Ülkemizde; bakanların, bürokratların, siyasetçilerin adlarının karıştığı fon dolandırıcılığı, siyasi rakiplere yapılan yargı operasyonları, art arda gerçekleşen siyasi transferler, tarikat ve cemaatlerin devletimizin en hassas kurumlarına kadar nüfuz etmeleri, PKK terör örgütünün siyasi sistemimize monte edilme çalışmaları, siyasal İslamcı ideolojinin hakim kılınması çabaları, maddi ve siyasi çıkarlar uğruna halkımızın kutuplaştırılması, anayasa ve yasalarımız hilafına icra edilen haksız ve hukuksuz uygulamalar, ekonomimizin dar boğaza girmesi, fakirliğin yaygınlaşması, geçim sıkıntısının çok geniş kitlelere yayılması… Gündemimizi öyle çok meşgul ediyor ki; bu karmaşa içinde çevremizde olup bitenler gözden kaçıyor, bölgemizin ve ülkemizin nerelere sürüklendiği dikkat çekmiyor.
Bizler yukarıda sıraladığım konularla meşgul edilirken bölgemizi kendi çıkarlarına göre şekillendirmek için yıllardır çalışan emperyalist odaklar operasyonlarını ara vermeden sürdürüyorlar. Bu emperyalist odakların güdümündeki bölge ülkeleri de projeye katkı vermeye devam ediyor.
Geçtiğimiz ağustos ayının başlarında; Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında, Mekke Anlaşması adı ile bir askeri işbirliği anlaşması imzalandı. Anlaşmanın tarafları; bu anlaşmayı imzalayan ülkelerden birisinin, bir başka ülkenin saldırısına uğraması halinde; diğerlerinin bu saldırıyı kendisine yapılmış kabul etmesini ve derhal karşılık vermesini taahhüt ettiler.
ABD ve İsrail’in bölgemizdeki askeri faaliyetleri, bu faaliyetleri desteklemek için bölge ülkelerinden bazılarıyla kurdukları ilişkiler, bölge ülkelerindeki iş birlikçi kadroların ABD’ye verdiği destekler hepimizin malumudur. ABD’nin İran’la sürdürdüğü savaş, bölgenin şekillendirilmesi ve İsrail’in bölge hakimiyeti projesinin önemli bir aşamasıdır ve başarıya ulaşamaması halinde emperyalist cephenin ciddi bir gerilemeye maruz kalmasına neden olabilecektir. Bu nedenle bölge ülkelerinin desteği çok önemlidir. Bu desteği sürekli kılmak için de bölge ülkeleri ile İran arasındaki anlaşmazlıklar kışkırtılmaktadır.
Bu anlaşmazlık konularının başında mezhep farklılıkları gelmektedir. Sünni Müslüman cephe; Şii İran’la asırlardır anlaşmazlık halindedir. Bu durum yüzlerce yıldır bölge ülkelerinin yakınlaşmasını ve kaynaşmasını engellemekte, bundan yararlanan emperyalist odaklar da bu durumu sürekli istismar etmektedirler. Suudi Arabistan ve Pakistan; bölgemizi hedefine koyan ABD ve İsrail ile iş birliği içinde, İran’ın vekil güçleriyle ve müttefikleriyle çatışma halindedir.
İsrail; ABD’nin askeri ve ekonomik desteği ile bölgemizdeki yayılmacı politikasını aralıksız sürdürmektedir. Gazze ve Suriye’de elde ettiği hareket alanı ile önemli ilerleme kaydetmiştir. Suudi Arabistan ve Pakistan; İran aleyhine tutumlarıyla ABD’nin, ABD yanlısı tutumlarıyla da İsrail’in destekleyicisi durumundadırlar.
Bu tablo içinde Türkiye’nin Mekke Anlaşması’na imza koymasının ne anlama geldiği sorgulanmaktadır ve bunu sorgulayanlar son derece haklıdırlar. Türkiye’nin bu anlaşmadan beklediği kazanç nedir? Bu anlaşma; ülkemize yönelen hangi tehdide karşı imzalanmıştır?
Anlaşmanın imzalandığı günlerde yapılan açıklamalarda “dışarıdan gelen güçlerin bölgedeki sorunları çözmek yerine daha ağır hale getirdiği” yer almaktaydı. Yapılan yorumlarda bölge dışı güçlerin bölgenin istikrarını tehdit ettiğinden söz ediliyor, İsrail’in Gazze’de gerçekleştirdiği soykırıma ve yayılmacı politikasına vurgu yapılarak bölgesel iş birliğinin yararlarından söz ediliyordu. Şimdi gelinen aşamada ise ABD Başkanı Trump’ın bu anlaşmadan duyduğu memnuniyetten, anlaşmanın bütün bölge ülkelerini kapsaması gerektiği düşüncesinden ve İran karşıtı uygulamaların İsrail’in yayılmacı politikasına hizmet ettiğinden söz edilmektedir. Bütün bunlara karşılık ülkemizdeki yetkililerin yaptıkları açıklamalarda bu anlaşmadan nasıl bir yarar sağlayacağımızdan söz edilmemektedir.
Anayasa hukukçuları ve pek çok siyasetçi; uluslararası anlaşmaların Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilmeden yürürlüğe giremeyeceğini ve tezkeresi Meclisimiz tarafından onaylanmadan yabancı bir ülkede asker görevlendirilemeyeceğini anlatmaktadır. Söz konusu Mekke Anlaşması ise halen TBMM’ne getirilmemiştir, buna rağmen Suudi Arabistan’a askeri birlik, İHA ve SİHA dahil silah ve teçhizat gönderildiğinden söz edilmektedir. Yetkililer ise bütün bu iddialar karşısında suskunluk halindedirler. Ne doğrulamakta ne de yalanlamaktadırlar.
Öyle görünüyor ki; ülkemizde, bir taraftan İsrail karşıtı tavır sergilenirken diğer taraftan ABD ve İsrail’in önünü açacak anlaşmalar yapılmaktadır. ABD ve İsrail’in projesine hizmet eden Mekke anlaşmasının bu fikri teyit ettiği kanaati oldukça yaygındır. Korkarım bunun sonucunda Türkiye’nin de tıpkı Suudi Arabistan ve Pakistan gibi İran’la karşı karşıya gelme riski büyüyecektir. ABD ve İsrail’in istediği de budur. Aksi halde İran’a karşı avantaj elde etmeleri çok uzun zamana ve büyük kayıplara mal olacak, belki de hedefine ulaşamayacaktır.
Eğer Türkiye; Suudi Arabistan ve Pakistan’la askeri iş birliğini sürdürürse, bu ülkelerde asker ve silah bulundurmaya devam ederse bunun İran karşıtı tavır olarak görülmesi ve İran ile vekil güçleri tarafından yapılacak bir saldırıya maruz kalınması kaçınılmazdır. Böyle olmasa bile Türkiye’yi İran’la savaşa sürüklemek isteyen tarafların provokasyonuna maruz kalma olasılığı, doğrudan İran saldırısından daha güçlüdür.
Savaşlar ve uluslararası çatışmaların; arkalarına halk desteği almadan başarıya ulaşmaları mümkün değildir. Irak ve Suriye bunun en yakın örnekleridir. Bu ülkelerde sistemlerine güven duymayan kitleler devletlerine ve ordularına arkalarını dönmüşler, emperyalist baskıya boyun eğmişlerdir. Irak’ta; çoğunluğu Saddam’ın aşiretinden oluşturulan en güvendiği 5’nci Kolordusu bile ABD’nin karşısında üç günde boyun eğmiş, Saddam’ı ABD’nin önüne atmıştır. Toplumların ulusal çıkarlar yönünde ikna edilmesi ve ulusal bilinçle teçhiz edilmeleri şarttır. Bu nedenle; Mekke Anlaşmasının hangi amaçla yapıldığı ve elde edilmek istenen yararlar vatandaşlarımızla paylaşılmadan, arkasına halk desteği almadan, anayasa ve yasalarımız göz ardı edilerek uygulamaya konması yarar yerine çok büyük zararlar verecektir. Ülkemizin içinde bulunduğu, başlangıçta ifade ettiğim sorunlar çözülmeden böyle bir bölgesel gerginliğin içine sokulması; zararı daha da büyütecek, ülkemizi geri dönülmesi çok zor yollara sürükleyecektir.
Mekke Anlaşması hangi amaçla yapıldı?
Mekke Anlaşması hangi amaçla yapıldı?
Paylaş: