.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

NATO zirvesi sonrası Ankara’nın havası puslu görünüyor

Okuma Süresi: 5 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
NATO zirvesi sonrası Ankara’nın havası puslu görünüyor
NATO zirvesi sonrası Ankara’nın havası puslu görünüyor
Paylaş:
Gazeteci Yazar Murat Kışlalı, GÖZLEM’in ülke gündeminin başında gelen olay ve gelişmelerle ilgili sorularını cevapladı.

GÖZLEM – TÜİK, “Türkiye'de istihdam edilenlerin sayısının, mayısta aylık bazda 285 bin kişi artarak 32 milyon 463 bin kişi olduğunu” açıkladı. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz bu açıklamayı yorumladılar. Şimşek “İstihdamı korumak ve iş gücüne katılımı artırmak amacıyla aktif iş gücü politikalarını uygulamayı sürdüreceklerini”, Yılmaz da “İş gücü piyasasının dayanıklılığını artırıcı aksiyonlar almaya devam edeceklerini” söyledi. Ne diyorsunuz?
K – Soruya tersinden bakacak olursak, DİSK-AR tarafından hesaplanan geniş tanımlı işsiz sayısı Mayıs ayında 12 milyon 627 bin kişiye ulaştı. Bu rakam çok değil iki yıl önce, 2024’ün Mayıs’ında 9 milyon 919 bin kişiydi. İki yıldaki geniş tanımlı işsiz sayısı 2 milyon 708 bin kişi arttı. Yine DİSK-AR’a göre AKP’nin iktidara gelmesinden hemen önceki 2002 yılının 3. çeyreğinde geniş tanımlı işsiz sayısı 3 milyon 580 bin kişiydi. Buna göre AKP iktidarında geniş tanımlı işsiz sayısı 9 milyon 47 bin kişi artmış. Durum, işsizlik sayısında böyleyken, istihdamda da farklı değil. Yine 2 yıl öncenin istatistiklerine bakılırsa, Mayıs 2024’de Türkiye’de istihdam edilenlerin sayısının 33 milyon 233 bin olduğu görülüyor. Demek ki, istihdam edilenlerin sayısı, nüfustaki artışa rağmen son iki yılda 770 bin kişi azalmış. Sorunuza gelirsek, bakanların bahsettiği politikalar büyük ölçüde özel sektörün istihdamının maliyetini düşüren desteklerden oluşuyor. Büyük ölçüde liberal politikalardan esinlenmiş, özel sektör, sermaye temelli politikalar. Bunda da şaşılacak bir şey yok çünkü bu iktidarın ana ilgi alanının sermaye olduğu aşikâr. Öbür türlü olsa devlet kamudan çekilmezdi. Başta öğretmen olmak üzere kamuda istihdam ciddi biçimde artardı. Sonuçta bu da bir siyasi tercih. Özelleştirme ve garantili ödeme sistemleri gibi yeni yöntemler kaynakları özel sektöre aktarma ve rant yaratma amaçlı. İnsan amaçlı değil.
GÖZLEM – CHP’de “Yönetime Butlan kararıyla kayyum atanması ‘yeni parti kurulacak’ iddialarını” ön plana çıkardı. Kulislerde kurulacak parti için “2 tarih belirlendiği” konuşuluyor. Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi Koordinatörü Bülent Tezcan “Evet, sözünü ettiğiniz o iki tarihi belirledik. Nedeni de Türkiye’nin emperyalizme karşı mücadelesinin en önemli simgesi olan iki tarih olması” dedi. Siz ne diyorsunuz?
K – Bülent Tezcan’ın, Kıbrıs Barış Harekatı’nın başladığı 20 Temmuz ve Lozan Antlaşması’nın imzalandığı 24 Temmuz tarihlerini kastettiği anlaşılıyor. 20 Temmuz’da adli tatil başlıyor. 24 Temmuz ise CHP’nin seçimlere katılabilmek için kurultay yapması gereken son tarih 26 Temmuz’dan hemen öncesi. Hafta içinde yaşanan gelişmelerden sonra CHP’nin lideri Özgür Özel’in aklındaki süreç biraz daha belirginleşti. Özel bir taraftan yeni partiyi kurmayı, diğer taraftan seçime katılma hakkı olan mevcut bir partiyle, muhtemelen Anadolu Birliği Partisi ile bunu yedeklemeyi, ama bir şekilde de CHP içinde mücadeleyi bırakmamayı hedefliyor. Gayet kapsamlı ve mantıklı bir çözüm. Tek sıkıntı, iktidarın kendisi başta olmak üzere CHP’nin önde gelen 9-10 milletvekilinin dokunulmazlıklarını, Meclis’te oylamaya gerek bırakmadan kaldırmaya dönük kumpas planı. Ankara’da ciddi biçimde NATO zirvesinden sonra Özel ve arkadaşlarının tutuklanıp hapse atılacağı konuşuluyor. Bunu Özel’in kendisinin bildiği anlaşılıyor. Eğer son bir yıla bakacak olursanız, iki şey çok bariz bir şekilde ortada. İktidarın hukuksuzluğu ve diktaya yönelen acımasız baskısı ne İmamoğlu’nda bir çözülme yarattı, ne de Özel’in mücadele azmini bastırabildi. O açıdan bakıldığında bu yöntemler sadece geçici bir süre muhalefetin etkinliğini azaltmaya dönük sonuç verebilir. Ancak o süreden sonra, yarattığı büyük haksızlık ve mağduriyetlerle eninde sonunda bu isimlerin baş aktör olacakları bir dönemin de gelmesini sağlayacak.
GÖZLEM – “Yeni parti kurulacağı” iddialarıyla çalkalanan CHP’de 26 il başkanı görevden alındı, 26 ilde il teşkilatı feshedildi, 7 il başkanı ihraç talebiyle disipline sevk edildi; Ana Muhalefet Partisi’nde neler oluyor ve neden?
K – Mahkeme’nin “mutlak butlan” kararıyla hukuka, anayasaya aykırı olarak CHP’nin başına atanan Kemal Kılıçdaroğlu, hırsının ve intikam duygusunun iyice etkisi altına girdi. Atanması sonrası kendisine bir dönem atfedilen Gandhi sabrını CHP’li seçmenin de göstereceğini sanmış, tepkilerin dinmesini bekliyordu. Ancak durum hiç de öyle olmadı. Kamuoyundaki algısını değiştirmek için giriştiği “halkla ilişkiler” propagandası da tam anlamıyla geri tepti. Partisinin sözde Genel Başkanı olarak Meclis’te Grubunu toplayamıyor, konuşma yapamıyor. Örgütü değiştirerek tabana hakim olmayı amaçlıyor. Ama kendi mahallesine sokağa çıkacak hali kalmadı. Bu değişikliklerin bir fayda etmeyeceğini görecek. Erdoğan bile bu durumun farkına vardı ki her konuşmasında “CHP’nin iç meselesi” diyerek konuyu CHP’ye getiriyor ve olanlarda hiçbir katkısı yokmuş havasını doğurarak, ortaya çıkan mağduriyetten kendini arındırmaya ve ayrıştırmaya çalışıyor. Ancak bu çabalar belki AKP tabanını etkiler ama CHP ve muhalif tabanda bir karşılığı olmaz.
GÖZLEM – Önceki hafta ABD Senatosunda yapılan oylamada, 4 Cumhuriyetçi senatörün de desteğiyle, Trump'a Amerikan ordusunun İran'a karşı saldırılarını durdurması yönünde irade gösteren Temsilciler Meclisi kararı kabul edildi. Bu durum Trump’un Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi’nde ve genelde gücünü, konumunu etkiler mi?
K – Karar 215’e karşı 208 oyla alındı. 4 Cumhuriyetçinin oyu olmasa 211’e karşı 212 ile reddedilecekti. Bu kararın Trump’un yaklaşımını hızla değiştirmesini beklemek biraz saflık olur. Ancak karar sadece Demokratlar içinde değil, Cumhuriyetçiler içinde de Trump’a karşı duruşun arttığını ve bunun 4 oyun oranından daha fazla olabileceğini de ortaya koyuyor. Sadece bu dört üyenin kendi bölgelerindeki değil, diğer bölgelerdeki cumhuriyetçi seçmen tabanında da Trump’a karşı “farkındalığın” artıyor olabileceğine işaret ediyor. Bu karar, Amerika’da bu yıl Kasım’da yapılacak ara seçimlere ilişkin de önemli bir gösterge olabilir. Şu anda hem Temsilciler Meclisi, hem de Senato’da az farkla Cumhuriyetçilerin elinde olan üstünlük demokratlara geçebilir. Bu durumda Trump’un etkisi ve işi son iki yılında zorlaşacak. Hiç şüphesiz bu hesaplar, Ankara’da yapılacak olan NATO zirvesinde de dünya liderlerinin aklının bir köşesinden geçiyordur. Ancak zirveyle ilgili Türkiye’yi ilgilendiren esas konular daha başka. Hafta içinde Cumhuriyet’teki köşesinde deneyimli diplomat Ahmet Süha Umar “İktidarın NATO zirvesi bahanesiyle yarattığı baskı havası; Ankara’yı sanal bir görüntüye büründürme çabası, Etimesgut Havaalanı gibi abartılı hazırlıklar, Trump’ın sürekli Erdoğan’ı övmesi ve “Ne istediysem yaptı!” sözleri ile birlikte düşünüldüğünde tehlike çanlarını çaldırması gereken gelişmelerdir” diye yazdı. Trump, Türkiye’ye NATO içinde daha fazla “görev” vererek Rusya ve diğer düşmanlarına karşı kullanmaya, buna karşın Doğu Akdeniz ve Ege’de ise Türkiye’yi etkisizleştirmeye ve ticarette de hesapsızlığından faydalanmaya çalışıyor. Erdoğan da iç siyasetteki beka meselesinden dolayı bu konularda ödün vermekten kaçınmıyor.
GÖZLEM – Türk İş’in “Haziran 2026 dönemine ilişkin Açlık ve Yoksulluk Sınırı araştırmasının sonuçları açıklandı. Açıklamada “açlık ve yoksulluk sınırlarının yükselmeye devam etmesine” karşılık, “asgari ücrete ek zam yapılmaması yüzünden, ‘çalışanların alım gücünün’ zayıfladığı” belirtilerek “4 kişilik bir ailenin yalnızca sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması 35 bin 758,88 TL’ye çıktı” denildi. Ne yapılmalı?
K – Bu rakamlara göre aylık açlık sınırı, 28 bin 75 lira olan asgari ücreti 7 bin 683 lira aştı. Mehmet Şimşek’in ekonominin başına geldiği Haziran 2023’de açlık sınırı 10 bin 373, asgari ücret 8 bin 507 liraydı. Açlık sınırı asgari ücretin yüzde 22 üzerindeydi. Şimdi yüzde 27 üzerine çıktı. Bu rakamlar Şimşek yönetiminde hem geçim sıkıntısının arttığını, hem de 3 yıl içinde enflasyonun geldiği noktayı çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor.