.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

Kronikleşen derin yoksulluk

Okuma Süresi: 3 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
Kronikleşen derin yoksulluk
Kronikleşen derin yoksulluk
Paylaş:
Bu güzel ülkemiz ne yazık ki, kronikleşen ve çözümsüz hale gelen derin bir yoksulluk sürecine sürükleniyor. Esasen dolar bazındaki milli gelirdeki gerileme süreci ve ekonomik sıkıntılar 2013 yılından itibaren başlamıştı. Ancak parlamenter sistemi devre dışı bırakan, ortak akıl ve bilimin ilkeleri yerine, başkanlık sisteminin getirdiği kişisel tercihlerin,  büyük çaplı bir ekonomik ve toplumsal yapıyı sağlıklı yönetmede yetersiz kalması nedeniyle, ekonomik kriz hızla derinleşti. Zira parlamenter sistemin üçlü denge ve kontrol mekanizması ortadan kalktı. Bilgi birikimi ve yılların deneyimi ile karar yetki ve sorumluluğu olan bakanlıklar yerine, talimat ve emir bekleyen yetkisiz bakan uygulaması devreye girdi. Bu süreçte yüksek enflasyon kronikleşti ve derinleşti. Yüksek katma değerli sanayileşme yerine, sınırlı katma değer yaratan ticaret ve inşaat stratejisi uygulaması devam etti.
2026 yılına girerken, kronikleşen yüksek enflasyon sürecinde, daralan üretim ve verimlilik toplumu derin yoksulluk süreci ile yüz yüze bıraktı. Zira kronikleşen enflasyon sürecinde sınai ve tarımsal üretim ve verimlilik daralırken işsizlik arttı. İstihdam düzeyi daraldı, ekonomi stagflasyona girdi. Ekonomiyi ayakta tutan orta tabaka eridi. Buna paralel olarak gelir dağılımı köklü biçimde bozuldu. Bozulan gelir dağılımı ile yoksulluk arttı. Ayrıca ekonomi ve toplumda iktidar kendi medyasını ve kendi yandaş sınıfını oluşturdu. Yandaş olmayanların iş bulması zorlaştı ve ötekileşti. Toplumda dışlanmışlık ve kutuplaşma arttı. Muhalefetin yönetimindeki belediyelere ayrımcılık yapıldı ve kayyum atamaları, hukuk ve adalet sitemini sarstı.  Bu ortamda muhalif basın ve kişiler baskı altına alındı.
 Bütün bunlarla birlikte paranın sürekli değer kaybetmesi ve buna paralel olarak döviz kurlarının tek haneleri rakamların alt basamaklarından bugün 50 bandının etrafında kümelenme gösteriyor.  Ticaret stratejisin getirdiği büyüme süreci, ithalat ve ihracatın sürüklediği, yoksullaştıran büyüme sürecine dönüştü. Toplumun dar gelirli kesimi geçmişteki ev ve araba alma hayallerini kaybetti. Kronikleşen enflasyon ve hızla artan döviz kurları, benzin, yakıt, elektrik, doğalgaz fiyatlarını fırlattı. Bu sürecin getirdiği pahalılık nedeniyle fakirleşen alt gelir grupları, kirasını, elektrik ve doğal gaz parasını ödeyemez duruma düştü. Askıda ekmek, askıda bakkal borcu, askıda fatura dönemleri yaşandı.
 Halk pahalık, enflasyon ve yoksulluk batağında çırpınırken, enflasyon ve yeniden değerlendirmeye paralel olarak vergiler sürekli artı.  Enflasyon ve Vergiler artarken, sağlık harcamaları, eğitim harcamaları, kiralar ve gıda fiyatları da buna eşlik etti. Bu süreçte aracı ekonomik birimler bu artışları nihai tüketiciye yansıtma yönünde fiyat yarışına gidi. Gıda fiyatlarının son 5 yılda 16 kat artığı gözlendi.  KAMU-Ar’a göre 2021 yılından beri gıda fiyatları yüzde 1508 artış gösterdi. Kronikleşen enflasyon nihayet, alt gelir grupları için kronikleşen yoksulluk ve yoksunluğa dönüştü.
 Uzun süreli kronik enflasyon,  bir ekonomide en adaletsiz vergi işlevi görür. Zira ekonomideki fiyat yarışı ve vergi artışları son kertede yoksul olan nihai tüketiciye yansır. Buna karşın mal, mülk ve servet sahibi olan zengin kesimin ellindeki servet sürekli değer kazanır. Yoksul giderek yoksullaşır ve zengin giderek zenginleşir. Bu süreçte yoksullaşan kitleler nedeniyle kent suçları tetiklenir, Aile yaşantısı ve bütünlüğü yoksul kesim için sarsılır. Sokakta kent suçları, evde geçimsizlik, mutfakta dert kaynarken, toplumun ahlak ve etik değerlerinde sarsılma ve toplumsal çürüme devreye girer.
Uzun süreli kronik enflasyon, durgunluk, şirket iflasları,  üretim düşüşü, verimsizlik yanında, asgari ücret, temel ücrete dönüşüp, açlık ve yoksulluk sınırının altında kalırken ve fakirleştiren büyüme süreci ile derin yoksulluk daha da artar. Kent suçlarının artışı, aile yaşantısında sarsılma ve ahlaki değerlerde çözülme toplumsal çürümeyi tetikler. Bu durumda, her türlü kalıp düşünce, ideolojik saplantı ve partizanlığı bir yana bırakıp; aklın, bilinçli düşünmenin ve bilimin rotasında köklü toplumsal reformları devreye almak gerekir.