeve Yasa" gibi farklı isimlerle anılan bu süreç hakkında vatandaşın bilgi sahibi olmaması, bu nedenle ne olup bittiğini tam olarak anlamamasıdır.
Demokrasilerde en büyük güven kaynağı, halkın bilgi sahibi olmasıdır. Çünkü bilinmeyen bir metin üzerine sağlıklı bir toplumsal mutabakat kurulamaz.
Bugün vatandaşın zihninde şu sorular dolaşıyor:
Neler oluyor?
Kürtler şimdiye kadar anayasada vatandaşlara tanınmış hangi haklarını kullanamadılar ki yeni haklardan bahsediliyor? Hepimiz aynı kayıkta değil miyiz? Kayık su alıyorsa, tehlike hepimiz için geçerli değil mi?
PKK'ya af mı geliyor?
Sorun eşit vatandaşlık mı, ulus devlet mi? Devlet yapısı aynen korunacak mı? Yasalar eşit uygulanacak mı?
Anayasa'nın vatandaşlık anlayışında bir değişiklik öngörülüyor mu?
Yerel yönetimlerin yetkileri yeniden mi tanımlanacak?
Yapılacak düzenlemeler, terörü sona erdirmeyi hedefleyen idari ve hukuki adımlar mı içeriyor; yoksa devletin temel yapısını da etkileyecek hükümler mi barındırıyor?
Bu soruların sorulması, barışa karşı olmak anlamına gelmez.
Tam tersine...
Kalıcı barış, ancak toplumun geniş kesimlerinin neye "evet" ya da neye "hayır" dediğini bilmesiyle mümkündür.
Cumhuriyet, yüz yılı aşkın bir süredir ortak vatandaşlık anlayışı üzerine inşa edildi. Elbette hiçbir anayasa kutsal değildir; toplumlar değişir, hukuk da değişebilir. Ancak devletin temel ilkelerini ilgilendiren değişiklikler, kapalı kapılar ardında değil, milletin gözü önünde tartışılmalıdır.
Toplumun bir kesiminin dile getirdiği "Acaba ulus devlet anlayışı değişiyor mu?" sorusu da, diğer bir kesimin dile getirdiği "Acaba yeni hak ve özgürlük alanları mı açılıyor?" sorusu da meşrudur. Demokrasi, bu soruların konuşulabildiği rejimdir.
Sorulması gereken asıl soru şudur:
Bu düzenlemeler, Türkiye Cumhuriyeti'nin ortak vatandaşlık anlayışını güçlendirecek mi; yoksa toplum içinde yeni belirsizlikler, yeni ayrımcılıklar mı doğuracak?
Bir başka ifadeyle...
Yeni bir anayasal düzenleme, ortak aidiyet duygusunu pekiştirecek mi; yoksa herkesin metni farklı yorumladığı yeni tartışmaların kapısını mı aralayacak?
Türkiye'nin ihtiyacı, korkuların konuşmadığı; bilgilerin konuştuğu bir iklimdir.
Son sözü ise, bilgi sahibi olmuş millet söylesin.
Demokrasinin özü budur.
Çünkü güçlü devlet, vatandaşından soru sormasını istemeyen devlet değil; sorulara güvenle cevap verebilen devlettir.
Toplumların geleceği, üzerinde uzlaşılmış metinlerle kurulur, üzerinde konuşulmamış metinlerle değil. Bugün ihtiyacımız olan şey sessizlik değil, bilgiye dayalı serinkanlı ve cesur bir tartışmadır.
Önce bilelim, sonra karar verelim…
Önce bilelim, sonra karar verelim…
Paylaş: