Günümüz uygarlığı 0-1 temelli yapay zeka teknolojilerinden qubit’lerle çalışan kuantum teknolojilerine geçiş arayışına paralel olarak, küresel ilişkiler yeniden yapılandırma arayışına yönelindi. Günümüzde ABD ve Çin arasındaki teknoloji yarışı aynı zamanda yeni küresel yapılanmanın yön arayışlarını gündeme taşıdı. ABD, kendi iyi bildiği vahşi kapitalizmin yöntemlerini kullanarak, geçmişteki süper güç pozisyonunu gelecekte de geçerli kılmak istiyor. Zira ABD derin devleti gücü, öncelikle Dünyanın doğal kaynakları olan petrol ve nadir elementleri kontrol etme stratejisi üzerine kurgulamış gözüküyor. Bunun için Büyük Orta Doğu projesini devreye aldı ve uyguladı. Bunun yanında küresel doğal zenginlikleri kontrol için Ukrayna, Grönland, Venezuela ve İran eylemlerine girişti. Yakın çevresi olan Küba, Kanada ve Meksika ile ilişkilerini de yeniden dizayn etmeye çalışıyor. Ayrıca geçen yüzyıldan beri Avrupa üzerindeki pozisyonunu, kendine daha az masraflı bir düzleme taşıma sürecine girdi.
ABD derin devletinin küresel yapılanmayı yönlendirmek için uyguladığı bir diğer strateji, dünya silah ticaretini elinde tutmaya yöneliktir. Bunun için kendinin dolaylı katıldığı yerel savaş ve vekalet savaşlarına destek veriyor. Ayrıca üçüncü dünya ülkelerindeki etnik ve dini farklılıkları kullanarak, böl yönet sistemi ile bu ülkelerdeki gerilimleri siyaseten; gerektiğinde sıcak çatışmaları yönlendiriyor. ABD diğer yandan, doların küresel ödeme aracı olmasının avantajını yitirme endişesi yanında teknolojik liderlik, eğitim ve yenilikçilik konularında da sahip olduğu tekeli büyük ölçüde kaybetme endişesi ile yüz yüze bulunuyor. Trump’ın bu endişeler karşısında saldırgan, tehditkar ve rasyonel olmayan açıklamalarla ABD’nin elindeki gücü gösterme gayreti gösteriyor. Batı kapitalizmi, sermaye ve yenilikleri kontrol etmekle Dünyayı kontrol edeceğini düşündü. Ancak Çin bu algıyı yıktı.
Küresel yapılanmada Çin, kendi bildiği yöntemlerle daha sesiz, fakat derinden gidiyor. Çin yönetimi planlı ve disiplinli bir devlet olmanın avantajlarını kullanıyor. Tarihin en eski ve en merkezi devlet yönetim geleneği içinde, geliştirdiği planları hızla uygulama şansına sahip. Batı, ucuz emekten yaralanma ve yüksek kar peşinde koşmak için kendi üretim sistemlerini Çin’e kaydırırken, Çin’in böylesi hızlı bir patlama yaşanacağını düşünmedi. Çin batının getirdiği teknolojileri hızla öğrenip; onun ötesine geçmeyi, çok hızlı biçimde öğrendi.
Eğitim, Ar-Ge ve teknolojide çok hızlı bir atılım yaptı. Milenyum dönümünde getirdiği planlarla otomotiv üretimini 5 yıllık plana alan Çin, 20 yıl içinde otomotiv üretiminde dünya liderliğini yakaladı. Elektronikte dev sıçrama yaşayıp, batının önüne geçti. Bugün uzay teknolojisinden kuantum bilgisayarlara kadar her alanda dünya liderliğine oynuyor. Gözünü Afrika’nın zengin kaynaklarına dikip, orada yatırımlar yapıyor. Batıdan farklı yöntemler kullanıp, “bir kuşak ve bir yol” projeleri ile Batıyla daha yoğun bütünleşme ve işbirliği yapıyor. Küresel yarışta Çin, doğal kaynak ihtiyacı için Rusya ile daha yoğun bir ilişki içine girebilir.
Yeni küresel yapılanmada AB, teknolojik yarışta bir adım geri olsa da, Küresel yapılanmada oynayacağı rol, bugün için teknolojik açıdan değil, fakat insanlığın en çok ihtiyacı olan demokrasi, insan hakları ve uygarlığın getirdiği insani değer normlarının korunması açısından olacaktır; eğer yeniden faşizm ve nazizmin ırkçılık tuzağına düşmez ise. Yeni küresel yapılanma sürecinde Hindistan Dünyanın en çok nüfusa sahip bir ülkesi ve yazılımda bir dönem dünya lideri olsa da; insanlık artık 0-1 temelli yazılım teknolojisinden, qubit teknolojilerine yönelmiş bulunuyor. Ayrıca Hindistan, Çin’deki gibi bir devlet, toplum, disiplin ve planlama kültüründen uzak bulunuyor. Ancak dev nüfusu ile önemli bir Pazar potansiyeli taşıyor.
Küresel güç odaklarında bu yapılanmalar yaşanırken Ülkemiz, tüm bu odakların bağlantı noktasını oluşturan bir coğrafyada bulunuyor. Ülkemizin bu merkezi konumu en büyük avantajımız. Ancak bugün ekonomik ve toplumsal açıdan yaşadığımız zayıflıklar ile teknoloji ve eğitim konusunda atamadığımız adımlar nedeniyle bu konumu değerlendirmekten uzak bulunuyoruz. Kronikleşen enflasyon, yoksulluk, işsizlik, gelir dağılımındaki bozulma, orta tabakadaki erime, siyasi kutuplaşma ve parlamenter sistemden kopuş ile laik eğitimden sapmalar en büyük handikaplarımız durumunda. Bu alanlarda yenilenme ve reformlara acil ihtiyaç bulunuyor. Bu eksiklere rağmen Türkiye gerek demokrasi deneyimi gerekse Atatürk reformlarının getirdiği aydınlanma ve tarihi ilişkileri ile Batı uygarlığı ve güvenliğinin bir parçasıdır. Türkiye, tarihte olduğu gibi bulunduğu coğrafyanın gereği olarak, Doğu ile batının; kuzey ile güneyin küresel, ekonomik, kültürel ve teknolojik; etkileşim, işbirliği ve kaynaşma noktasıdır. İçine kapanamaz, tek yünlü olamaz, merkezi küresel rolünün gereği olarak çok yönlü bağlantılarını sürdürmek zorundadır.
Küresel yapılanma ve Türkiye
Küresel yapılanma ve Türkiye
Paylaş: