.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

“Kuru incirde 90 bin tonu aşkın üretim bekliyoruz”

Okuma Süresi: 4 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
İzmir Ticaret Borsası (İTB) Yönetim Kurulu Başkanı Işınsu Kestelli, kuru incirde geçen sezona göre yaklaşık yüzde 20 rekolte artışı beklendiğini ve üretimin 90 bin tonun üzerine çıkabileceğini açıkladı.
“Kuru incirde 90 bin tonu aşkın üretim bekliyoruz”
Paylaş:
İzmir Ticaret Borsası (İTB) Ağustos Ayı Olağan Meclis Toplantısı İTB Meclis Başkanı Ömer Gökhan Tuncer yönetiminde gerçekleştirildi. Toplantıda konuşan Işınsu Kestelli, tarım sektörünün gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. 

Üreticinin yüksek maliyetlerle üretim yaptığını belirten Kestelli, tarladaki maliyeti yönetmeden raftaki fiyatın kalıcı biçimde istikrara kavuşamayacağını söyledi. Bu nedenle önümüzdeki dönemde dört konuya odaklanmak gerektiğine dikkat çeken Kestelli, bunları şöyle sıraladı: “Gübre, mazot, yem ve enerji gibi temel girdilerde öngörülebilir maliyet yapısı sağlanmalı. Üretici ve tarımsal sanayicinin uygun koşullu finansmana erişimi güçlendirilmeli. Destekler üretim kararlarından önce açıklanmalı ve zamanında uygulanmalı. Ürünün değerinde satılmasını ve fiyat dalgalanmalarının azalmasını sağlayacak güçlü bir piyasa altyapısı oluşturulmalı.” Kestelli, tarım politikalarının yalnızca fiyatları düşürmeye değil, üretim kapasitemizi korumaya ve güçlendirmeye odaklanması gerektiğini vurguladı.

“Kuru incir rekoltesinde yüzde 20 artış bekleniyor”

Kuru incirde geçen sezona göre yaklaşık yüzde 20 oranında rekolte artışı beklendiğini bildiren Kestelli, genel beklentinin, bu yıl üretimin 90 bin tonun üzerine çıkması yönünde olduğuna dikkat çekti. Kestelli “Bu, üreticimiz ve sektörümüz açısından önemli bir fırsat.  Ancak bizim için asıl mesele yalnızca daha fazla üretmek değil; bu ürünü kaliteli, güvenli ve sürdürülebilir şekilde dünya pazarlarına ulaştırabilmek. Bu noktada en önemli gündemlerimizden biri gıda güvenliği” diye konuştu. 

Okratoksin bildirimlerinde yüzde 280 artış
 
“Gıda ve Yem için Hızlı Alarm Sistemi” bildirim sayısının, 2024/25 sezonunda 155’ken, geçen sezonda 248’e yükseldiğini kaydeden Kestelli, Okratoksin bildirimlerinde yaklaşık yüzde 280 artış yaşanırken, aflatoksin bildirimlerinde yüzde 50’ye varan bir düşüş olduğunu ifade etti.  Kestelli, “Aflatoksindeki bu düşüş aslında bize önemli bir mesaj veriyor: Doğru yöntemleri üreticimize aktarır, sahadaki farkındalığı artırır ve mücadeleyi kararlılıkla sürdürürsek sonuç alabiliyoruz. Şimdi aynı kararlılığı okratoksin konusunda göstermemiz gerekiyor.  Hasat öncesinden başlayarak toplama, kurutma, ayıklama ve depolama süreçlerinin tamamında daha dikkatli olmamız şart” ifadelerine yer verdi.  Üreticiden ihracatçıya, kamu kurumlarından borsalara, araştırma enstitülerinden üniversitelere kadar hep birlikte hareket etmek gerektiğine vurgu yapan Kestelli, “Önümüzde 90 bin tonun üzerinde bir üretim potansiyeli var.  Temennimiz, bu bereketli sezonu yalnızca yüksek rekolteyle değil, yüksek kalite, güçlü gıda güvenliği ve sürdürülebilir ihracatla tamamlamak” dedi. 

“İzmir tarımını kalıpların ötesine taşımalıyız”

“Bugün dünya hızla kabuk değiştirirken, bizim de İzmir tarımına bakışımızı geleneksel kalıpların ötesine taşımamız şarttır” diyen Kestelli, “Üretim ve ticaret sistemlerimizi teknoloji ile buluşturmalı ve sürdürülebilirlik uygulamalarını geliştirmeliyiz. Akıllı sulama sistemlerine, yapay zekâ destekli hassas tarım uygulamalarına, toprağın sağlığını gözeten onarıcı tarım modellerine hızla adapte olmak ve her bir metrekare topraktan en yüksek verimi almak zorundayız” dedi. 

Kestelli, İzmir’in tarımsal mirasını coğrafi işaretlerle, ürün çeşitliliğiyle ve uluslararası sertifikasyonlarla güçlendirerek, kenti Akdeniz havzasının yüksek katma değerli gıda üssü haline getirmek gerektiğini söyledi. . 

Sektörün gençlerin enerjisine, dijital vizyonuna, inovasyon gücüne ve küresel bakış açısına ihtiyacı olduğunu vurgulayan Kestelli, “Bunu sağlamak için de tarımı, katma değerli, öngörülebilir gelir üreten, teknolojiyle entegre ve cazip bir girişimcilik alanına dönüştürmeliyiz” diye konuştu. Çağın dinamiklerine hızla uyum sağlayan, etkin ve şeffaf bir tarımsal ticaret sistemi inşa etmek gerektiğini kaydeden Kestelli, “Fiziki ticaretin ve yüz yüze piyasa kültürünün sağladığı güveni ve tecrübeyi korurken, bunu elektronik ve dijital araçlarla desteklememiz gerekiyor.  Lisanslı depoculuğun tam kapasiteyle çalışmasını sağlamalı, elektronik ürün senedi ticaretini derinleştirmeli, dijital ticaret platformları ve sözleşmeli üretim modelleri gibi çağdaş araçları geleneksel yapılarımıza entegre etmeliyiz” şeklinde konuştu. 

“Ortak akıl” vurgusu

“İzmir tarımının gelecek vizyonu, tek bir kurumun omuzlayabileceği ve başarabileceği bir hedef değildir” diyen Kestelli, “Her kurumun kendi kabuğuna çekildiği, birbirinden kopuk yürütülen projelerin sahada kalıcı ve derin bir etki yaratma şansı yoktur. Tüm bunları başarabilmek için kamunun düzenleyici gücüne, yerel yönetimlerin sahadaki desteğine, meslek örgütlerimizin sektörel tecrübesine, üniversitelerimizin bilimsel birikimine ve üretici birliklerimizin sahadaki emeğine ihtiyacımız var. Çünkü geleceğin İzmir tarımını sadece bir kurum değil, ortak akla önem veren ve birlikte hareket eden güçlü bir ekosistem inşa edecektir” dedi. 

“Güçlü hayvan sağlığı sistemi zorunluluktur”

Ömer Gökhan Tuncer de “Özellikle Türkiye gibi  Asya, Avrupa ve Orta Doğu  arasında stratejik bir geçiş noktasında bulunan ülkelerde  güçlü bir  hayvan  sağlığı  sistemi artık bir tercih değil, zorunluluktur. Erken    uyarı sistemlerinin güçlendirilmesi, aşılama kapasitesinin artırılması, biyogüvenlik uygulamalarının yaygınlaştırılması, hayvan hareketlerinin etkin biçimde izlenmesi ve veteriner hizmetlerinin güçlendirilmesi bu sistemin temel unsurlarıdır. Ancak bunun da ötesine geçmemiz gerekiyor; tarım ve hayvancılıkta veriye dayalı, öngörücü ve önleyici bir yönetim anlayışına geçmek durumundayız. Hastalık ortaya çıktıktan sonra mücadele  eden  değil,  riski  önceden gören, fiyat yükseldikten sonra tedbir alan değil, arz-talep dengesini önceden hesaplayan, ithalat ihtiyacı doğduktan sonra çözüm arayan değil, üretim planlamasını   yıllar  öncesinden yapan bir tarım politikası anlayışını güçlendirmeliyiz” dedi.