Davos’ta yapılan Dünya Ekonomi Formu’ndan hemen sonra, Münih Güvenlik Konferansı 2026 geride bıraktığımız hafta düzenlendi. Birincisinde yeni teknolojik devrimlerle tetiklenen toplumsal ve ekonomik yapılanma arayışının karşılaştığı büyük riskler tartışma konusu oldu. İkincisinde güvenlik sorunu, yeni küresel çok kutupluluk olgusunun yarattığı yeni yapılanma arayışları olarak ele alındı. Küresel ve ulusal geleceğimiz açısından son derecede önemli olan bu iki konferanslar dizisine Türkiye ne yazık ki büyük ölçüde kayıtsız kaldı. İç siyasetin günlük ve çapsız tartışmaları ile oyalanan Türkiye, yeni dünya düzeninin yapılanma ve şekillenişine kayıtsız kalarak, neleri kaçırmakta olduğunun farkında değil. Uygarlık yeniden yapılanırken, mevcut siyasi iktidar yönünü geleceğe değil, daha çok geçmişe ve geleneksel toplum yapılanış modellerine çevirmiş gözüküyor. Oysa bu durum sanayi toplumuna gözünü kapatan Osmanlı dönemi gibi, acı sonuçlar doğurmaya yol açabilir.
Sanayi toplumundan sonra gündeme gelen bilgi toplumunda çok kutuplu küresel yapılanmanın kaçınılmaz olduğu 1990’lı yıllardan beri biliniyordu. Sovyetlerin çöküşü karşısında ABD, bir süre tek kutuplu bir dünya hayaline kapıldı. Ancak yaşanan süreçte BİRCS ülkeleri ve arkasından G20 ülkeleri şekillendi. Milenyum döneminden sonra Çin’in yeni teknoloji üretiminde ve Hindistan’ın yazılım konusunda yakaladıkları liderlik onları süper güç olma düzeyine taşıdı. Bu arada Rusya, Brezilya ve çoğu Güney Doğu Asya ülkesi yeni teknolojiler sayesinde güçlü teknolojik ve ekonomik sıçramalar yapma şansı yakaladı. Yeni teknolojilere hızlı uyum sayesinde sanayileşmedeki gecikme avantaja dönüştü. ABD ve AB, var olan güçlü sanayi yapısını dönüştürmede kısmi gecikmeler yaşayınca, kendi içlerine odaklanma ihtiyacı içine girdiler. Çeşitlenen yeni küresel güç odakları bağlamında çok kutupluluk kaçınılmaz oldu. Ne var ki “güç olgusu” oto-katalitik bir işleyişe sahiptir. Bulunduğu düzeyi sürekli yukarı taşıyan kartopu etkisi ile kontrolsüz hale gelmek ister. Kişisel güç organize güce; organize güç ekonomik güce ve ekonomik güç politik güç ile bütünleşerek kontrolsüz duruma gelmek ister. Bugünkü ABD’nin ve Trump’ın, tek kutupluluk hayali ile sağa sola saldırması; Grönland, Panama, Gazze ve Orta Doğu talepleri bu hastalıklı güç zehirlenmesinden kaynaklanıyor. İşte AB’nin Münih’ten yükselen çığlığı, tam da bu yüzden. AB; ABD’nin boşluğunu kendi doldurma arayışında.
Münih’teki güvenlik arayışı, 1945 de kurulan ABD korumalı Avrupa güvenliğinin hem ekonomik hem de savunma boyutu ile yaşadığı çöküşe yeni bir çözüm arayışıdır. Ancak bu çözüm arayışında Türkiye’nin dışlanmış olduğu; sadece NATO ortağı olma vurgusu ile gönül alındığı görülüyor. Oysa Avrupa’nın güvenliği, tarihte olduğu gibi bugün de üç kıta arasında konumlanmış olan Anadolu’dan başlar. İşin daha da acı boyutu, Türkiye Münih’te bir varlık gösteremezken, SDG komutanı Mazlum Abdi’nin özellikle Fransa ile sarmaş dolaş, Almanya ve ABD ile karşılıklı görüşmeler çerçevesinde gerçekleştirdiği kazanımlardır. Suriye’nin ortak kurucu gücü olarak, yerel bir Kürt yönetim isteğinin kabul görmesidir. Bu gelişmeler karşısında Türkiye’nin sesi bile çıkmadı. Yarının kaotik Suriye’si, Suudi Arabistan veya İsrail’in kontrolüne girme olasılığı gerçekleştiğinde, Türkiye’nin güvenlik sorunları nasıl güvence altına alınacaktır?
İktidar kendi siyasi gücünü algı yönetimleri ile yönetip; muhalefetle çatışmacı kavga üzerinden yandaşları stabilize etme gayretlerine odaklanmayı önceliyor. Bu nedenle ülkemizin can alıcı ulusal güvenlik, açlık, yoksulluk, üretim ve ekonomide yeni teknolojilere dayalı yeni kalkınma sorunları ile yeniden şekillenen çok kutuplu bir dünyada Türkiye’nin küresel arenadaki konumu üzerinde durup düşünmeye bir türlü sıra gelmiyor. Uygarlık bilgi toplumunun ikinci aşamasını yapay zeka devrimi ile yaşıyor. Üçüncü aşamayı 2030’lu yılların ilk yarısında kuantum bilgisayarlar dönemini kubit’lerle yaşamaya başlayacaktır. Bugün ihmal edilen bu konular, özellikle ekonomik gelişme, küresel konum ve ulusal güvenlik başta olmak üzere yarınki durumumuzu ve geleceğimizi belirleyecektir. Yarının çok kutuplu ekonomik ve politik küresel kutuplaşma ve rekabet ortamı varlık sorunu olarak ortaya çıkacaktır. Türkiye tez elden, Orta Doğu Toplumu olma hevesine bir son verip; yüz yıllık birikimi yeniden canlandırarak, en yakınında yer alan AB ile bütünleşme konusunu yeniden şekillendirme gayretlerine odaklanmalıdır. Tabii ki AB’nin de Türkiye üzerinden ulaşmak istediği stratejik açılım ve güvenlik katkısı dikkate alarak.
Münih Güvenlik Konferansı
Münih Güvenlik Konferansı
Paylaş: