Trump ile Şİ Cinping (XiJinping) arasındaki görüşmelere yakından baktığımızda, “Yeni Küresel Yapılanmanın” şifreleri, en azından şimdilik, bir Tukidides Tuzağına takılmıyor. Bilindiği gibi Atinalı komutan Tukidides, Atina’nın yükselişi karşısında, rakibi Sparta ile savaşın kaçınılmaz olduğunu savunmuş ve Pelepones Savaşları başlamıştı. Ayrıca Sanayi uygarlığının iki zıt ideolojik kutuplaşması olan Kapitalizm-Sosyalizm şeklinde bir ideolojik zıtlaşma da artık gündemde değil. Çin yeni dünya düzeninin yükselen süper gücü. ABD ise 20 yüzyıl boyunca sürdürdüğü hegemonik yapısını koruma uğraşı içinde. Her iki süper güç, birbirinin gücünü kabullenerek gereksiz çatışmalardan kaçınma ve reel politika olarak ticareti ve işbirliğini öne çıkarma uğraşı içinde oldukları gözleniyor. Aksi durum küresel bir felaket olurdu.
Anlaşıldığı kadarı ile ABD, bir yandan kendi iç ekonomik gücünü korumak ve geliştirmek için ihtiyaç duyduğu, çağdaş ekonominin stratejik ve teknolojik girdilerini temin konusunda Çin ile ticaretini daha da geliştirmeyi zorunlu görüyor. Diğer yandan kendi etki alanındaki ülkeler üzerindeki gücünü, güç kullanarak pekiştirmeye çalışıyor. Ancak bu konuda bir ikilem içine düşmekten kendini alamıyor. Savunma harcamaları konusunda ortakların, ortak sorumluluğa katkı yapmasını beklerken; Batı uygarlığını temel değerleri ile çatışan güç kullanımını devreye alıyor. Venezuela, Grönlandve Küba’ya kaba kuvvetle el koymaya kalkıyor. Ortadoğu’da dengeleri bozup, katliamlara katkı yapıp, İsrail’i eli silahlı bir ileri karakol olarak, her yönden destekliyor. Özünde savunur gözüktüğü uygarlığın evrensel değerlerini çiğnemekten kaçınmıyor. Kendi etki alanındaki bölgesel huzursuzluklara, katliamlara ve savaşlara destek verirken; yükselen Çin’in küresel güç kazanımı karşısında içten içe zayıfladığının ve çürüdüğünün farkına varmıyor. Böylece ABD, süper güç olma pozisyonunu sürdürme gayreti içinde kendi ayağına kurşun sıkıyor.
Çin ise sessiz ve derinden, hem teknolojik, hem de jeostratejik hedeflerini bilinçli olarak, kararlılıkla sürdürüyor. Çin, bilişim ve uzay teknolojileri, yenilikçi üniversiteleri, yapay zeka ve kuantum temelli qubit teknolojileri ile yükseliş ve güçlenmesine hız katıyor. Üstelik bu gücünü, “Bir Kuşak Projesi “ile eski İpek Yolunu kuzeyde yeniden canlandırarak Orta Asya’dan Akdeniz ve Batıya; kuşakta yer alan ülkelerle işbirliği içinde yeniden canlandırıyor. Güneyden “Bir yol Projesi “ile Güney Doğu Asya’dan Batı Asya, Ortadoğu ve Afrika’ya deniz yoluyla, taraf ülkeleri sürecin içine çekerek etkisini sürdürüyor. İkili görüşme ertesinde hemen Putin ile de görüşmesi kapsayıcı yaklaşımının bir parçası olarak görülmelidir. Bu arada, zayıflama sürecindeki ABD’yi tahrik etmemek için İran Savaşında, İran’a açıktan destek vermediğini vurguluyor. Tabii ki petrol ihtiyacı için Hürmüz Boğazının açık kalmasını destekliyor. Ayrıca Tayvan konusunda kararlılığını vurgulamakla birlikte, bu sorunu zamana bırakıyor; zira yükselen güç olarak zamanın kendi lehine işlediğinin farkında.
Kısacası küresel yarışta, zamanı, süreci ve teknolojiyi akıllı stratejiler ve işbirliği ile yöneten Çin, yükselen güç olmaya devam ediyor. Buna karşın yanlış strateji ve tercihlerle baskı, müdahale ve savaşı tercih eden ABD’nin süper güç olma durumu, giderek zemin kaybetmekte ve süper güç olarak zafiyet sürecine girmesine neden olmaktadır.
Küresel yapılanmanın şifreleri
Küresel yapılanmanın şifreleri
Paylaş: