Okullarda saldırı ve şiddet olaylarında hızla artan bir yaygınlaşma gözleniyor. Çocuklar arasında yaşanan bu şiddet olayları daha çok bıçak ve silah kullanma veya hürriyeti kısıtlama şeklinde gerçekleşiyor. TÜİK verilerine göre, 2015 yılında çocukların karıştığı şiddet olayları 134 bin dolayında iken; 2024 yılında yüzde 51,5 oranında artış göstererek 203 bin dolayına taşınmış. Okullar genelinde hırsızlık olayları azalırken, bıçak veya silahla yaralama ve uyuşturucu bağlantılı cinsel suçlar ve kişi hürriyetini yoksun kılma şeklindeki şiddet olaylarında artışlar olmuş. Örneğin yaralama suçu 2015 de 46 bin iken 2024 yılında, yüzde 78,6 artışla 82 bin olmuş.
Örneğin 2025-26 öğretim yılı içinde İstanbul Çekmeköy’de bir öğretmen bıçaklanarak öldürüldü. Aynı dönemde içinde Şanlı Urfa Siverek’te üzücü şiddet olayları yaşandı. 2026-27 öğretim yılında saldırılar yaygınlaşırken Eylül ayında Manisa Turgutlu’da ve bir hafta sonra Osmaniye Çardak’ta elim şiddet olayları gerçekleşti. Aynı günlerde Van Tuşba‘da tekrarlandı. Ekim ayında Küçükçekmece ve Kayseri’de saldırı ve bıçakla yaralama olayları gerçekleşti. Hemen arkasından İstanbul Esenyurt’ta bıçaklı saldırı yaşandı. Bu saldırılarda öğretmen ve öğrenci yaralama ve kayıpları yaşanınca Milli Eğitim, Adalet, İçişleri ve Sosyal Hizmetler Bakanlıkları arasında, şiddet olaylarını önleme noktasında protokol imzalandı ve işbirliği yapılacağı açıklandı. Bununla birlikte sorunun nedenlerine ve derinde yatan kökenlerine yönelik bir araştırma ve önlemler içeren politika paketleri yerine; okullar risk derercesine göre sıralanarak daha çok polisiye önlemlerle yetinile bir düzeyde ele alındı.
Oysa okullarda yaşanan bu olgu, yaşadığımız toplumsal bunalımın derinlerinde yatan çok boyutlu nedenlere dayanıyor. Türkiye son 25 yılda iki zıt yönlü köklü toplumsal dönüşüm kargaşasının bulanık ortamı içinde, öncelikle gençler yön bulmakta zorlanıyor. Bu iki süreçten birincisi bilgi ve bilişim teknolojilerinin yapay zeka döneminde sanal alemin gerçekleri ile Ülkemizde yaşanan toplumsal etik, ekonomik ve sosyal yapılanmanın ters yönlü ilişkisi içinde, gençler sağlıklı bir sığınak bulamıyorlar. Zira mevcut iktidarın uyguladığı politikalar, teknolojik devrimin nimetlerini topluma ve gençlere yeterli düzeyde aktarma yeteneğinden uzak durumda. İktidar ve özellikle Milli Eğitim bakanlığı muhafazakar gençler yetiştirmek amacı ile tarikatların biat kültürünü okullara aktarma sevdasına girdi. Din ve bilimin iki ayrı düzlem ve platform olduğu gerçeği göz ardı edildi. Laiklikle bağdaşmayan bir eğitim öncelenirken gençlerin kafası karışıyor. Gençler bilim ve teknolojiden çok biat ve geleneksel kültüre yönlendirilirse, bilim ve teknoloji eğitimi önem ve önceliğini kaybediyor. Nitekim özellikle yüksek öğrenim ve hatta lise öğreniminde katılım gerileme yaşıyor. Örneğin14-17 yaş grubunda okullaşma oranı yüzde 87 iken; 18-24 yaş grubunda okullaşma oranı birden 11 puan daha düşük düzeyde kalıyor. Üstelik bu kuşağın yüzde 31’lik bölümü ne okula ne de iş dünyasına katılamayıp, evde işsiz oturuyor.
Ekonomide kronikleşen ve çok uzun yıllara yayılan enflasyon, işsizlik, yoksulluk, gelir dağılımında bozulma, orta tabakanın erimesi, iş bulma konusunda liyakat yerine, yandaşlık kriterinin devreye girmesi ve eğitim harcamalarındaki yüksek artışlar genç kuşağın gelecek beklentisini köklü biçimde sarstı. Çaresiz gençler içe kapanıp sanal dünyanın hayal aleminde, kendi kapalı dünyasına hapsoluyor. İmkanları uygun olanlar da geleceklerini başka ülkelerde arama yoluna gidiyor. Gençlerde gelecek umudunun canlı tutulması, sağlıklı ve gelişen bir ekonomi, demokratik işleyiş, adalet ile hak ve hukukun teslim edildiği, etik kurallara dayalı bir sistem ile özgür bir ortamda, başarısının takdir görmesine ve kişiliğini geliştirme şansına bağlıdır.
Yapay zeka ve enformasyon çağında, enformasyonların algı yönetimi ile kolayca kirletilebildiği sanal evrenden gerçekler evrenine geçmek için; toplumsal düzeyde, akıl, bilim ve teknolojiyi etkin ve doğru yönde kullanmayı güvence altına alan, etik ilke ve değerlere dayalı sistemlerin yaşama geçirilmesi zorunludur. Bu sistemleri kurgulamak, kurmak, korumak ve geliştirmek için, nitelikli eğitilmiş kalifiye insan gerekir. Nitelikli, bilgili ve etik değerlere sahip genç yetiştirmek için eğitim sisteminin, biat kültürünü değil; düşünmeyi öğreten bir eğitim sistemi gereklidir. Düşünme işlevi insan beynindeki neokorteksin işlevidir. Bu nedenle gençlere, ezber, biat ve kalıp davranışlar yerine neokorteksi etkin kullanmayı öğreten bir eğitim verilmelidir. Zira düşünmenin, aklın, yenilik yaratmanın ve hatta vicdanın merkez organı olan neokorteksin kullanımı, etkin olarak öğrenilmez ise devre dışı kalır. Bu durumda limbik (memeli) beynin duygusal tepkisel, geleneksel kalıpları içinde gelişim ve değişime kapalı zihin, toplumsal sorunlara çözüm üretemez (Bkz. benim Zihniyet Devrim Kitabım).
Okullarda yaşanan şiddet toplumsal bunalıma dayanıyor
Okullarda yaşanan şiddet toplumsal bunalıma dayanıyor
Paylaş: