Ankara’daki NATO zirvesi eşi görülmemiş kararların alındığı bir arena olabilme potansiyeli taşıyor. Çünkü insanlık tarihinde önemli bir eşiğe doğru doludizgin gidiyoruz. Her şey değişirken, NATO gibi statükolarını sonuna kadar koruma içgüdüsündeki örgütler, değişime ayak uyduramama sorunu içinde bocalıyorlar. Çünkü yeni oluşan jeopolitik, ekonomik ve bilimsel gelişmeler şunu açıkça ortaya koyuyor ki, NATO kurumsal kimliğini yeniden oluşturmak zorunda ve yapay zekâ gibi yeni öncelikler perspektifinde yeni reflekslerini inşa etmek durumunda. Eskiden işler kolaydı. Doğu bloğu karşıda idi ve soğuk savaş alışkanlıkları ile durumu idare etmek sıradan bir iş ritüeli olarak NATO Ana Karargahının idame ettiği bir rutin idi. Ancak, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve İran Savaşı, Avrupa güvenlik mimarisi kadar dünyanın tedarik zincirini de allak bullak etti. Görüldü ki, bunların hiçbirine yeterli hazırlık yokmuş!
4 Nisan 1949 yılında, İngiltere Dışişleri Bakanı Ernest Bevin, ABD Dışişleri Bakanı George C. Marshall ile ABD’li general Dwight D. Eisenhower’in fikir öncülüğünde kurulan NATO’nun tek amacı, henüz soğuk savaş başlama arifesinde iken Sovyetler Birliğinin askeri ve siyasi nüfuzuna karşı ortak bir savunma antlaşmasını ortaya koymak olarak belirlenmişti. Çünkü Sovyetlerin Berlin Ablukası henüz unutulmadan 1948 yılında yine Rusların Çekoslovakya’da askeri darbe yapması NATO’nun kuruluş çalışmalarını zorunlu kılmıştı.
Orijinal ismi ile Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü olan NATO’ya başlangıçta ABD, İngiltere, Kanada, Belçika, Fransa, Danimarka, Norveç, Hollanda, Portekiz, İtalya, İzlanda ve Lüksemburg dahil 12 ülke imza koymuşken, zamanla Türkiye dahil 32 ülkeyi çatısı altında toplayan dev bir uluslararası askeri ittifak haline dönüştü. Üyeler, GSYİH’lerinin %5’ini bu organizasyona ayırıyorlar ve dünya savunma sanayi totalinin %70’ine rastgelen bir askeri harcama bütçesi oluşturuyorlar! Yani kabaca bir trilyon dolar kadar...
Antlaşmanın ünlü beşinci maddesi ‘ittifak üyesi bir ülkeye karşı bir dış güçten gelebilecek bir saldırı halinde, topyekûn ortak bir savunma yapılmasını’ gerektiriyor ve bu madde de ilk ve tek kez, 2001 yılında ABD’de yapılan 11 Eylül saldırıları sonrası uygulandı. 2001 yılına kadar da Varşova Paktı ile bir tür caydırıcılık eksenli konumlanma içinde bulundu. 1989 yılında Berlin duvarının yıkılması sonrasında tek eksenli bir yapı olarak varlığını korudu, 1992-95 yılları arasındaki Yugoslavya dağılış süreci gibi lokal olaylarda yer aldı. Gerçi, 1995 yılı 11 Temmuz’unda 8372 Müslüman Boşnak’ın acımasızca katledildiği insanlığın bu yüzyılda gördüğü en büyük vahşete göz yuman komutanın Hollandalı Thom Karemans olduğunu hiç hatırımızdan çıkartmıyoruz!
NATO tarihinde ilginç gelişmelerden birisi de 1954 yılında, Sovyetler Birliğinin, Avrupa’da barışı korumak adına NATO’ya katılım isteğini öne sürmesi olmuştur ki, tahmin edilebileceği üzere bu öneri reddedilmiştir! Aynı şekilde Fransa’nın askeri kanattan çıkması ya da Yunanistan’ın Kıbrıs çıkartmamız sonrası askeri komiteden ayrılması da bir başka satır başları olarak hatırlanmakta.
Gelinen noktada, artık ülkeler, sahip oldukları tank ve tüfek sayısı ile güçlü sayılmıyor. Evet, savunma sanayi çok önemli ancak nüfus, ekonomi, jeopolitik, endüstri yanında yapay zeka bağlantılı siber dayanıklılık olmadan tatmin edici bir ülke savunma mimarisi oluşturmak mümkün değil. Dolayısı ile, ülkelerin alt yapıları, veri ve data merkezleri, yapay zeka teknoloji yatırımları, enerji ve lojistik ağları hesaba katılmadan bir NATO askeri envanterinin önemi olmayacaktır.
Bu noktada, sadece uluslararası sorunların değil iklim değişiklikleri ve habitat daralması bağlamında küresel sorunlar için de NATO gibi kuruluşların inisiyatif alması gerekecek.
Bu kadar geniş bir vizyon, NATO yönetiminde var mı diye bir soru akla gelebilir?
NATO genel sekreteri olan, eski Hollanda Başbakanı Mark Rutte, geçenlerde bir röportajında, muhabirin ‘’Bugünlerde uykusuz kalmanıza yol açan en önemli sorun ne?’’ mealindeki sorusuna gülerek “Sadece Rusya” diye yanıt verdi! Düşünün NATO, 75 yıl önce SSCB’ye karşı kurulmuştu, SSCB dağıldı, muazzam sorunlar çözüm bekliyor, Rutte, hala kuruluş yıllarının misyonunda takılı! Neyse ülkemiz ev sahibi. Sayın genel sekreteri başka zaman eleştiririz.
Ankaralılar alınan önlemler dolayısı ile biraz zorluk çekseler de ülkemiz için muazzam bir prestiji olacak küresel bir organizasyona ev sahibi olacağız. Üstelik hem NATO’nun radikal dönüşümü hem de ülkemizin NATO içindeki konumunun yeniden yapılanması adına, önemli kararların alınacağı bir zirve olacağını öngördüğümden, ‘Ankara’ ismi ile alınacak önemli bir değişimin tarihine şahitlik etmiş olmaktan mutluluk duyacağımızı düşünüyorum.
Ankara Zirvesi, NATO'nun kurumsal potansiyelinin ortaya çıkarıldığı ve ülkemizin de kapasitesine uygun rollerinin tanımlandığı bir buluşma olacaktır diye umuyoruz. Yoksa , NATO'yu mizahi olarak tiye alan düşünürlerin söylediği NATO: No Action, Talk Only yani, sadece konuşanlardan oluşan bir örgüt halinde var olmaya devam eder!
NATO Zirvesi Ankara’da
NATO Zirvesi Ankara’da
Paylaş: