.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

Merz’in Münih konuşması Türkiye’ye ne söylüyor?

Okuma Süresi: 3 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
Merz’in Münih konuşması Türkiye’ye ne söylüyor?
Merz’in Münih konuşması Türkiye’ye ne söylüyor?
Paylaş:
Friedrich Merz’in 2026 Münih Güvenlik Konferansı’ndaki konuşması, yalnızca Almanya’nın değil Avrupa’nın güvenlik zihniyetinde köklü bir dönüşümün ilanı niteliğindeydi. “Kurallara dayalı düzen zayıfladı, güç siyaseti geri döndü” vurgusu, Berlin’in artık daha realist, daha askeri kapasite odaklı ve daha stratejik bir Avrupa tasavvur ettiğini gösteriyor. Bu tabloya Türkiye açısından bakarsak bizim için hem riskler hem de yeni fırsatlar barındırdığını görebiliriz.
Merz’in en net mesajı, Avrupa’nın güvenliğini artık başkalarına devredemeyeceği yönündeydi. NATO içinde daha güçlü bir “Avrupa sütunu” inşa etme çağrısı yaptı. Bu yaklaşım, Türkiye açısından iki yönlü okunabilir.
Birincisi, Türkiye NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip bir ülke olarak Avrupa savunma mimarisinde vazgeçilmezdir. Karadeniz, Orta Doğu ve Doğu Akdeniz jeopolitiği düşünüldüğünde Türkiyesiz bir Avrupa güvenlik tasarımı eksik kalacaktır.
İkincisi, her ne kadar Merz konuşmasında Kanada, Japonya, Türkiye, Hindistan, Brezilya, Güney Afrika ve Körfez ülkelerini sayarak Avrupa'nın küresel ölçekte yeni ticaret ve siyasi ortaklara yönelebileceğini, ortaklığın burada mutlak bir kavram olmadığını, tüm değerler ve çıkarların tamamen örtüşmesinin gerekmediğini söylediyse de Avrupa savunma projelerinin Avrupa Birliği merkezli ilerlemesi durumunda Türkiye’nin dışarıda bırakılması riski vardır. Özellikle savunma sanayi iş birliği, fon mekanizmaları ve ortak üretim projelerinde Türkiye’nin konumu yeniden tartışmaya açılabilir.
Dolayısıyla Ankara’nın temel stratejisi, AB-Türkiye arasında stratejik bir tıkanıklık görüntüsü veren Gümrük Birliği’nde -AB'den kopuş mantığı ile değil, hazırlık ve güçlenme stratejisiyle -İngiltere ve Güney Kore örneklerinde olduğu gibi- tek taraflı reformlarla yeni bir ekonomik konumlanmaya gidip rekabet gücünü koruması, diğer yandan “NATO içindeki merkezi rolünü” Avrupa’nın değerleri ve stratejik özerklik arayışıyla uyumlu bir şekilde konumlandırması olmalıdır.
Merz’in konuşması Almanya’nın daha fazla savunma harcaması yapacağını ve askeri kapasitesini kalıcı biçimde artıracağını gösteriyor. Bu, Soğuk Savaş sonrası dönemin temkinli Almanya profilinden çok farklı bir tablo çiziyor.
Türkiye-Almanya ilişkileri açısından bu dönüşüm şu sonuçları doğurabilir: Savunma sanayi iş birliği alanları genişleyebilir, Güvenlik konularında daha doğrudan ve stratejik diyalog zemini oluşabilir,     ancak insan hakları ve demokrasi, hukuk devleti vurgusunun sürmesi nedeniyle siyasi gerilim potansiyeli devam edebilir.
Bu nedenle dış koşullar ne olursa olsun, iç reform iradesi belirleyicidir. Reform yapmadan ilerleme beklemek pasif bir stratejidir. Reform yaparak güncelleme talep etmek ise aktif diplomasi. Berlin artık Türkiye’ye yalnızca “aday ülke” perspektifiyle değil, "bölgesel ticaret ortağı" "“bölgesel güvenlik aktörü” perspektifiyle bakmak zorunda kalabilir.
Merz’in Rusya’yı açık bir güvenlik tehdidi olarak tanımlaması, Karadeniz’in önemini artırıyor. Türkiye burada hem NATO üyesi hem de Rusya ile diyalog kanallarını açık tutan özel bir aktör.
Bu çift yönlü kapasite, Türkiye’yi Avrupa güvenlik denkleminde eşsiz kılıyor. Ancak aynı zamanda Ankara’nın denge politikasını daha hassas hâle getiriyor. Avrupa’nın sertleşen güvenlik dili ile Türkiye’nin çok yönlü dış politikası arasında uyum sağlanması gerekeceğini unutmamak lazım.
Merz’in Çin’e tam kopuş değil ama risk azaltma stratejisi yaklaşımı, Türkiye için ekonomik fırsatlar doğurabilir. Tedarik zincirlerinin çeşitlendirilmesi sürecinde Türkiye üretim merkezi olarak öne çıkabilir, Avrupa sanayi için alternatif tedarik hattı olabilir, enerji ve lojistik merkez rolünü güçlendirebilir. Ancak bunun için hukuki öngörülebilirlik ve yatırım ortamının güçlendirilmesi kritik derecede önemlidir.
Sonuç olarak, yeniden konumlanmış bir Türkiye ile Almanya ilişkilerinde yeni bir sayfa açmak mümkündür. Almanya Türkiye’nin en büyük ticaret ortağıdır. Aynı zamanda milyonlarca Türkiye kökenli insan Almanya’da yaşamaktadır. Bu bağlar yalnızca ekonomik değil, sosyolojik ve stratejiktir. Merz’in çizdiği yeni güvenlik paradigması, ilişkileri iki yönde etkileyebilir. Eğer Berlin Türkiye’yi Avrupa güvenliğinin parçası olarak görürse ilişkiler derinleşebilir. Buna karşın eğer Avrupa savunma entegrasyonu Türkiye’yi dışlayıcı biçimde ilerlerse mesafe artabilir.
Merz’in konuşması Türkiye’ye açık bir mesaj veriyor: Avrupa güç çağında kendini yeniden konumlandırıyor. Türkiye’nin yapması gereken:  NATO içindeki rolünü daha görünür ve stratejik hâle getirmek, Almanya ile savunma ve sanayi alanında yeni iş birliği başlıkları açmak,    Avrupa güvenlik mimarisinin dışında kalmamak için diplomatik proaktivite göstermek, ekonomik güvenlik tartışmalarında “alternatif üretim ve lojistik merkezi” rolünü güçlendirmek.
Bugün soru şudur: Avrupa yeniden silahlanırken ve stratejik özerklik inşa ederken Türkiye bu mimarinin dışında mı kalacak, yoksa kurucu aktörlerinden biri mi olacak?
Yanıt, yalnızca Berlin’in değil Ankara’nın da atacağı adımlara bağlıdır.
Mesele Avrupa Birliği’nin ne yaptığından çok, Türkiye'nin kendini hangi lige hazırladığıdır. Beklemek değil, konumlanmak zamanı.