Suriye’de yaşananlar tesadüf değildi. Bu tablo bir gecede ortaya çıkmadı. Her adımı önceden hesaplanmış bir planın sonucuydu. Ama bu planın içinde olanların sayısı çok azdı. Çoğu aktör son ana kadar sustu. Bazıları ise olup biteni seyretmekle yetindi. En hazırlıklı olan taraf Tayyip Erdoğan ve ekibiydi.
En hazırlıksız yakalananlar ise yine başkaları oldu. Bugün gelinen noktada kaybedenler çok net. Devlet Bahçeli bu listenin başında geliyor. İran ciddi bir güç kaybı yaşadı. Ama asıl ağır darbeyi Kürtler aldı. Abdullah Öcalan devre dışı bırakıldı. Selahattin Demirtaş unutuldu. DEM Parti etkisizleştirildi. SDG, PYD ve Kandil yalnız bırakıldı. En çok da iyi niyetli insanlar kaybetti. Kürt sorununun çözüleceğine inananlar. Türkiye’nin demokratikleşeceğini umut edenler. Barışın mümkün olduğuna safça inananlar. Şimdi bu insanlar hayal kırıklığını nasıl taşıyacak?
Kim bunun hesabını verecek? Devlet Bahçeli bu tabloyu görmezden mi gelecek? Hatırlayalım. Bahçeli, Abdullah Öcalan için “kurucu önder” dedi. Meclis’e gelsin, konuşsun çağrısı yaptı. Cumhuriyet tarihi açısından ezber bozan bir noktaya geldi. Eşit vatandaşlık dedi. Kültürel haklar dedi. Ayrı devlet değil, ortak gelecek vurgusu yaptı.
Mesaj şuydu: “Bu ülke bölünmesin istiyorsak Kürtlerle yüzleşmeliyiz.” Ama aynı anda başka hesaplar yürüyordu. Amerika netleşmedi. İsrail Kürtleri açıkça destekledi. SDG ve Kandil bağımsız devlet hayaline tutundu. Beklenti büyüdü. Umut şişti. Sonra bir anda her şey değişti. Amerika yönünü Türkiye’ye döndü. Sünni merkezli bir devlet formülüne yeşil ışık yaktı. Bu dönüş doğru okunamadı. Direniş başladı. Direniş kanlı biçimde bastırıldı.
Türkiye bu süreçte sahadaydı. Ardından aşağılayıcı sözler geldi: “İşiniz bitti.” “Kullanıldınız.” “Haddinizi bilin.” Bu sözler sadece bir açıklama değildi. Bir dönemin kapatıldığının ilanıydı.
Bağımsız Kürt devleti hayali bitirildi. Suriye’de kurucu unsur olma ihtimali silindi. Yarı özerk yapı beklentisi çöpe atıldı. Geriye ne kaldı? Kıyıda köşede kasabalar. Sembolik yöneticilikler. Bakan yardımcılığı kırıntıları.
Yani umut değil, küçültülmüş bir varoluş. Bugün dört ülkeye yayılmış 40 milyondan fazla Kürt şaşkın. Üzgün, öfkeli ve aldatılmış hissediyor. Direnç kırıldı. Moral çöktü. Kimsenin artık onları dinleme zorunluluğu yok gibi davranılıyor. Ne Amerika’nın. Ne İsrail’in. Ne Batı’nın. Ne de bölge ülkelerinin. Bu noktadan sonra Bahçeli’nin açılımlarının sürmesi zor. Geri adım atarsa inandırıcılığı kalmaz. Sertleşirse söylediklerini inkâr etmiş olur.
Kürtlerin parçalı ve dağınık duruşu tarihsel bir fırsatı heba etti. Ama bu sadece Kürtlerin kaybı değil. Bu ülkede demokrasi isteyen herkes kaybetti. Hukuk isteyenler kaybetti. Eşitlik isteyenler kaybetti. Ve bir kez daha görüldü ki. Büyük planlarda umut edenler değil, planı yapanlar kazanıyor. Geriye ise buruşturulup atılan hayaller kalıyor.
Kullanıldı, ezildi, kenara atıldı
Kullanıldı, ezildi, kenara atıldı
Paylaş: