Bizim toplumumuzda “insan, eliyle öğrenir” diye eski bir deyim vardır. Burada “el” deney yerine kullanılmıştır. Gerçekten de insan; elleyerek, deneyerek, sorgulayarak öğrenir.
Öğrenmenin tersi; ezberlemektir. Hep söylediğimiz gibi, bizim eğitim sistemimiz ezbere açık; deneye, düşünmeye ve öğrenmeye kapalıdır.
Bu genel eksiklik; doğal olarak bizim siyasi yapımıza da sıçramış, eksik demokrasimiz “öğrenemeyen iktidarlar” üretmiştir.
Geçmişte iktidarlar; genellikle istikrarsızlık yüzünden, sık gelip gittikleri için hatalarından ders alamıyor, öğrenmeye fırsat bulamıyorlardı.
Son çeyrek yüzyılda ise; siyasal istikrar sağlandı ama öğrenme eksikliği hala devam ediyor. İktidarın karar alma gücü çok arttı ama aldığı kararların sonuçlarını okuyabilme ve kendisini düzeltme gücü çok azaldı. Oysa demokrasilerde, bir iktidarın kalitesi; yalnızca karar alma gücüyle değil, aldığı kararların sonuçlarını okuyabilme ve kendisini düzeltme kapasitesiyle ölçülür. Çünkü yönetmek; yalnızca karar almak değildir. Kararın toplumda, ekonomide, doğada ve kurumlarda ne ürettiğini görmek, beklenen sonuç çıkmadığında yöntemi değiştirebilmektir.
Devlet aklı dediğimiz şey; hafızası olan, tecrübesini biriktiren ve her yeni durumda sıfırdan başlamayan ve “geri beslemesi” olan bir akıldır.
Burada anahtar kavram; “geri besleme”dir. İktidarlar için de geri besleme çok önemlidir ve siyasi öğrenmenin temelidir. Geri besleme; yapılan işin sonucuna ilişkin bilginin kararı verene dönmesidir. Öğrenme ise; geri dönen bu bilgiyle yanlış kararları ve kuralları değiştirebilmektir. Geri beslemenin olmadığı yerde; güç büyür, akıl küçülür, demokrasi azalır, otokrasi çoğalır. Çünkü gerçek öğrenme; yeni bilgi almaktan çok, yapılan işin toplumda ne sonuç verdiğini görebilme cesaretidir.
İktidarlar için de bu böyledir. Geri besleme yoksa; uzun süre iktidarda kalmak tecrübe üretmez. Yalnızca yanlışların kökleşmesini ve hep aynı sonuca ulaşmayı doğurur.
A. Demokrasilerde geri besleme
Türkiye’nin yaklaşık çeyrek yüzyıllık son siyasi yönetim tecrübesine dönüp baktığımızda aşağıdaki genel manzarayı görüyoruz.
• Bu çeyrek yüzyılda esas mesele; iktidarın yaptığı hatalar değildir. Hatasız siyaset zaten mümkün değildir. Asıl mesele yapılan hataların; geri beslemeli bir sistem içinde tekrar edilmesini önlemektir. Bir yanlış yapıldıktan sonra sonuç değişmiyorsa, fakat açıklama sürekli değişiyorsa burada öğrenme ve düzeltme değil “gerekçe üretme” başlamış demektir.
• Ekonomide yıllardır benzer sonuçlarla karşılaşıyoruz. Yüksek enflasyon, gelir dağılımındaki bozulma, ücretlinin satın alma gücünün erimesi, üretim yerine rantın cazip hale gelmesi, kur ve faiz üzerinden sürekli aynı denemelerin yapılması geri beslemenin olmadığı ve hatalardan ders alınmadığının göstergesidir.
• Eğitimde de benzer bir açmaz var. Müfredat değişiyor, sınav sistemi değişiyor, okul türleri değişiyor, yönetmelikler değişiyor; fakat çocuğun düşünme, sorgulama, üretme ve dünyayı anlama kapasitesini merkeze alan esas dönüşüm bir türlü kurulamıyor. Aynı sonuçlar tekrar tekrar önümüze geliyor; biz ise yöntemi değil, tabelayı değiştiriyoruz. Oysa öğrenen devlet; başarısızlığı saklamaz, onu yeni politikanın ham maddesi yapar.
Şehirleşmede, tarımda, çevre politikalarında, kamu yönetiminde de aynı sorun görülüyor. Aldığımız kararın sadece ilk sonucuna bakıyoruz. Her krizin ardından bir paket açıklıyoruz, fakat temel soruları çoğu zaman sormuyoruz. Oysa temel sorular; önceki karar neden bu sonucu doğurdu? Hangi varsayım yanlıştı? Hangi kurumun uyarısı dikkate alınmadı? Hangi bedeli kim ödedi? Eğer bu sorulara doğru cevaplar bulamıyorsak ve aynı sonuç her defasında başka bir gerekçeyle açıklanıyorsa, sorun yalnız sonuçlarda değil, karar sisteminin kendisindedir.
• Bir politikanın çıktısı yalnızca taraftarların alkışı değil, toplumda bıraktığı geri besleme izidir. Geri besleme sistemi çalışan ve bu yolla öğrenen devlet; başarısızlığı saklamaz, onu yeni politikalarının ham maddesi yapar.
B. Geri besleme; iktidarın düşmanı değil aynasıdır
Demokrasinin en önemli işlevi; aslında geri besleme üretmesidir. Muhalefet siyasal geri beslemedir. Özgür basın, günlük geri beslemedir. Üniversite, bilimsel geri beslemedir. Yargı hukuku, geri beslemedir. Sivil toplum, toplumsal geri beslemedir.
Bir iktidar bu kanalları zayıflattığında veya kapattığında, yalnızca eleştiriyi azaltmış olmaz; kendi öğrenme kapasitesini de azaltır. Merkeze sürekli iyi haber taşınırsa, merkez gerçekliği kaybeder. Her itiraz “karşıtlık”, her eleştiri “kötü niyet”, her başarısızlık “ötekinin oyunu”, her uyarı “bozgunculuk” olarak görülmeye başlanırsa yönetim yalnızca kendi sesini duyabildiği kapalı bir odaya hapsolur. Bu kapalı oda ise; zamanla yanlışları doğru sanmaya ve hatta onlara sahip çıkma psikolojisini doğurur.
Bu yüzden demokrasinin gücü yalnızca sandıktan değil, düzeltme kapasitesinden gelir. Sandık iktidarı seçer fakat toplum sürekli sınar. Basın sorar, bilim ölçer, yargı sınır çizer, yurttaş tepki verir, piyasa sonuç üretir, doğa ise en sert geri bildirimi verir. Bunların hiçbirini duymayan bir yönetim sonunda yalnızca kendisinin sesini duyar.
Oysa demokrasilerde güçlü iktidar; eleştiriden korkmayan iktidardır. Hata yaptığında geri dönebilen, kararını değiştirebilen, “burada yanıldık” diyebilen iktidardır. Çünkü geri adım; her zaman zayıflık değildir, bazen aklın ileri adımıdır. Devleti güçlü yapan yanılmaz yöneticiler değil, yanlışını düzeltebilen kurumlardır.
C.Otokrasilerde geri besleme
İktidarlar açısından başarı; yalnızca iktidarda kalmak ve otokrat olmaksa toplumun kayıpları dikkate alınmaz. Bu durumlarda geri besleme tümüyle ortadan kalkmaz ama biçim değiştirir. Kendinden yana olan ve kendisine oy kazandıran kararların kazancı; dar bir çevreye dağıtılır ama zararı bütün millet paylaşır.
İktidarın topluma karşı sorumluluk bağı ortadan kalkar. Böylece ülkenin sorununu çözmek yerine karşı tarafı haksız çıkarma yarışı başlar. İktidar gerçeği öğrenmeye değil, haksızlığını korumaya çalışır.
D. Sonuç
Çeyrek yüzyıl bir iktidar için çok uzun bir zamandır. Bu kadar uzun süre yönetmiş bir siyasi yapının en büyük iddiası; artık “biz yaptık” değil, “biz öğrendik” olmalıdır. Çünkü iktidarın gerçek sınavı; ne kadar uzun süre iktidarda kaldığı değil, o uzun zaman boyunca toplum yararına ne kadar değişebildiğidir.
Türkiye’nin ihtiyacı; iktidarı korumayı, toplumu korumanın önüne koyan başarı ölçüsünü değiştirmektir.
Çünkü bir ülke; yönetenlerin yanlışlarını halka kabul ettirme becerisiyle değil, o yanlışları toplumun yararına düzeltebilme kapasitesiyle ilerler.
Öğrenemeyen iktidar
Öğrenemeyen iktidar
Paylaş: