.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

Nobel: Körün fil tarifi

Okuma Süresi: 4 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
Nobel: Körün fil tarifi
Nobel: Körün fil tarifi
Paylaş:
Bugünlerde, 5-12 Ekim’e denk gelen Nobel haftasındayız. Pazartesi günü tıp ödülü; sinir hücrelerini ışıkla açıp kapatan yöntemi geliştiren Karl Deisseroth, Peter Hegemann ve Georg Nagel’e verildi. Salı günü fizik ödülünü, Güney Kutbu’nun buzuna gömülü gözlemevinde uzayın derinliklerinden gelen hayalet parçacıkları, nötrinoları yakalayan Francis Halzen aldı. Diğer ödüller bu yazı yayınlandıktan sonra; kimya Çarşamba edebiyat perşembe, barış cuma günü açıklanıyor. Alfred Nobel’in vasiyetinde bulunmayan, İsveç Merkez Bankası’nın koyduğu ekonomi ödülü 12 Ekim’de açıklanacak.
Mevlânâ’nın Mesnevî’sinde fil karanlık bir ahırdadır. Hortumuna dokunan “oluk” der, kulağına dokunan “yelpaze”, bacağına dokunan “direk” der. Dilimizde bunun adı körün fil tarifidir. Nobel de böyle bir fil tarifidir.
Kimi hikâyesine dokunuyor; dinamitin servetini insanlığın yararına bırakan adamın kefaretini alkışlıyor. Kimi parasına dokunuyor; bilimi ürüne, bilgiyi mülke çeviren düzeni görüyor. Kimi siyasetine dokunuyor; madalyayı devletlerin itibar yarışında puan sayıyor. Kimi de hayata dokunuyor; keşifle sofra arasındaki mesafenin açıldığını söylüyor.
Bunların hepsi doğrudur. Ama hiçbiri fil değildir. Eksik olan yeni bir açı değil, açıları birbirine bağlayan bakıştır. Gelin, şimdi ödüllerin yapısına bir bakalım:

A. Bilim Ödülleri: Emek kalabalığın, kazanç patent sahibinin
Fizik ve kimya ödüllerinde bir eğilim var. Fizik ödülü iki uç arasında gidip geliyor. Bir uçta gökyüzünün en uzak köşesi: kara delikler, uzayın dokusunu titreten dalgalar, bu yılın hayalet parçacıkları. Öteki uçta; avucumuzdaki çip, birbirinden haber alan parçacıklar, öğrenen makineler, kuantum devreleri var.
Kimya ise doğayı anlamaktan çok, yeni ürünleri ödüllendiriyor. Gen makası, yapay zekâyla tasarlanan proteinler, havadaki suyu ve karbonu tutan gözenekli malzemeler bunun örnekleri.
Genel olarak söyleyebiliriz ki; keşfin birinci hayatı laboratuvarda, ikinci hayatı patent dairesinde ve fiyat etiketinde geçer. Ödüllendirilen gen makasıyla yapılan ilk tedavinin ABD’deki liste fiyatı 2,2 milyon dolardır. Lityum pilin ödülü Stockholm’de verildi; kobaltı Kongo’da çıkarılıyor. 2024’te kimya ödülünü alanların ikisi üniversitede değil, bir teknoloji şirketinde çalışıyordu.
Üstelik; ödülün arkasında bir sürü kalabalık var ama ödül en çok üç kişiye veriliyor. Bu yılın fizik ödülünü alan Francis Halzen, Güney Kutbu’ndaki gözlemevinde 14 ülkeden 450’yi aşkın araştırmacıyla birlikte çalışıyor. Madalyada bu araştırmacıların ismi yok; ortada tek isim var.
Özetle; emek kalabalığın, kazanç patent sahibinin.

B. Barış Ödülleri: Vasiyet açık, ödüller siyasi
Barış ödülünü Stockholm değil Oslo verir: Norveç Parlamentosu’nun, partilerin gücüne göre atadığı beş kişi ödülü belirler. Vasiyetteki ölçü açıktır: halkların kardeşliği, orduların azaltılması, barış kongreleri. Ama ödüller vasiyete uygun dağıtılmaz.
Ödül 1973’te Vietnam savaşının mimarlarından Kissinger’a, 2009’da görevinin dokuzuncu ayındaki Obama’ya verildi. 2019’un ödüllüsü Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed ertesi yıl kendi ülkesinde savaşa girdi. Barış ödülü Gandhi’ye de, 1934’te Venizelos’un aday gösterdiği Atatürk’e de verilmedi. Demek ki komite kimi zaman barışı değil, savaşı ödüllendiriyor.
Komite bu yıl 287 aday olduğunu duyurdu. Kamboçya, İsrail ve Pakistan liderleri Trump’ı aday gösterdiklerini açıkladı. Geçen yılın ödüllüsü Machado madalyasını Beyaz Saray’da Trump’a armağan etti. Varın gerisini siz hesap edin. Trump barış ödülünü alırsa şaşırmayın.
Yani sözün özü; bu barış ödülü aslında bir komedi. Barış hiç ödülle korunabilir mi?

C. Edebiyat Ödülleri: On sekiz kişinin penceresi
Edebiyat ödülünü İsveç Akademisi verir: 1786’da kurulmuş, üyeleri ömür boyu görev yapan on sekiz kişilik kurul. Vasiyetin ölçütü tek cümledir: “İdeal yönde en seçkin eser.” İdealin ne olduğunu vasiyet söylemez; ideali 125 yıldır on sekiz kişinin keyfi belirliyor.
Sonuç ortadadır. Ödül alanların neredeyse yarısı İngilizce, Fransızca ya da Almanca yazdı. Dünyanın binlerce dilinden yalnızca 26’sı bu listeye girebildi; Türkçe bir kez girebildi. Tolstoy’a, Borges’e, Yaşar Kemal’e ödül verilmedi.
2018’den sonra sekiz ödül sırayla bir kadına, bir erkeğe gitti. Ödülleri cinsiyet dengelemesiyle düzeltmeye çalışmak boşunadır.

D. Madalyadan kalan sorular
• Birincisi: Nobel araştırma gündemini belirliyor mu? Çoğunlukla hayır; izliyor. Halzen’in parçacıkları 2013’te duyuruldu, ödül on üç yıl sonra geldi. Işıkla çalışan yöntem 2005’te denendi, yirmi bir yıl bekledi. Bence ödül zamanını şirketlerin pazarlama politikaları belirliyor. Nobel; bunun altına mühür basıyor.
• İkincisi: Ödül uzmanlığın derinliğini mi alkışlıyor, bilim dalları arasındaki bağı mı gözetiyor? Bu yılın iki ödülü de tam sınırda duruyor. Biri ışığı genetikle, öteki parçacık fiziğini gökbilimle buluşturdu. Ödül verilecek bilim başlıkları ta 1895’te belirlendi. Vasiyette ne boyutların geometrisi var ne de ekoloji. Bilim dalları birbirinin içine girdi ama Nobel ödülleri hâlâ bir bölümün kapısına asılıyor.
• Üçüncüsü: Bilginin gücüyle bilginin amacı arasındaki mesafe kapanıyor mu? Hayır, kapanmıyor; tam tersine açılıyor. 2021’de iklim modellerini kuranlar ödüllendirildi ama fosil yakıt salınımları o günden beri artmayı sürdürdü. Çünkü, bilmek ile medeniyeti değiştirmek arasındaki boşluk; laboratuvarda değil, ancak toplumsal uygulamalarla kapanır.

E. Sonuç
İnsanlığın önündeki mesele bilmediğini öğrenmek mi, öğrendikleriyle daha insani bir medeniyet kurmak mı? Diyalektik akıl bu ikisini yarıştırır; holistik akıl birbirine bağlar. Öğrenmeden kuramayız; yalnız öğrenerek de kurmuş olmayız. Nobel; zirveleri gösteriyor, zirveyle ova arasındaki yolu göstermiyor. O yolu kurullar değil toplumlar inşa eder. Ekonomiyle, hukukla, okulla ve eşit paylaşmayla inşa eder.
Yani bir medeniyetin ölçüsü; kazandığı madalyaların sayısı değil, keşfettiğini kaç insanın hayatına ulaştırabildiğidir. Bence; toplumsallaşmayan bilgi ödüllendirilmemelidir.
Mevlânâ hikâyeyi şöyle bitirir: Ellerinde birer mum olsaydı, tarifleri ayrı ayrı olmazdı. Çünkü mum; bütünü görmenin aracıdır.
O mum yanmadıkça Nobel ödülü; körün fil tarifi olarak kalacaktır.
Çelişkileriyle yaşayacaktır.