.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

“Kent Konseyi kentin ve kentlinin hakkını savunur”

Okuma Süresi: 6 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
Özgür Topaç, Kent Konseyi’nde asıl amacının şahıslardan ve siyasi etkilerden bağımsız şeffaf ve hesap verebilir bir sistemi inşa etmek olduğunu dile getirdi.
“Kent Konseyi kentin ve kentlinin hakkını savunur”
Paylaş:
Emrah Yılmaz
İzmir Kent Konseyi Başkanı Özgür Topaç ile kent konseylerinin işlevini, hak temelli yaklaşımı ve katılımcı yönetim anlayışını konuştuk. En büyük hedefinin İzmir Kent Konseyi’ni kentin ve kentlinin hakkını savunan, kararlarını hangi hakkı güçlendirdiğini açıkça ortaya koyan bir yapıya dönüştürmek olduğunu ifade eden Topaç, kişilere bağlı olmayan, siyasi etkilerden bağımsız işleyen, ortak aklı esas alan, şeffaf ve hesap verebilir bir sistemi inşa etmek için çalıştığını dile getirdi.
İzmir Kent Konseyi Başkanı Özgür Topaç, konseyin yalnızca “İyi niyetli bir danışma organı” olarak kalmaması gerektiğini ifade etti. “İzmir Kent Konseyi kentin ve kentlinin hakkını savunur” diyen Topaç, her kararın ve her faaliyetin hangi hakkı güçlendirdiğinin açıkça ortaya konulması gerektiğini belirtti.
İzmir Kent Konseyi’nin 15 yıllık bir kurum olduğunu belirten Topaç, bu sürenin bir kurum için hem kısa hem uzun olarak değerlendirilebileceğini söyledi. “Ben uzun olan tarafındayım. Çünkü gündemi sürekli takip etmesi gereken bir kurumdan bahsediyoruz. 4,5 milyona hitap edebilme potansiyeli olan, 600’ün üzerinde sivil toplum örgütüyle doğrudan iletişimde olan bir kurumdan söz ediyoruz.” dedi.
Göreve gelişinin üzerinden bir yıl geçmek üzere olduğunu belirten Topaç, bu bir yılı “10 yıllık deneyim gibi” tanımladı. Selçuk’tan Bayındır’a, Tire’den Karaburun’a, Çeşme’den Buca’ya kadar pek çok ilçeyi ziyaret ettiğini, panellere, halk toplantılarına ve mahalle buluşmalarına katıldığını aktardı. “Orada ne olduğunu en iyi görebileceğim yerin fiziken orada olmak olduğunu biliyorum.” dedi.

“Kırmızı butona basmak zorundayız”
Kent konseylerinin gündemi yakalamak zorunda olduğunu belirten Topaç, pasif bir yapı tarif etmediklerini ifade ederek, Kent Konseyi’nin çalışmalarını, “Bence, İzmir’de sel olduysa, sel olmadan önce, olmak üzere olduğunda bizim kırmızı butonlara basıp ‘Sel olacak’ diye çıkmamız gereken bir kurum burası.” İfadeleriyle tanımladı.
Konseyin müdahale biçimini üç başlıkta topladıklarını belirten Topaç, doğrudan ilgili kuruma iletilen talepler, paydaşları harekete geçiren ortak çalışmalar ve belediye meclisine taşınan karar önerileri üzerinde çalıştıklarını kaydetti. Engelli yurttaşların asansör sorunlarını ESHOT’a taşımak, kadınların sosyal, kültürel ve ekonomik haklarını güçlendirmek için dernekleri bir araya getirmek ya da doğrudan meclise karar önerisi sunmak gibi yöntemlerin bu kapsamda yer aldığını belirtti.

“Bu şehirde yaşayanların kent hakkı var”
“Hak temelli yaklaşım” kavramını sıkça vurguladıklarını ifade eden Topaç, gerçekleştirdikleri herhangi bir faaliyeti yalnızca etkinlik olarak değil, bir hakkın ifadesi olarak ele aldıklarının altını çizdi. Bir konser yaptıklarında bile hangi hakkı savunduklarını sorguladıklarını aktaran Topaç, “Kültür sanat hakkı mı? Fikrini ifade etme hakkı mı? Haber alma hakkı mı?” şeklinde aralarında fikir alışverişinde bulunduklarını paylaştı.
Bu durumu gerçekleştirdikleri bir takım etkinlikler üzerinden örneklerle aktaran Topaç, İzmir’in bazı ilçelerinde yaşayan ve hiç denizi görmemiş kadınlar için düzenlenen Körfez turuna ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:
“Birisi bana ‘Neden 800 kadını Bergama vapuruna bindirdiniz?’ dediğinde argümanım net olmalı. Ben kamu kaynağını insanlar gezsin diye kullanmadım. Bu şehirde yaşayan insanların kent hakkı var. O hakkı kullanabilmeleri için bu kararı aldık.”

Meselenin yalnızca maddi kaynak olmadığını, zaman, emek ve kurumsal kapasitenin de birer kamu kaynağı olduğuna dikkatleri çeken Topaç, “800 kadının denizi görmemiş olması bizim toplum olarak büyük haksızlığımız.” dedi.

Meclise giden kararlar
Kadınların gece 22.00’den sonra istedikleri noktada inebilmesine ilişkin kararın da kent konseyinden çıkan bir öneri olduğunu hatırlatan Topaç, yaşanan süreci şu sözlerle aktardı:
“Biz konuyu ESHOT’a iletip, sözlü olarak bu duruma bir çözüm sunabilirdik fakat, kanun olmadığı zaman kişiye bağlı olarak ‘yaptım, yapmadım’ olabilir. Ama şimdi hiçbir şansı yok. Kadın ‘Ben burada inmek istiyorum’ dediğinde şoför frene basıyor.”

Tüm ilçelerde Engelli Şube Müdürlüğü kurulmasına yönelik önerinin de belediye meclisinde beklediğini aktaran Topaç, “Toplumun yüzde 10-15’i engelli. Eşitlikten bahsediyorsak onların ihtiyaçlarını yönlendirecek bir savunuculuk mekanizması olmalı.” dedi. Topaç ayrıca Bornova Belediyesi’nde bu yönde adım atıldığını da belirterek kararda emeği geçen tüm kurum ve kişileri de tebrik ettiğini dile getirdi.
Gençlik Meclisi’nin hazırladığı gençlik strateji belgesinin belediyenin iki yıllık stratejik planına girdiğini belirten Topaç, “Politika oluşturmaya yönelik ciddi katkılarımız olduğuna inanıyorum.” dedi.

“Her önergeyi getiren savunuyor”
Konsey içinde kararların nasıl alındığına ilişkin bilgi de veren Topaç, belediye meclisine gidecek önergelerin genel kuruldan geçtiğini belirtti. Topaç ayrıca yeni uygulamayla birlikte, önergeyi getiren kişinin genel kurulda bizzat savunma yapmasını istediklerini ifade etti. Eskiden getirilen önergenin başkan tarafından sunulup onaylandığına dikkat çeken Topaç, “Önergeyi getiren soruna ve çözüm yollarına en vakıf kişidir aslında. O sebeple biz önergeyi getirenin savunmasını istedik. Hem bu yolla önergenin neden getirildiği ve hangi hakkın savunulduğu daha net anlaşılabilir oluyor” şeklinde konuştu.
Kadınların güvenlik haritası çıkarılması yönündeki önerinin bu şekilde tartışıldığını belirten Topaç, sorular ve katkılarla metnin genişletildiğini kaydetti. “Kadınlar için güvenli alan” önerisinin, tartışma sonunda “insan için güvenli alan” çerçevesine taşındığını ifade etti.
Yürütme kurulunda ise önce “hangi hakkın savunulduğu” sorusunun sorulduğunu belirten Topaç, şu değerlendirmede bulundu:
“Bocce takımı kurulacak. Önce soruyoruz: Hangi hakkı savunuyoruz? Emeklinin sosyalleşme hakkı mı? Bu hakkı koruyor muyuz? Felsefesini kabul etmeden kaynağa geçmiyoruz.” dedi.


Kapsayıcılık vurgusu
Topaç, konseyin ikinci temel vizyonunu “kapsayıcılık” olarak tanımladıklarını belirtti. Bunun yalnızca coğrafi değil, kurumsal kapsayıcılık olduğunu ifade etti. Konak’ta oldukları için sadece Konak’ın mücadelesinin parçası olmadıklarını da vurgulayan Topaç, “Çeşme’ye, Tire’ye, Bayındır’a gitmek bu kapsayıcılığın parçası.” dedi.
Bir sorun masaya geldiğinde o konudan etkilenen en az üç-dört farklı kurumu davet ettikleri bilgisini de aktaran Topaç, sivil toplum, belediye birimleri, meslek odaları ve platformları aynı masada buluşturmaya çalıştıklarını sözlerine ekleyip, “Bu şekilde alınan kararlarda Bu sadece benim fikrim değil. Ortak aklımız bize bunu yapmamızı söyledi diyebilmeliyiz.” ifadelerini kullandı.
Örnek olarak, sunduğu bir çalıştayda henüz hazırlık çalışmasındayken dahi sekiz platformun bir araya gelmesi ile arka planda yüzlerce derneğin fikrinin temsil edildiğine de dikkatleri çeken Topaç, katılımın bu şekilde büyüdüğünü ve kentteki herkesin bu şekilde düşüncesini yansıtmaya çabaladıklarını ifade etti.

“Bağımsızlık değil, etik bağlılık”
Kent konseylerinin bağımsızlığına ilişkin tartışmalara da değinen Topaç, bu konuda tamamen ezberleri yıkan farklı bir çerçeve sundu. “Bağımsızlık hiçbir bağın olmaması mı? Ben bağımsızlık tarafında değilim. Tam tersi bağlı olduğumuzu düşünüyorum.” ifadelerini kullanan Topaç, tüm siyasi partilerle, belediyeyle ve merkezi idareyle daha çok temas kurulmasından yana olduklarının altını çizdi. İzmir Kent Konseyi’nin bilimsel, eşitlikçi, adil ve ortak aklı esas alan bakış açısına kimse müdahale etmediği sürece gerçekleşecek tüm temas ve işbirliğine her zaman kapılarının açık olduğunu vurguladı. Kentteki tüm aktörlerin birbirine bağlı olduğunu ifade eden Topaç, “Vatandaşı kaymakamdan, belediye başkanından, çöp kamyonu şoföründen ayıramayız.” dedi.

Zamanı da kamu kaynağı
İzmir Kent Konseyi Başkanı olduktan sonra nasıl bir çalışma prensibi belirlediğini de paylaşan Topaç, tam zamanlı olarak görev yaptığını dile getirip, sabah 8.30-9.00 sıraları konseyde olduğunu, gün içinde farklı dernek, meslek odası ve platformlarla temas halinde bulunduğunu aktardı. Randevuları kesinlikle kendisinin almadığını ve bu konuda da tamamen objektif ve eşit olmak adına kurum sekreteri tarafından kişiye, kuruma bakılmaksızın en yakın tarih ve saate göre verildiğini belirten Topaç, “Ben sadece sekretaryadan gelen programa uyum sağlayıp o şekilde çalışmalarımı takip ediyorum” dedi.
Hafta içi kuruma gelip giderken de toplu taşımayı kullandığını özellikle belirten Topaç, “Bu sayede hem vatandaşlarla iç içe oluyor, yaşanan aksaklıkları ve sıkıntıları daha çok yerinde görme ve sorunları ilgili birimlere iletme imkânım oluyor. Günün önemli kısmını da zaten kentin farklı kesimlerini dinleyerek geçiriyorum.” şeklinde konuştu.
Gün içerisindeki tüm zamanını kent konseyinin bir kaynağı olarak gördüğünü belirten Topaç, sözlerini şu şekilde tamamladı:
“Tam zamanlı Kent Konseyi başkanıyım. Sabah buradayım, akşam çıkıyorum. Sonrasında da şehirdeki etkinliklere katılıyorum.”