.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast
Folkart Orion

Köprüleri yakmak siyasette ne kazandırır?

Okuma Süresi: 3 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
Köprüleri yakmak siyasette ne kazandırır?
Köprüleri yakmak siyasette ne kazandırır?
Paylaş:
Siyasette bazı kararlar vardır; yalnızca yeni bir yol açmaz, eski bütün yolları da kapatır.
Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu ekibinin yeni bir siyasi parti kurma yönündeki iradelerini kamuoyuna açıklaması da tam olarak böyle bir dönüm noktasıdır. Bu karar, sadece yeni bir parti kurma girişimi değildir; aynı zamanda Cumhuriyet Halk Partisi ile kurulan siyasi bağın büyük ölçüde koparıldığının ilanıdır.
Fakat asıl soru şudur:
Türkiye'de yüz yılı aşan bir geçmişe sahip, Cumhuriyet'le yaşıt bir siyasi geleneğin yerine yeni bir yapı gerçekten geçebilir mi?
Siyasi tarih bize bunun sanıldığı kadar kolay olmadığını söylüyor.
Yeni partiler kurulabilir, büyük heyecanlar oluşturabilir, geniş kitleleri peşinden sürükleyebilir. Ancak kurumsal hafızayı, köklü seçmen aidiyetini ve yılların oluşturduğu siyasi refleksi kısa sürede değiştirmek kolay değildir.
Elbette bugün yaşananlar farklı şekillerde yorumlanabilir.
Kimileri, mevcut iktidarın güçlü bir rakibin önünü kesmeye çalıştığını düşünebilir.
Bu görüşün tamamen temelsiz olduğunu söylemek de mümkün değildir.
Ancak devlet yönetiminde yalnızca siyasi değerlendirmeler değil, hukuki süreçler de belirleyicidir.
Türkiye Cumhuriyeti'nin işleyen bir hukuk sistemi vardır. Savcılar, mahkemeler ve yargı süreçleri devam etmektedir. Bir hukuk devletinde usul, çoğu zaman esastan önce gelir.
Tam da bu nedenle, yeni parti hazırlığında olduğu konuşulan isimlerin içinde bulunduğu hukuki tablo göz ardı edilemez.
Ekrem İmamoğlu'nun tutuklu bulunması, bazı milletvekilleri hakkında fezleke süreçlerinin devam etmesi ve kamu kaynaklarının kullanımıyla ilgili ciddi iddiaların yargının önünde olması, siyasetin geleceğini doğrudan etkileyecek gelişmelerdir.
Henüz sonuçlanmamış bu süreçler devam ederken kurulacak yeni bir partinin seçimlere katılımından lider kadrosunun siyasi geleceğine kadar pek çok başlık belirsizliğini korumaktadır.
İşte bu nedenle, bugün büyük umutlarla başlayan bir siyasi yolculuğun önünde hukuki engellerin belirleyici olması ihtimali göz ardı edilemez.
Böyle bir durumda ise geriye yine Türkiye'nin ana muhalefet partisi olarak Cumhuriyet Halk Partisi kalacaktır.
Ancak burada gözden kaçırılan başka bir gerçek daha vardır.
Ya geri dönmek isteyenler, dönecekleri evi ölçüsüz yıpratmalarıyla tanınmaz hale getirmişlerse?
Son bir yılda yürütülen siyasi dil tam da bu soruyu akıllara getiriyor.
Halk TV'de, Sözcü TV'de, sosyal medyada ve farklı mecralarda yalnızca Kemal Kılıçdaroğlu değil, aynı zamanda Cumhuriyet Halk Partisi'nin kurumsal kimliği de yoğun bir eleştiri kampanyasının hedefi hâline getirildi.
Siyasette rakibini eleştirmek olağandır.
Ancak dün omuz omuza yürüdüğünüz insanları ve mensubu olduğunuz partiyi sürekli itibarsızlaştırmanın bedeli, gün gelir size de çıkar.
Çünkü seçmen yalnızca liderleri değil, kurumları da hafızasına kaydeder.
Bugün yeni parti başarısız olursa denildiğinde akla gelen ilk ihtimal, seçmenin yeniden CHP çatısı altında birleşmesidir.
Ne var ki uzun süredir oluşturulan olumsuz algı, o dönüşü de zorlaştırabilir.
Yani yeni parti başarılı olamazsa yalnızca kendisi kaybetmeyecek; muhalefetin en büyük kurumsal yapısı da yıllardır süren yıpratma kampanyasının sonuçlarıyla yüzleşmek zorunda kalacaktır.
İşin ironik tarafı ise şudur:
Kemal Kılıçdaroğlu, daha iki yıl öncesine kadar bugün kendisini en sert biçimde eleştiren kadroların birlikte siyaset yaptığı, destek verdiği ve övgüler dizdiği liderdi.
Siyasetin dili bu kadar kısa sürede değişebilir.
Ancak toplumun hafızası aynı hızla değişmez.
İnsanlar dün alkışlanan bir ismin bugün bütün başarısızlıkların tek sorumlusu ilan edilmesini kolay kolay içselleştiremez.
Yeni parti girişimi yalnızca yeni bir siyasi adres oluşturma çabası değildir.
Bu aynı zamanda muhalefetin kendi içindeki en büyük hesaplaşmalarından biridir.
Ve belki de en büyük riski de burada yatmaktadır.
Çünkü bazen bir rakibi zayıflatmaya çalışırken, farkında olmadan bulunduğunuz zemini de aşındırırsınız.
Köprüleri yakmak ilk bakışta cesur bir hamle gibi görünebilir.
Ancak unutulmamalıdır ki, gün gelir insanın geri dönebileceği tek yol, kendi yaktığı köprülerin bulunduğu yerdir.
Siyasette kapılar kapanabilir.
Liderler değişebilir.
Partiler bölünebilir.
Fakat kurumsal hafıza kolay kolay silinmez.
Bugün atılan adımların gerçek sonuçlarını ise ne siyasi sloganlar ne de meydan konuşmaları belirleyecek.
Kararı yine zaman verecek.
Ve zaman, siyasetin en acımasız hakemidir.