.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast
Folkart Orion

Kara Helen

Okuma Süresi: 3 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
Kara Helen
Kara Helen
Paylaş:
Christopher Nolan'ın merakla beklenen The Odyssey filmi, daha vizyona girmeden yılın en çok konuşulan yapımlarından biri olmuştu. Yaklaşık 250 milyon dolarlık bütçeyle çekilen film, ilk haftasında dünya genelinde 260 milyon doların üzerinde gişe hâsılatına ulaşarak beklentileri karşıladı. Memento, The Prestige, Inception, Interstellar, Dunkirk ve Oscar ödüllü Oppenheimer gibi filmleriyle çağımızın en önemli yönetmenlerinden biri kabul edilen Nolan, bu kez Homeros'un ölümsüz destanını sinemaya taşıdı.
Ancak filmin en çok tartışılan yönü ne yönetmenliği ne de ticari başarısı oldu. Tartışmaların merkezine oyuncu kadrosu yerleşti. Özellikle Helen karakterinin Oscar ödüllü oyuncu Lupita Nyong'o tarafından canlandırılması, başta Yunanistan olmak üzere sosyal medyada yoğun eleştirilere neden oldu. Kimileri bunu “Woke kültürünün” sinemadaki yeni bir örneği olarak değerlendirdi; kimileri ise tarihsel gerçekliğin çarpıtıldığını savundu.
Peki gerçekten “Siyahi Helen olur mu?”
Bu soruyu sormadan önce belki de başka bir soruyu sormamız gerekiyor.
2004 yapımı Troy filminde Helen'i Alman oyuncu Diane Kruger canlandırmıştı. Sarı saçları, açık teni ve mavi gözleriyle adeta Kuzey Avrupalı güzellik anlayışının temsilcisiydi. O dönemde neredeyse hiç kimse “Helen gerçekten böyle miydi?” diye sormadı. Oysa Homeros'un anlattığı coğrafya Ege ile Anadolu'nun tam ortasıydı; Hollywood'un yıllardır inşa ettiği Kuzey Avrupa estetiğinin merkezi değil.
Çok uzun yıllardır Hollywood, Troya'yı, Sparta'yı ve Homeros'un dünyasını sarışın, renkli gözlü yüzlerle anlattı. Bu görsel dil o kadar güçlüydü ki zamanla tarihsel gerçekliğin yerine geçti. Bugün o kalıbın dışına çıkan her yorum, otomatik olarak “Yanlış” kabul ediliyor.
Belki de bu tartışma bize yabancı değil. Ukrayna Savaşı'nın ilk günlerinde bazı Avrupalı siyasetçilerin ve televizyon yorumcularının Ukraynalı mültecileri “Sarı saçlı, mavi gözlü, bize benzeyen insanlar” diyerek diğer mülteci gruplarından ayıran ifadeleri hâlâ hafızalarda. Demek ki mesele yalnızca Helen'in ten rengi değil; yüzyıllardır kimin “bizden”, kimin “ötekinden” sayıldığına ilişkin köklü estetik ve kültürel kabuller.
Konuya arkeoloji, antropoloji ve Doğu Akdeniz tarihinden baktığımızda bambaşka bir tablo görüyoruz. Tunç Çağı Ege dünyası, bugünkü ulus-devlet sınırlarının çok ötesinde; Anadolu, Girit, Kıbrıs, Levant ve Mısır arasında insanların, malların, fikirlerin ve kültürlerin sürekli dolaştığı kozmopolit bir dünyaydı. İnsanların fiziksel görünümleri de bugünkü Doğu Akdeniz çeşitliliğini yansıtıyordu. Bu nedenle Anadolu'da ya da Yunanistan'da yaşamış bir Helen'in esmer ya da kumral olma ihtimali, sarışın ve mavi gözlü olma ihtimalinden çok daha güçlü görünüyor. Hatta tam tersine, Hollywood'un yıllardır tekrar ettiği sarışın Helen imgesi belki de tarihsel gerçeklikten çok modern Batı estetiğinin bir ürünüydü.
Bu noktada aklıma Martin Bernal'ın yıllar önce büyük tartışmalar yaratan Kara Athena adlı eseri geliyor. Bernal, Antik Yunan uygarlığının köklerinin yalnızca Avrupa'da değil; Mısır, Fenike ve Mezopotamya gibi Doğu Akdeniz uygarlıklarında aranması gerektiğini savunmuş, bu görüşüyle klasik tarih anlatısını sarsmıştı. Kitap yayımlandığında büyük tartışmalar yaşanmış, akademi dünyası uzun yıllar bu tezleri konuşmuştu.
Belki bugün de benzer bir tartışmayı sinema üzerinden izliyoruz.
Kara Athena nasıl Antik Yunan'ın kökenlerini yeniden düşünmemizi sağladıysa, görünen o ki Christopher Nolan'ın filmi de bize Helen'i yeniden düşündürüyor.
Belki de Kara Helen tartışmasının asıl kazancı bizim zihinlerimizin rengini tartışmaya açmasıdır.