.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

Minos Makine AR-GE ile markalaşmaya odaklandı

Okuma Süresi: 6 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
Yeşim Işıklı, Türkiye’de ekonominin ve nüfusun kalkınması için Ar-Ge’nin şart olduğunu belirterek, savunma sanayiinde yaptığımız inovatif ürünleri buna örnek gösterdi.
Minos Makine AR-GE ile markalaşmaya odaklandı
Paylaş:
Zeynep Gürel
Türkiye’de sanayi, küresel rekabetin ve daralan kâr marjlarının baskısı altında ayakta kalmaya çalışırken, sürdürülebilir kalkınmanın anahtarı olarak Ar-Ge yeniden tartışmaların merkezine yerleşiyor. KESİAD Yönetim Kurulu Başkanı ve Minos Makina AŞ firma ortağı Yeşim Işıklı, “Bu noktada eğer ki ekonomik konjonktür gereği bir küçülme olacaksa, ilk küçülen yer Ar-Ge oluyor. Bunu değiştirmek şart. Çünkü kendi markamızla, kendi fiyatını belirlediğimiz ürünle öne çıkamadığımız sürece, bu nüfusun ve bu ekonominin başka türlü kalkınması mümkün değil.” ifadeleriyle de bu duruma dikkat çekiyor.
ODTÜ Ege Mezunlar Derneği Yönetim Kurulu Üyesi, iki çocuk annesi Işıklı ile sanayide dönüşümün gerekliliğini, Ar-Ge’nin stratejik önemini ve KESİAD’ın bu dönüşümde üstlendiği rolü konuştuk.
  • Minos makinenin kurumsal vizyonu ve gelecek hedefleri hakkında neler söylersiniz? Özellikle önümüzdeki 5 yıllık stratejik planda neyi hedefliyorsunuz?
Minos Makine bir aile şirketi ve eşimle birlikte birinci kuşak temsilcileriyiz. Kuruluş hikâyemiz, seri üretim olmayan makinelerin tasarlanması, üretilmesi ve yazılımıyla birlikte teslim edilmesine dayanıyor. Asıl uzmanlık alanımız da bu. Ancak yıllar içinde ülkedeki kâr marjlarının daralması nedeniyle yönümüzü seri ve fason imalata çevirmek zorunda kaldık.
Önümüzdeki 5 yıllık hedefimiz ise kuruluş amacımıza dönmek; yani kendimize ait bir ürünü geliştirip markalaştırmak. Bunun yolu da güçlü bir Ar-Ge ve Ür-Ge altyapısından geçiyor. Deneme süreci zaman, malzeme, ekip ve bütçe gerektiriyor. Bu nedenle Ar-Ge’ye ayrılan kaynağın artması bizim için kritik.
Bugün fason imalat yapıyoruz ve bunun sanayi zincirindeki öneminin farkındayız. İşimizi severek yapıyoruz. Ancak pazarda fiyat belirleyen, yön veren bir aktör olabilmek için kendi markamız ve ürünümüzle var olmanın çok kıymetli olduğunu düşünüyoruz. Vizyonumuz bu yönde.
  • O zaman siz bu noktada aslında postfordizmin dayattığı o fason üretimin dışına çıkıp, devrimsel nitelikte ürünün tamamına hâkim olacak bir proje peşinde koşuyorsunuz… Görüşleriniz nelerdir?
Evet, doğru. Haklısınız kesinlikle. Sanayimize biçilen rol çoğunlukla “iyi bir takım oyuncusu” olmak. Bugün fiyatı, spesifikasyonu belirlenen ürünleri iyi ve verimli şekilde üretiyoruz. Bu da önemli bir deneyim kazandırıyor. Pazardaki diğer ülkelerle kıyasladığımızda bizim iş yapış ve alış biçimimiz, verimimiz iyi düzeydeyiz bu noktada. Ama bu iş biçimi beraberinde işte birileri söyler, birileri de yapar tavrı genel olarak Ar-Ge ve Ür-Ge çalışmalarından uzaklaşılmasına sebep oluyor.
Aslında Mühendislik Fakültelerimiz burada çok yol katıyor mühendislerimize. Ben ODTÜ mezunuyum. Bize söylenenler hep üretme ve yeni şeyler keşfetmeye yönelikti. Ama bu noktada tabii bunun yapılamamasının en büyük sebeplerinden biri de çaresizlik… Çünkü firmaların konuştuğu hep günü, ayı, yılı çıkarabilmek. Bu noktada eğer ki bu ekonomik konjonktür gereği bir küçülme olacaksa ilk küçülen yer de Ar-Ge'ler oluyor ama Türk milleti olarak çok pratik zekâlıyız aslında. Çalışıp yeni bir şey üretme kabiliyetimiz kesinlikle var ama bir miktar işte bu yapımız ve şartlar gereği maalesef birçok sektörde hep var olanı sürdürme, idare etme noktasında kalıyoruz.
Türk sanayisin de mesela savunma sanayiini örnek vermek gerekirse bütçe ayrıldığında ne kadar inovatif ürünler yapabildiğimizi hepimiz görüyoruz. Heyecanlanıyoruz, gururlanıyoruz. Öte yandan yeni neslin bu konuda çok heyecanlı olduğunu görüyorum. Genç çalışma arkadaşlarımızın iş yapış biçimlerini daha farklı ele aldıklarını, değişime çok açık olduklarını görüyorum. Bu da beni çok heyecanlandırıyor. Türk sanayisinin, bu konudaki çıkış yolu ülkedeki teşviklerin arttırılması ve yine aynı şekilde aslında araştırma, geliştirme güçlerinin arttırılması. Tek çıkış yolunun bu olduğunu düşünüyorum ben. Çünkü aksi halde belirlenmiş kârlarla ürün üretmek, günü geçirir ama bizi asla ileriye götürmeyen bir sonuç olacaktır diye düşünüyorum. Bunu değiştirmek şart. Çünkü kendi markamızla, kendi fiyatını belirlediğimiz ürünle artık öne çıkacak bir model olamazsa bu nüfusun, bu ekonominin başka türlü kalkınması bence mümkün değil. Bu meseleye bu noktadan bakıyoruz biz.
  • Pandemi geride kalsa bile etkisini hâlâ hissediyoruz. Bu durumu nasıl özetlersiniz?
Mekanik tarafta çok büyük sorunlar yaşamadık ancak özellikle çip krizi nedeniyle elektrik ve elektronik ekipmanlarda ciddi termin gecikmeleri oldu. Bu durum üretimi yavaşlattı ve hedeflediğimiz cirolara ulaşmamızı engelledi. Avrupa’da da benzer bir tablo var.
Kârların çok düşük olduğu bir ortamda yavaşlama şansımız yok. Daha hızlı ve daha verimli olmak zorundayız. Bu kriz bize, tek bir ülkeye bağımlı olmanın ne kadar riskli olduğunu gösterdi. Bu nedenle Ar-Ge ve kendi üretim kabiliyetlerimizi geliştirmek her zamankinden daha önemli.
  • Sınırda karbon uygulamaları ve sürdürülebilirlik Minos Makine’yi nasıl etkiliyor?
Henüz regülasyonlar doğrudan bizi kapsamasa da Alman, Danimarkalı ve İtalyan müşterilerimizle bu konuları yoğun şekilde konuşuyoruz. Bir eşikteyiz; şimdi adım atmazsak geç kalacağız. Bu nedenle 2025 yılı itibarıyla sürdürülebilirlik konusunda somut çalışmalar başlattık.
  • KESİAD başkanlığını üstlenmiş bir kadın lider olarak rol model olma sorumluluğunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sivil toplumun ve sosyal devlet anlayışının önemine inanan bir aileden geliyorum. Üniversite yıllarımdan itibaren bu alanda aktif olmaya çalıştım. Yaklaşık iki yıldır KESİAD başkanlığını yürütüyorum ve bayrağı daha yukarı taşımayı hedefliyorum.
Kemalpaşa bu anlamda şanslı bir bölge. Aile şirketleri yaygın ve kadın yöneticiler firmalarda kilit roller üstleniyor. Karar veren ve yön veren pozisyonlarda kadınların artması beni çok mutlu ediyor. Kendi şirketimde de böyle bir sorumluluk üstlenmekten heyecan duyuyorum.
  • KESİAD’ın bölge ekonomisindeki rolünü nasıl tanımlıyorsunuz?
KESİAD çok kritik bir noktada konumlanıyor. Ege Bölgesi ve özelde Kemalpaşa, sektör çeşitliliği açısından çok güçlü bir yapıya sahip. Otomotivden makineye, kâğıttan içeceğe kadar pek çok sektör aynı bölgede faaliyet gösteriyor. Küçük girişimlerden çok uluslu yapılara kadar geniş bir ölçek söz konusu.
KESİAD’ın misyonu, bu çeşitlilik içinde sanayici ve iş insanlarını ortak bir bakış açısında buluşturmak. Yaklaşık 25 yıllık geçmişiyle Kemalpaşa’nın gelişimini önceleyen, sanayicilerin farklılıklarını gözeterek bir araya getiren güçlü bir sivil toplum kuruluşuyuz.
Birlikteliği çok önemsiyoruz. On beş yılı aşkın süredir her ayın son perşembesi kahvaltıda bir araya geliyoruz. Bu buluşmalarda yalnızca iş konuşmuyoruz; ortak sorunları, ortak mutlulukları paylaşıyoruz. Bunun herkese çok iyi geldiğini biliyoruz. KESİAD olarak buradaki varlığımızın ve bu birlikteliğin bilincindeyiz.
“Üreten KESİAD, üreten ekonomi” anlayışıyla hareket ediyoruz. Bu bir sanayi projesi de olabilir, sosyal bir proje de. Eğer bir çalışanın, bir firmanın verimini artırabiliyor ya da Kemalpaşa’da bir grubu mutlu edebiliyorsak, bunun dalga dalga büyüyen bir etki yaratacağına inanıyorum.
KESİAD aynı zamanda Kemalpaşa Organize Sanayi Bölgesi’ni geliştiren ve dönüştüren bir itici güç. KOSBİ bir kamu kurumu, biz ise sivil toplum tarafındayız. KOSBİ’nin eksik kalan tarafını KESİAD, KESİAD’ın eksik kalan yönünü KOSBİ tamamlıyor. Biz sahada yaşayan, ihtiyaçları birebir tespit eden ve sanayici ile kurumlar arasında köprü olan yapıyız. Bu nedenle KOSBİ ve Bağyurdu OSB ile düzenli toplantılar yapıyor, bölgenin ihtiyaçlarını birlikte ele alıyoruz.
  • KESİAD’ın bu manada gerçekleştirdiği son projeden bize bahsedebilir misiniz?
Son iki yılımızın en önemli çalışmalarından biri Bağımlılıkla Mücadelede Sanayi Elçileri Projesi oldu. Sanayi ortamında artan bağımlılık sorunlarını hem çalışanlar hem de aileleri üzerinden gözlemledik. En büyük eksiklik, insanların doğru kurumlara nasıl ve nereden ulaşacağını bilememesiydi.
Kemalpaşa Kaymakamlığı ve Yeşilay iş birliğiyle başlattığımız proje zamanla büyüdü; İl Sağlık Müdürlüğü, Milli Eğitim ve Spor İl Müdürlüğü de sürece dahil oldu. Alkol, sigara, kumar, teknoloji ve madde bağımlılığı başlıklarında binlerce kişiye eğitim verdik.
Geri dönüşler doğrultusunda projeyi okullara taşıdık. Çünkü sorun çok erken yaşlarda başlıyor. Bu süreç bizi bugün Kemalpaşa Tarım Köyü’ne ulaştırdı. Çocukların ve çalışanların toprakla buluşabileceği, eğitimlerin ve etkinliklerin yapılacağı yaklaşık 25 dönümlük bir alan oluşturuldu. Proje tamamlanmak üzere; çok kısa süre içinde açılışını yapacağız.
Sanayinin bu konuda sorumluluk alması gerektiğine inanıyoruz. “Bağımlı bireyle çalışmam” deme lüksümüz yok. Hep birlikte elimizi taşın altına koymak zorundayız. Sanayicilerin bu projeye verdiği destek de bu açıdan çok kıymetliydi.
  • Sanayi politikalarının kadın girişimciler üzerindeki etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Açıkçası kadın girişimciliğini destekleyen somut teşvikleri çok sınırlı görüyorum. Yıllar içinde hatırladığım yalnızca bir örnek var. Kadının sanayide varlığını güçlendirecek bir bakış açısı hâlâ yeterince oluşmuş değil.
Buna rağmen sanayide kadın rolü artıyor ve artmaya devam edecektir. Ancak arzulanan pozitif ayrımcılıktan ve destek mekanizmalarından henüz uzağız.
  • İzmir ve Ege Bölgesi sanayisinin sürdürülebilir rekabet gücü için en kritik adımlar neler olmalı?
İzmir sanayisi ağırlıklı olarak aile şirketlerinden oluşuyor. Bu nedenle kurumsallaşma ve verimlilik en kritik başlıklar. Kurumsallaşmayı sadece kavram olarak değil, şirketin tüm yapısına nüfuz edecek şekilde ele almak gerekiyor.
Dijitalleşme, veri kullanımı ve makine öğrenmesi alanlarında iyi bir noktadayız. Bu trendi kaçırmadık. Ancak asıl hedef, verimliliği artırarak kârlılığı yükseltmek olmalı.
Bunun yanında çalışan mutluluğu çok önemli. İş yerlerini yalnızca çalışılan değil, mutlu olunan alanlara dönüştürmek zorundayız. Bu hem finansal başarıyı hem de toplumsal huzuru artırır. Ben Minos Makine’de de hep bunu önceliyorum; kimsenin işe isteksiz gelmediği bir ortam yaratmak istiyoruz. Sonuçta verim ve başarı da buradan geliyor.