İzmir basınının köklü ve saygın yayın organlarından Gözlem Gazetesi’nde yazmaya başlamanın onurunu ve mutluluğunu yaşıyorum. 1991 yılından bu yana bağımsız, ilkeli ve özgür yayıncılık anlayışıyla kentten ülkeye uzanan bir düşünce köprüsü kuran Gözlem; yalnızca haber aktaran değil, analiz eden, sorgulayan ve toplumsal hafızayı diri tutan bir yayın çizgisi oluşturmuştur. Böylesi köklü ve prestijli bir gazetede yer almak benim için hem kıymetli bir başlangıç hem de önemli bir sorumluluk. Bu güvene layık olabilmek umuduyla tüm okurlara içten bir merhaba.
İlk yazıda sizi İzmir’in kalbine götürmek istiyorum: Kemeraltı’na
Kemeraltı’nı anlatmak biraz çocukluğunu anlatmaktır insanın. Çünkü mekân dediğimiz şey yalnızca fiziksel bir alan değil, hafızayla örülmüş bir deneyimdir. Bu kentte büyüyen hemen herkesin yolu bir şekilde o sokaklardan geçmiştir. Benim için Kemeraltı, dedemin elini tutmaktır önce; hafta sonları çarşıya onunla gitmek, kalabalığın içinde o güvenle yürümektir. Sonra kalabalıkta kaybolma telaşı… Ardından o telaşın yerini alan merak ve hayranlık.
Bir sosyolog olarak şunu biliyorum: Çocuklukta deneyimlenen mekânlar, bireyin aidiyet duygusunu şekillendirir. Kemeraltı da bizim için tam olarak böyle bir yerdi.
Bir dönem İzmir’de hafta sonu demek Kemeraltı ve Alsancak demekti. Alışveriş merkezleri henüz hayatımıza girmemişken sosyalleşmenin adresi çarşıydı. Sinemaya gitmek başlı başına bir olaydı. Şan, Sema, Çınar, Konak… O salonlarda yalnızca film izlenmezdi; aynı sahnede birlikte susulur, aynı repliğe birlikte gülünürdü. Sinema bir ortak deneyimdi. Sosyolojide buna “kolektif deneyim” deriz; aynı anda, aynı duyguyu paylaşmanın kurduğu görünmez bağ.
Kemeraltı yalnızca ticaretin değil, kamusal yaşamın merkezlerinden biriydi. Kamusal alan dediğimiz şey, insanların birbirini gördüğü, karşılaştığı, konuştuğu ve görünür olduğu yerlerdir. Çarşı tam da böyle bir yerdi. Esnaf müşterisini tanır, güven ilişkisi zamanla kurulur, gündelik hayatın küçük ritüelleri tekrar ederdi. Dedemin her dükkânda ayrı bir hikâyesi vardı, esnafla ahbaptı. Bu tekrar eden karşılaşmalar, aslında toplumsal dokuyu inşa ediyordu.
Bugün ise manzara farklı. Sinemalar kapandı. Eğlence anlayışı mekân değiştirdi. Gençler Alsancak’ta, Bostanlı’da; son yıllarda Urla ve Çeşme’de yeni deneyimlerin peşinde. Bugün tematik mekânlar, konsept etkinlikler ve “yeni nesil” eğlence biçimleri gençlerin tercihini belirliyor. Kemeraltı ise bu dönüşümün dışında kalıyor. Açıkçası gençleri Çarşı’ya çekecek güçlü bir kültürel programdan söz etmek zor.
Ancak mesele yalnızca değişen eğlence biçimleri değil
Kemeraltı’nın geceleri sessizleşmesi, gençlerin kendilerini oraya ait hissedememesi, kent merkezinin dönüşümüne işaret ediyor. Bir kent merkezini canlı tutan yalnızca ticaret değildir; kültürel üretimdir, sanat faaliyetidir, gece hayatıdır, spontane karşılaşmalardır. Eğer bir mekân yeni kuşakların hikâyesine ev sahipliği yapamıyorsa, zamanla sembolik değerini korusa bile gündelik hayattaki yerini kaybeder.
Oysa Kemeraltı yaklaşık 270 hektarlık alana yayılan, 2.500 yıllık geçmişe sahip dünyanın en büyük açık hava çarşılarından biri. Yüzyıllardır kesintisiz ticaret yapılan; yüzlerce iş kolunu, binlerce esnafı ve sayısız kültürü içinde barındıran yaşayan bir organizma. Burası yalnızca ekonomik bir merkez değil; İzmir’in kolektif hafızasıdır.
Kent sosyolojisi bize şunu söyler: Mekânlar kendiliğinden ölmez; onları yaşatan ya da zayıflatan toplumsal tercihlerdir.
Belki de bugün asıl sormamız gereken soru şu:
Kemeraltı’nı yalnızca nostaljik bir hatıra olarak mı koruyacağız, yoksa geleceğin kamusal alanı olarak yeniden mi düşüneceğiz?
Bu köşede bir süre Kemeraltı’nı konuşacağız. Anılarla başlayacağız ama analizle devam edeceğiz. Potansiyeli, sorunları, dönüşüm imkânlarını tartışacağız. Esnafı, zanaatkârı, tarihi yapıları, gastronomiyi ve gençliği ele alacağız. Çünkü bir kentin kalbi, ancak o kent üzerine düşünülürse atmaya devam eder.
Gözlem’in kamusal hafızayı diri tutan çizgisi içinde, bu kentin kalbine birlikte bakacağız.
Çünkü kentler unutulduğu için değil, vazgeçildiği için yaşlanır.
Ve Kemeraltı’ndan vazgeçmek, İzmir’in hafızasından vazgeçmektir.
Kemeraltı’nın hatırası, Kemeraltı’nın geleceği
Kemeraltı’nın hatırası, Kemeraltı’nın geleceği
Paylaş: