.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

İzmir iş dünyası 2026 beklentilerini paylaştı

Okuma Süresi: 26 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
İzmir iş dünyası, 2025 yılını değerlendirerek 2026 yılından beklentilerini paylaştı. Zorlu bir yılı geride bıraktıklarını belirten iş dünyası temsilcileri, 2026 için beklentilerini çeşitli başlıklarda dile getirdi.
İzmir iş dünyası 2026 beklentilerini paylaştı
Paylaş:
İzmir iş dünyası, 2025 yılını değerlendirerek 2026 yılından beklentilerini paylaştı. Zorlu bir yılı geride bıraktıklarını belirten iş dünyası temsilcileri, 2026 için beklentilerini çeşitli başlıklarda dile getirdi. İş dünyası temsilcileri yeni yılda uygulanan makroekonomik politikaların meyvelerini vermeye başlamasını ve reel ekonomik politikaların yatırımcı güvenini daha da sağlamlaştırmasını bekliyor.  2026'nın ilk yarısında küresel tedarik zincirlerinin toparlanması ve dış talebin artması ile birlikte ihracat bazlı büyümenin hız kazanmasını temenni eden iş dünyası temsilcileri ekonomideki iyileşmenin sürdürülebilir olması için hukukun üstünlüğü ilkesinin tavizsiz uygulanması ve öngörülebilir ekonomi politikalarının kalıcı hale gelmesinin şart olduğuna vurgu yaptılar.

BASİFED Yönetim Kurulu Başkanı Semiha Güneş:

“Beklentimiz ekonomik istikrarın kalıcı hale gelmesi”


2025 yılı, küresel ekonomik ve jeopolitik belirsizliklerin gölgesinde, iç piyasada enflasyonla mücadele çabalarının ön planda olduğu bir dönem oldu. Ekonomi yönetimi tarafından atılan adımlar, özellikle sıkılaşma politikaları, kısa vadede piyasalardaki oynaklığı bir ölçüde dizginlese de volatilite devam etti. Finansmana erişimde yaşanan daralma, kurumsal hafızaya sahip köklü firmalarımızı dahi zorladı ve marjinal faydanın düşmesine neden oldu. Kent ekonomimiz için hayati önem taşıyan ihracat cephesinde, başta Avrupa pazarlarındaki daralma olmak üzere küresel talepteki düşüş, döviz baskısının yarattığı zorluklarla birleşti. Ancak, İzmir iş dünyası olarak esnek yapımız, yenilikçi gücümüz ve güçlü lojistik imkânlarımız sayesinde zorlu koşullara rağmen üretim ve istihdamı sürdürme gayretinde olduk. BASİFED olarak 2026'dan en büyük beklentimiz, ekonomik istikrarın kalıcı hale gelmesi ve sanayicinin öngörülebilir bir ekonomi politikası zemininde yatırım kararları alabilmesidir. Enflasyonun tek haneli seviyelere inmesi ve politika faizindeki seyrin rasyonel bir dengeye oturması, yatırım ve üretim için kilit rol oynayacaktır. Gelecek dönemde, küresel ticarette hız kazanan sürdürülebilirlik ve yapay zekâ odaklı inovatif yaklaşımların iş dünyamız tarafından daha fazla benimsenmesi gerekiyor. İzmir'in stratejik lojistik konumu ve girişimci kültürü, bu değişen-gelişen trendlere uyum sağlamamız için önemli bir potansiyel sunuyor. Ayrıca, ülkenin yapısal sorunlarının çözümü adına hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığının tam anlamıyla tesis edilmesi, yabancı sermayenin Türkiye'ye olan ilgisini artıracak en önemli unsur olacaktır.


Ege İş Kadınları Derneği (EGİKAD) Yönetim Kurulu Başkanı Şahika Aşkıner:

“Küresel ticaretten aldığımız payı artıralım”


2025 yılı, ihracat odaklı çalışan kadın patronlar için küresel pazarlardaki daralma ve içerideki maliyet artışları nedeniyle “çifte pres” altında geçti. Özellikle Avrupa pazarındaki yavaşlama ve döviz kurlarının enflasyonun gerisinde kalması, rekabet gücümüzü zayıflattı ve kârlılık oranlarımızı minimize etti. EGİKAD olarak bu süreçte, üyelerimizi alternatif pazarlara yönlendirmek ve e-ihracat yetkinliklerini artırmak adına yoğun bir mesai harcadık. Bu kapsamda Kosta Rika’ya da bir ziyaret gerçekleştirdik. Gördük ki, kadın işverenler risk almaktan çekinmiyor; ancak 2025’in belirsizlik ortamı, uzun vadeli stratejik planlar yapmamızı engelledi ve bizleri daha çok günü kurtarmaya odakladı. Yeni yıldan beklentimiz, ihracatçının üzerindeki maliyet yükünü hafifletecek ve rekabetçiliğimizi yeniden kazandıracak akılcı kur politikaları ile desteklenmiş bir ekonomik istikrar ortamıdır. 2026 yılında, Türk iş kadınının ürün ve hizmet kalitesini dünyaya daha rahat pazarlayabileceği, vize engellerinin aşıldığı ve lojistik maliyetlerinin normalleştiği bir ticaret iklimi bekliyoruz. Bizler, dijitalleşmeyi ve yeşil dönüşümü odağına alan kadın girişimciler olarak, küresel ticaretten aldığımız payı artırmaya ve İzmir’in girişimci ruhunu dünyaya taşımaya 2026’da da kararlılıkla devam edeceğiz.

EGEV Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Küçükkurt:

“Ege Bölgesi için stratejik master planları hayata geçirilmeli”


Ege Ekonomiyi Geliştirme Vakfı (EGEV) olarak 2025 yılını, bölge illerinin ekonomik entegrasyonunun ve dayanışmasının her zamankinden daha hayati olduğu bir dönem olarak geride bırakıyoruz. Makroekonomik dengesizliklerin yerel ekonomilerde yarattığı tahribatı, Ege’nin güçlü turizm, tarım ve sanayi çeşitliliği ile dengelemeye çalıştık. Ancak, merkezi bütçeden Ege Bölgesi’ne ayrılan payın, bölgenin ülke ekonomisine sağladığı katma değerle orantılı olmaması 2025’te de en büyük eleştiri konumuz oldu. Düzenlediğimiz ortak akıl toplantılarında gördük ki, İzmir ve çevre illeri, küresel krizlere karşı dirençli bir yapıya sahip olsa da altyapı ve lojistik yatırımlarının yavaşlaması potansiyelimizi tam olarak kullanmamızı engelledi.

2026 yılından beklentimiz, "planlı kalkınma" modelinin yeniden önceliklendirilmesi ve Ege Bölgesi’nin bir bütün olarak ele alındığı stratejik master planların hayata geçirilmesidir. İzmir’in teknoloji ve inovasyon üssü olma vizyonunun, Manisa, Aydın ve Denizli gibi sanayi ve tarım kentleriyle entegre edilerek, bölgenin bir "Marmara alternatifi" değil, kendi başına bir küresel çekim merkezi olmasını hedefliyoruz. 2026’da ekonomik istikrarın sağlanmasıyla birlikte, yabancı doğrudan yatırımların bölgemize çekilmesi ve Ege’nin ihracat kilogram değerinin artırılması için vakıf olarak yerel yönetimler, üniversiteler ve STK’larla iş birliği içinde çalışmaya devam edeceğiz.

KESİAD Yönetim Kurulu Başkanı Yeşim Işıklı:

“Öngörülebilir ekonomi politikası ve güçlü hukuk devleti”


2025 yılı, sanayiciler için ağır bir maliyet baskısının hissedildiği, finansmana erişimin giderek zorlaştığı ve öngörülebilirliğin azaldığı bir yıl oldu. Kemalpaşa Sanayi Bölgesi'ndeki firmalarımız, özellikle ham madde ve enerji maliyetlerindeki artış, küresel tedarik zincirlerindeki aksamalar ve döviz kurunun uzun süre baskılanmasının yarattığı rekabet dezavantajı nedeniyle zorlu bir süreçten geçti. Kapasite kullanım oranlarındaki düşüş, sanayideki alarm zillerinin çaldığını gösterdi. Başkan Işıklı olarak daha önce de vurguladığım gibi, sanayicinin cesaretle yatırım yapabilmesi için yalnızca ekonomik istikrar değil, aynı zamanda hukukun üstünlüğü ve adaletin tesis edilmesi de temel beklentilerimizdendir. 2025'te bu beklentiler konusunda yeterli ilerlemenin sağlanamaması, yatırım ortamını ciddi şekilde etkilemiştir. 2026'da öncelikli olarak reel ekonomik politikaların getireceği kalıcı istikrarı bekliyoruz. Finansman maliyetlerinin rasyonel seviyelere çekilmesi ve bankacılık sektörünün kredi kanallarını tekrar açması, üretim çarklarının dönmesi için hayati öneme sahiptir. Sanayinin üzerindeki maliyet baskısının hafifletilmesi, ihracatçıların rekabet gücünü yeniden kazanması ve dövizin yukarı yönlü seyri ile liradaki değer kaybının dengelenmesi, 2026'nın ilk yarısındaki kritik beklentilerimiz arasındadır. Kemalpaşa sanayisi olarak, sürdürülebilirlik ve inovatif üretime odaklanarak katma değeri yüksek ürünlerle küresel pazardaki payımızı artırmayı hedefliyoruz. Bu hedeflere ulaşmak için, yatırım ortamının temel direkleri olan öngörülebilir ekonomi politikalarının ve güçlü bir hukuk devleti anlayışının kararlılıkla sürdürülmesi elzemdir.


Ege Otomotiv Derneği (EGOD) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Torun

“İhracat pazarlarında toparlanma bekliyoruz”


Otomotiv sektörü açısından 2025 yılı, finansmana erişim zorluklarının satış rakamlarını doğrudan baskıladığı, ancak servis ve bakım kanadının hiç olmadığı kadar hareketlendiği iki yönlü bir yıl olarak kayıtlara geçti. Yıl genelinde taşıt kredilerindeki yüksek faiz oranları ve vade kısıtlamaları, binek otomobil pazarında beklenen daralmayı beraberinde getirdi; tüketiciler araç yenilemek yerine mevcut araçlarının bakımına yöneldi. Bu durum, özellikle OEM tedarikçileri ve aftermarket pazarında çalışan üyelerimiz için iç piyasada bir can suyu oldu. Ancak sanayicimiz açısından bakıldığında, Avrupa pazarındaki durgunluk ve elektrikli araç dönüşümünün getirdiği yeni standartlara uyum süreci, işletme sermayesi ihtiyacını artırdı. Küresel markaların Türkiye’deki üretim stratejilerini gözden geçirdiği bu yılda, İzmirli otomotivciler olarak tedarik zincirindeki güvenilir liman olma özelliğimizi korumayı başardık.

Sektörümüzün 2026 ajandasında, elektrikli araç ekosistemine entegrasyon ve ihracat pazarlarındaki toparlanma ilk sırada yer alıyor. Faiz indirim döngüsünün başlamasıyla birlikte ertelenen araç talebinin 2026’nın ikinci çeyreğinden itibaren piyasaya geri dönmesini bekliyoruz. Özellikle Çinli üreticilerin Türkiye’ye yönelik yatırım ilgisinin somut iş birliklerine dönüşmesi, yan sanayimiz için yeni kapılar aralayabilir. EGOD olarak beklentimiz, yerli üreticinin küresel rekabette elini güçlendirecek teknoloji odaklı teşviklerin devreye alınmasıdır. Yeşil dönüşüm ve karbon ayak izi takibi artık bir tercih değil, Avrupa’ya parça satabilmenin ön koşulu haline gelmiştir; bu nedenle 2026, otomotiv yan sanayimizin teknolojik altyapısını yenilediği bir dönüşüm yılı olacaktır.

İZSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Cengiz:

“Sürdürülebilirlik ve yeşil dönüşümde güçlü işbirlikleri kurmalıyız”


2025 yılı, küresel ekonomideki volatilite ve iç dinamiklerdeki sıkışmaların hissedildiği bir yıl oldu. Yıl genelinde uygulanan Ortodoks ekonomi yöntemleri, özellikle faiz artırımı süreci, sıkı para politikası sayesinde ekonomideki dengelenme çabaları önemliydi; ancak bu durum liradaki değer kazanımı ve artan enflasyonist ortamla birlikte reel sektörü zorladı. Yüksek finansman maliyetleri ve kredi erişimindeki zorluklar, firmalarımızın fırsat maliyetini yükselterek yatırım iştahını baskıladı. İzmir olarak, güçlü ihracat kapasitemiz ve lojistik imkânlarımız sayesinde ayakta kalmaya çalıştık, ancak döviz baskısı ve navlun maliyetlerindeki yükseliş, özellikle KOBİ'lerin rekabet gücünü olumsuz etkiledi. Finansal istikrarın sağlanması yönündeki adımlar önemli olsa da, bu süreçte sanayicinin üzerindeki maliyet yükü ve öngörülebilirlik eksikliği, 2025'in en kritik zorlukları olarak kayda geçti.

Yeni yıldan temel beklentimiz, uygulanan makroekonomik politikaların meyvelerini vermeye başlaması ve reel ekonomik politikaların yatırımcı güvenini daha da sağlamlaştırmasıdır. 2026'nın ilk yarısında küresel tedarik zincirlerinin toparlanması ve dış talebin artması ile birlikte ihracat bazlı büyümenin hız kazanmasını umuyoruz. İzmir olarak, yüksek katma değerli üretime geçişi hızlandırmak, özellikle yüksek teknoloji içeren ürünlerin gayri safi milli hasıla içindeki payını artırmak için çalışmalıyız. Ayrıca, sürdürülebilirlik ve yeşil dönüşüm gibi değişen-gelişen trendlere uyum konusunda yerel yönetimler ve iş dünyası olarak güçlü iş birlikleri kurarak kentimizin rekabet avantajını korumayı hedefliyoruz.

EGSD Yönetim Kurulu Başkanı Yasin Akçakaya:

“Kaybettiğimiz pazarları 2026 da yeniden kazanabiliriz”


2025 yılı, hazır giyim ve konfeksiyon sektörü için son yılların en ağır maliyet baskılarının yaşandığı bir dönem oldu. Yüksek enflasyonun etkisiyle işçilik ve işletme genel gider maliyetleri çok hızlı artarken, döviz kurlarının neredeyse yerinde sayması ihracatta fiyat tutturmayı imkânsız hale getirdi. Yıl boyunca Avrupalı alıcıların üretim rotasını Kuzey Afrika ve Uzak Doğu’ya kaydırması, siparişlerde ciddi düşüşlere neden oldu ve birçok firmamız kapasite küçültmek zorunda kaldı. Türkiye nin en önemli İstihdam yükünü omuzlayan sektörümüz, kur baskısı altında giderek erirken; finansman maliyetlerindeki artış işletmelerimizin günlük operasyonlarını bile zorlayacak seviyelere ulaştı. 2025 yılı, kârlılığın değil, adeta ayakta kalma mücadelesinin belirleyici olduğu bir yıl oldu; pek çok firma için çarkların dönmesi bile başarı sayıldı.

Yeni yıldan en acil beklentimiz, ihracatçıya nefes aldıracak bir kur politikası ya da doğrudan, hızlı ve etkili bir destek mekanizmasının hayata geçirilmesidir. Aksi durumda istihdam kayıplarının kaçınılmaz olacağını açıkça görüyoruz. 2026’da sektörümüzün çıkış yolu, ucuz ürün rekabetinden uzaklaşıp Tasarım, Üretim de Markalaşma ve Teknik Tekstil gibi katma değerli alanlara odaklanmaktan geçiyor. Bununla birlikte, dijital dönüşümün artık ertelenemez bir gereklilik haline geldiğini özellikle vurgulamak istiyorum. Üretim planlamadan tedarik zinciri yönetimine, müşteri ilişkilerinden sürdürülebilirlik raporlamasına kadar her alanda dijitalleşen yapılar, rekabet gücünün gerçek belirleyicisi olacak. Otomasyon, veri analitiği, yapay zekâ destekli süreçler ve dijital izlenebilirlik uygulamalarını benimsemeyen firmaların ayakta kalması giderek zorlaşacak. Avrupa Birliği’nin Yeşil Mutabakat kapsamında yürürlüğe alacağı düzenlemelerin etkisini 2026 itibarıyla çok daha sert hissedeceğiz. Bu nedenle sürdürülebilirlik yatırımları için uygun maliyetli ve uzun vadeli yeşil finansman kaynaklarına erişim artık ertelenemez bir zorunluluk haline gelmiş durumda.

Maliyet dengesinin sağlanması ve küresel talepte beklenen toparlanmanın başlaması halinde, Türk moda endüstrisinin esnek üretim kabiliyeti ve hızlı tedarik gücüyle kaybettiğimiz pazarları 2026’nın ikinci yarısından itibaren yeniden kazanabileceğine inanıyorum.


BAYOSB Yönetim Kurulu Başkanı Aydın Telseren:

“Yatırım ortamının yeniden canlanmasını istiyoruz”


Sanayi üretimi açısından 2025, sıkı para politikasının reel sektör üzerindeki soğutucu etkisinin net hissedildiği bir yıl oldu. Fabrika yatırımları, yüksek faiz oranları nedeniyle bir miktar hız keserken, sanayicimiz elindeki kaynağı yeni yatırımdan ziyade mevcudu korumaya ve verimliliği artırmaya harcadı. Ancak Bağyurdu OSB özelinde baktığımızda, özellikle yenilenebilir enerji ve makine imalatı alanında yabancı sermayeli firmaların ilgisinin devam ettiğini gördük. Lojistik avantajlarımız ve tamamlanan altyapımız sayesinde, küresel tedarik zincirindeki değişimden pay almak isteyen Uzak Doğulu firmalar için cazibe merkezi olma konumumuzu koruduk.

2026 yılından temel beklentimiz, makroekonomik istikrarın sağlanmasıyla birlikte yatırım ortamının yeniden canlanmasıdır. Enflasyonun kontrol altına alınması ve faizlerin yatırım yapılabilir seviyelere inmesi, bekleyen projelerin raflardan inmesini sağlayacaktır. Önümüzdeki yıl, Manisa-İzmir aksındaki sanayi havzasının, özellikle elektrikli araç yan sanayi ve temiz enerji ekipmanları üretiminde bir üs haline gelmesini öngörüyoruz. Bölge olarak 2026 hedeflerimizde, sanayicimizin en büyük sorunu haline gelen “mavi yakalı” nitelikli personel ihtiyacını çözecek mesleki eğitim iş birlikleri ve dijitalleşme hamleleri yer alıyor. Hukuki ve ekonomik öngörülebilirlik sağlandığı takdirde, 2026 yılı bölgemiz için yeni fabrika bacalarının tüttüğü bir atılım yılı olacaktır.

 

TÜGİAD Ege Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Engin Korkmaz:

“Uygun finansman modellerinin hayata geçirilmesini istiyoruz”


Genç iş dünyası adına 2025 yılı, parlak fikirlerin yüksek finansman maliyetleri duvarına çarptığı zorlu bir dönem oldu. Özellikle startup ekosistemi ve teknoloji odaklı girişimler, uygulanan sıkı para politikaları ve daralan risk sermayesi fonları nedeniyle ölçeklenmekte güçlük çekti. Yıl boyunca enflasyonla mücadele kapsamında atılan adımları desteklemekle birlikte, bu sürecin genç sanayicilerin yatırım iştahını frenlediğini ve ne yazık ki bazı nitelikli beyinlerin yurt dışı arayışlarını hızlandırdığını gözlemledik. Bizler TÜGİAD Ege olarak bu süreçte, krizi fırsata çevirmek adına dış pazarlara açılmayı ve geleneksel ticaret yapan üyelerimizin dijital dönüşümünü hızlandırmayı önceliklendirdik. 2025, kârlılıktan ziyade, iş modellerinin sürdürülebilirliğinin sorgulandığı öğretici bir yıl olarak hafızalarımızda yer etti.

Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılının ilk çeyreğini tamamlarken, 2026’dan en büyük beklentimiz gençliğin enerjisini üretime dönüştürecek uygun finansman modellerinin hayata geçirilmesidir. Faiz indirimlerinin başlamasıyla birlikte oluşacak pozitif havanın, sadece tüketime değil, doğrudan Ar-Ge ve inovasyona dayalı yatırımlara kanalize edilmesi gerektiğine inanıyoruz. Küresel trendlerin yapay zeka ve yeşil enerji ekseninde şekillendiği bu dönemde, Türkiye’nin genç nüfus avantajını kaybetmemesi için 2026’nın bir “teknolojik atılım yılı” olmasını umut ediyoruz. Genç iş insanları olarak, öngörülebilir bir ekonomik iklim sağlandığında, ülkemizi küresel ligde üst sıralara taşıyacak projeleri hayata geçirmeye hazırız.

 

GGYD İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı İlker Şeker:

“2026 geleceği inşa edenlerin yılı olsun”


Genç Girişim ve Yönetişim Derneği İzmir Şubesi olarak 2025 yılını, şirketlerin kurumsal dayanıklılıklarının test edildiği bir “turnusol yılı” olarak görüyoruz. Ekonomik dalgalanmalar ve finansmana erişim zorlukları, özellikle kurumsallaşma sürecini tamamlayamamış, patron odaklı yönetilen aile şirketlerini derinden sarstı. Yıl boyunca üyelerimize, krizden çıkışın reçetesinin sadece finansal kaynak bulmakta değil, doğru yönetim ilkelerinde, şeffaflıkta ve liyakatte olduğunu vurguladık. Piyasada yaşanan nakit sıkışıklığı ve ticaretin yavaşlaması, bizlere verimliliğin ve "iyi yönetişim" ilkelerinin bir tercih değil, hayatta kalma şartı olduğunu acı bir tecrübeyle öğretti.

2026 yılında, belirsizlik bulutlarının dağıldığı ve iş dünyasının yeniden uzun vadeli vizyon projelerine odaklanabildiği bir atmosfer bekliyoruz.  GGYD olarak yeni yılda, şirketlerimizde kuşak geçişlerinin sağlıklı yapıldığı, sürdürülebilirliğin sadece çevresel değil yönetimsel anlamda da içselleştirildiği bir iş kültürü oluşturmayı hedefliyoruz. 2026’nın, günü kurtaran değil, geleceği inşa eden liyakatli kadroların yılı olmasını diliyoruz.

 

BPW İzmir Yönetim Kurulu Başkanı Hayriye Şendinç:

“Kadının statüsünü güçlendirmek için çalışmaya devam edeceğiz”


Uluslararası İş ve Meslek Sahibi Kadınlar Federasyonu (BPW) İzmir Şubesi olarak, 2025 yılını profesyonel kadınlar açısından “cam tavanların” kalınlaştığı bir yıl olarak geride bırakıyoruz. Ekonomik zorluklar, ne yazık ki iş dünyasında ilk tasarruf tedbiri olarak eğitim ve gelişim bütçelerinin kısılmasına, hatta kadın istihdamında duraksamalara yol açtı. Yıl boyunca, hem iş hayatındaki varlığını sürdürmeye çalışan hem de artan yaşam maliyetleri karşısında hane ekonomisini yöneten kadınların “tükenmişlik” riskiyle karşı karşıya kaldığını gözlemledik. Buna rağmen, İzmirli iş kadınları olarak küresel kız kardeşlik ağımızın verdiği güçle, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları doğrultusunda projeler üretmeye ve birbirimize omuz vermeye devam ettik.

2026 yılından en büyük dileğimiz, “Eşit İşe Eşit Ücret” ilkesinin sözde kalmayıp hayata geçtiği, cinsiyet uçurumunun kapandığı bir çalışma hayatıdır. Ekonomik toparlanma sürecinde kadınların sadece çalışan olarak değil, lider ve karar verici olarak masada yer alması gerektiğine inanıyoruz. Yeni yılda, şirketlerin yönetim kurullarında kadın kotasının artırılmasını ve kadına yönelik her türlü şiddet ve tacizin son bulduğu güvenli bir toplum yapısının tesis edilmesini talep ediyoruz. BPW İzmir olarak 2026’da da, kadının statüsünü güçlendirmek için savunuculuk yapmaya ve ilham vermeye devam edeceğiz.


ÇEŞMÜD Yönetim Kurulu Başkanı Süha Deviren:

“Faizlerin ulaşılabilir seviyelere inmesini bekliyoruz”


Çeşme ve yarımada inşaat sektörü olarak 2025 yılını, TÜİK İnşaat Maliyet Endeksi’ndeki yıllık artışın konut fiyatlarına zorunlu olarak yansıdığı, ancak krediye erişimdeki kısıtlamalar nedeniyle alım gücünün bu artışı karşılamakta zorlandığı bir durgunluk yılı olarak tamamlıyoruz. Özellikle çimento, demir ve işçilik kalemlerindeki fahiş artışlar, müteahhitlerimizin sermaye yapısını zorlarken, Çeşme’nin kısıtlı arsa stoku ve turizm sezonu nedeniyle uygulanan inşaat yasakları, proje üretim süreçlerimizi daha da sıkıştırmıştır. Yabancıya konut satışında getirilen yeni düzenlemeler ve yüksek faiz oranları, "ikinci konut" piyasası olan ilçemizde satış hızını yavaşlatmıştır. Ancak tüm bu olumsuz tabloya rağmen, Çeşme’nin marka değerinin korunması adına nitelikli ve çevreye duyarlı projeler üretmekten vazgeçmedik, 2025’i daha çok mevcut projeleri tamamlama ve stok eritme yılı olarak değerlendirdik. 2026 yılından sektör adına en büyük beklentimiz, konut kredisi faizlerinin ulaşılabilir seviyelere inmesi ve "ilk evim" benzeri kampanyaların ikinci konut veya yazlık bölgeleri de kapsayacak şekilde, belki de kentsel dönüşüm odaklı olarak genişletilmesidir. İnşaat malzemesi fiyatlarında istikrar sağlanması ve öngörülebilir bir maliyet tablosu oluşması durumunda, Çeşmeli müteahhitler olarak turizm sezonunu da destekleyen, modern ve sürdürülebilir yaşam alanları inşa etmeye 2026’da hız vereceğiz.

EGEKOBİDER Yönetim Kurulu Başkanı Yüksel Bilek:

“KOBİ’lerin vergi yükleri hafifletilmeli”


Ege Bölgesi’ndeki küçük ve orta ölçekli işletmeler adına değerlendirmek gerekirse, 2025 yılı KOBİ’ler için tam anlamıyla bir “dayanıklılık testi” niteliğinde geçmiştir. Banka kredi kanallarının daralması ve ticari kredi faizlerinin sürdürülebilir olmaktan çıkması, işletmelerin nakit akışını yönetmesini son derece güçleştirmiştir. Yıl boyunca piyasada vadelerin belirgin şekilde kısaldığı, birçok sektörde peşin ödeme koşullarının baskın hale geldiği görülmüştür. Bu durum, sermaye yapısı güçlü olmayan KOBİ’lerin yatırım yapma kapasitesini azaltmış, işletmelerin odağını kârlılıktan çok operasyonlarını devam ettirmeye yöneltmiştir. Büyük ölçekli firmaların pazardaki ağırlığı ve fiyatlama gücü, enflasyonist baskı ile birleştiğinde KOBİ’lerin rekabet alanını daraltmış; üretim, stok yönetimi ve maliyet kontrolü gibi temel süreçlerde ciddi zorluklar yaşanmasına neden olmuştur. 2026 yılına yönelik beklentilerimiz ise oldukça nettir: KOBİ’lerin sürdürülebilirliğinin sağlanabilmesi için piyasaya acil bir “can suyu” verilmesi, ticari kredi faizlerinin makul seviyelere çekilmesi ve finansmana erişimin kolaylaştırılması gerekmektedir. Ekonominin belkemiği olan KOBİ’lerin üretim ve istihdam gücünü koruyabilmesi için vergi yükünün hafifletilmesi ve istihdam üzerindeki SGK prim desteklerinin artırılması kritik önem taşımaktadır. Finansmana erişimin iyileştirildiği, adil ve rekabetçi bir piyasa yapısının desteklendiği bir ortamda, Ege Bölgesi’nin girişimci KOBİ’leri 2026 yılında yeniden üretimin, ihracatın ve istihdamın güçlü lokomotifi olmaya hazırdır.

 

İzmir YMMO Yönetim Kurulu Başkanı Yaşar Zengin:

“2026’da vergi sadeleşmesi şart”


2025’in vergi ve denetim gündeminde öne çıkan en belirgin başlık, uzun süredir aralıklı ilerleyen vergi denetimlerinin güçlü bir ivmeyle yeniden yapılandırılması oldu. Vergi Denetim Kurulu ve Gelir İdaresi Başkanlığı’nın kayıt dışılıkla mücadelede yapay zekâ destekli risk analizlerine ve hedefli gözetim/uyum programlarına ağırlık verdi. 2025’te kamuoyuna duyurulan Beyanname Gözetim Programı ile riskli kümelerde yer alan mükelleflere inceleme, izaha davet ve benzeri farklı aksiyonların daha sistematik şekilde yöneltildiğini ifade etti.  Sahte belgeyle mücadelede “kuruluş aşamasına odaklanan ve cari verilerle anlık risk ölçümü yapan” KURGAN yaklaşımı, vergiye gönüllü uyumu artırma hedefi açısından yeni bir döneme işaret etti. 2026 yılında da Hazine ve Maliye Bakanlığı’ndan kayıt dışılıkla mücadelede aynı kararlılıkla devam edilmesini bekliyoruz.  Vergi mevzuatının sadeleştirilmesini ve tabana yayılan, daha adil bir vergi sisteminin kurgulanmasını temenni ediyoruz. Dolaylı vergilerin payının azaltılarak kazanca dayalı ve kayıtlı ekonomiyi teşvik eden bir yapının güçlendirilmesi çok önemli. Yeminli Mali Müşavirlik mesleğinin dijitalleşen denetim süreçlerine uyumunun desteklenmesi ve mesleki yetkilerin geliştirilmesiyle ekonomideki güven unsuru da pekişecektir.

Kınık OSB Yönetim Kurulu Başkanı Hüsamettin Ekmekçioğlu:

“Tarıma dayalı OSB’lere özel destekler bekliyoruz”


Kınık Organize Sanayi Bölgesi olarak 2025 yılını, yatırımcı ilgisinin devam ettiği ancak inşaat ve enerji maliyetlerinin sanayicimizi zorladığı bir yıl olarak değerlendiriyoruz. Özellikle gıda ve tarım makineleri sektöründe yoğunlaşan bölgemiz, tarımsal üretimin stratejik öneminin anlaşılmasıyla birlikte 2025’te de cazibesini korudu. Ancak sanayi parsellerindeki doluluk oranımız artarken, yatırımcılarımızın finansman maliyetleri ve bürokratik süreçler nedeniyle fabrika inşaatlarını tamamlamakta zorlandıklarını gözlemledik. İstanbul-İzmir otoyoluna yakınlığımız ve Kuzey Ege Limanı’na olan lojistik avantajımız sayesinde, 2025’in durgun piyasasına rağmen bölgemizdeki üretim çarkları durmadı, aksine kapasite artışına giden firmalarımız oldu.

2026 yılından beklentimiz, özellikle tarıma dayalı ihtisas sanayi bölgelerine yönelik özel enerji teşviklerinin ve yatırım desteklerinin devreye alınmasıdır. Kınık OSB olarak yeni yılda, yenilenebilir enerji yatırımlarına ağırlık vererek sanayicimizin en büyük gider kalemi olan enerji maliyetlerini düşürmeyi hedefliyoruz. Bölgesel kalkınma hamlesi kapsamında, nitelikli ara eleman sorununu çözecek mesleki eğitim projelerinin 2026’da meyvelerini vermesini bekliyoruz. Tam doluluk oranına yaklaştığımız şu günlerde, 2026’nın Kınık için sadece bir sanayi bölgesi değil, entegre üretim ve ihracat merkezi olarak anılacağı bir atılım yılı olacağına inancımız tamdır.

İzmir Kadın Girişimciler Derneği (İKG) Başkanı Ferhan Sivri:

“Kadın girişimciliği için hibe ve fonlar çeşitlendirilmeli”


İKG olarak 2025 yılını, kadın girişimciler için finansal kaynaklara ulaşmanın "iğneyle kuyu kazmak" kadar zorlaştığı bir yıl olarak tamamlıyoruz. Özellikle iş hayatına yeni atılmak isteyen start-up sahibi kadınlar, yüksek faiz oranları ve teminat sorunları nedeniyle projelerini ertelemek veya rafa kaldırmak zorunda kaldı. Ancak bu zorlu süreç, kadın girişimcilerin kriz yönetimi ve network oluşturma becerilerini geliştirdiği, geleneksel ticaretten e-ticarete ve dijital platformlara geçişin hızlandığı bir dönüşümü de beraberinde getirdi.

2026 yılı için umudumuz ve beklentimiz, kadın girişimciliğini destekleyen hibe ve fon mekanizmalarının çeşitlendirilmesi ve bürokrasinin azaltılmasıdır. Kadınların teknoloji, yazılım ve katma değerli üretim alanlarında daha fazla varlık gösterebilmesi için 2026’nın bir "dijital yetkinlik yılı" olmasını arzuluyoruz. KOSGEB ve diğer kamu kurumlarının destek paketlerinde kadın girişimcilere pozitif ayrımcılık oranlarının artırılması, potansiyeli olan ancak sermayesi olmayan kadınların ekonomiye kazandırılması için şarttır. İzmirli kadın girişimciler olarak, 2026’da yerelden küresele açılan başarı hikayeleri yazmak için ekonomik istikrar zemininde koşmaya hazırız.

EGİAD Başkanı Kaan Özhelvacı:
"İkinci Yüzyılın Ekonomisi; Dijital, Yeşil ve Rekabetçi Olmak Zorunda"

2025 yılında yüksek enflasyon ve sıkı para politikalarıyla mücadele eden Türkiye ekonomisi, 2026’ya yapısal dönüşüm ve dengelenme beklentileriyle hazırlanıyor. EGİAD – Ege Genç İş İnsanları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Kaan Özhelvacı, 2026 ekonomisinde yatırım, ihracat ve dijitalleşme odaklı politikaların kritik önem taşıdığını belirterek 2025 ekonomisini değerlendirdi, 2026 ekonomisi için beklentilerini sıraladı.

Ege Genç İş İnsanları Derneği – EGİAD, Türkiye’nin ikinci yüzyılına girerken ekonomik görünümü ve gelecek projeksiyonlarını değerlendirdi. EGİAD Yönetim Kurulu Başkanı M. Kaan Özhelvacı, 2025 yılına ilişkin yaptığı değerlendirmede, Türkiye ekonomisinin yapısal kırılganlıkları ile fırsat alanlarının aynı potada görüldüğünü ifade ederek önemli mesajlar verdi.

EGİAD Başkanı Kaan Özhelvacı, Türkiye ekonomisinin 2025’te sıkı para politikaları, finansmana erişim ve maliyet baskılarıyla mücadele ettiğini hatırlatarak, “Buna karşılık üretim, ihracat ve yapısal reform odaklı bir dönüşüm arayışı güçlendi. Açıkçası Türkiye ekonomisi, önemli sıçramalar yaşasa da büyümenin niteliği ve kalıcılığı konularında derin bir sınav verdi. Verimlilik artışının sınırlı kalması, kurumların öngörülebilirlik sorunu ve gelir eşitsizliklerinin derinleşmesi, 2025’in ekonomi yönetimi açısından temel sorun alanlarını oluşturdu.” dedi.

Türkiye ekonomisinin temel yapısal meselelerinin dört ana başlıkta toplandığına dikkat çeken Özhelvacı, maddeleri şu şekilde sıraladı: “1.’si verimlilik odaklı üretim yetersizliği, 2.’si teknoloji seviyesi orta ligde sıkışmış bir üretim yapısının Türkiye’nin rekabet gücünü sınırlaması, 3.’sü kurumsal kapasite eksikliği, 4.’sü eşitsizlik ve bölgesel dengesizlik başlıca sorunları oluşturmakta.”

Öngörülebilir, şeffaf ve uzun vadeli karar alma mekanizmalarının oluşturulması gerektiğinden de bahseden Özhelvacı, toplumsal olarak da büyümenin ancak tabana yayılmasıyla mümkün olabileceğinin altını çizerek, “Büyüme, ancak toplumun farklı kesimlerine dokunursa anlamlıdır. Bölgesel uçurumlar kapanmadan, nitelikli istihdam yaratmadan ve adil bir rekabet ortamı tesis etmeden Türkiye ekonomisi gerçek potansiyeline erişemez.” diye konuştu.

2026 yılının Türkiye için bir dönüşüm eşiği oluşturacağına işaret eden Özhelvacı, karar alıcılara şu mesajı verdi: “2026’ya ilişkin beklentiler, kurumsal reformlar, verimlilik odaklı yatırımlar ve yeşil–dijital dönüşümün uygulamaya geçmesiyle şekillenecektir.”

Özellikle dört ana yapısal alanda adım atılması gerektiği belirten EGİAD Yönetim Kurulu Başkanı Kaan Özhelvacı, “Ar-Ge, nitelikli iş gücü ve üretim modernizasyonu desteklenmelidir. Hukuki güven, öngörülebilir regülasyonlar ve piyasa özerkliği yeniden inşa edilmelidir. Ekonomik refah yalnızca belli merkezlerde değil ülke geneline yayılmalıdır. Yeni ekonominin kodları; temiz enerji, veri, teknoloji ve sürdürülebilirlik iş dünyasının ana ajandası olmalıdır.” dedi. Özhelvacı değerlendirmesini şu ifadeyle tamamladı: “Cesur reformlar, bilimsel akıl ve uzun vadeli vizyon, Türkiye’nin geleceğini belirleyecektir.”

EGİAD iş dünyasının ekonomide edilgen değil etken olduğunu da hatırlatan Özhelvacı, EGİAD üyelerine yönelik vizyonu şu cümlelerle aktardı: “İkinci yüzyıl; birlikte hareket eden, değer yaratan ve geleceği tasarlayan bir iş dünyasıyla inşa edilebilir. EGİAD olarak bu dönüşümün sorumluluğunu üstleniyoruz. EGİAD, iş dünyası, üniversiteler, sivil toplum ve kamu yönetimi arasında köprü görevi görmeye devam ederek Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınma ajandasına katkı sunmayı sürdürecektir.”

EGİAD’ın 2025’te odağını genç istihdamı ve Türkiye’nin en kritik sosyal-ekonomik sorun alanlarından biri haline gelen NEET gençler meselesine çevirdiklerinin altını çizen Özhelvacı, “İşgücüne katılmamış, eğitim ya da istihdama dahil olamamış gençlerin ekonomiye kazandırılmasının yalnızca sosyal sorumluluk değil, bölgesel kalkınma için stratejik bir zorunluluk olduğunun altını çizdik. 2026’ya girerken ise odağımızı bir kademe ileri taşıyoruz. İlk raporumuzun başlığı, “Yaratıcı Yıkım Sürecinde İzmir – Üçüz Dönüşüm ile İşgücü Piyasasının Yeniden Tasarımı” olacak. Bu çalışmada temel sorumuz şu: Dijitalleşme, yeşil dönüşüm ve sosyal dönüşüm İzmir’in işgücü piyasasını nasıl yeniden şekillendiriyor? Yapay zekâ, otomasyon, robotik ve yeni üretim teknolojileri; bazı meslekleri dönüştürürken yeni becerilere olan ihtiyacı artırıyor. Biz bu raporla; “hangi beceriler kritik olacak, hangi sektörler nasıl etkilenecek, şirketler ve kurumlar hangi yeniden beceri kazandırma adımlarını atmalı?” sorularına somut bir çerçeve getirmek istiyoruz. Özellikle NEET gençler başta olmak üzere kırılgan grupların üretim süreçlerine yeniden dahil olabilmesi için uygulanabilir bir yol haritası ortaya koyacağız; böylece yaratıcı yıkımın şehir için risk olmaktan çıkıp fırsata dönüşmesine katkı sunacağız. İkinci raporumuzun başlığı, “Bölgesel Ekonomik Güvenlik – Tedarik Zinciri Riskleri ve Dayanıklılık” olacak. Bu çalışma ise Ege sanayisi açısından kritik bir soruya ışık tutuyor: Küresel şoklara karşı şirketlerimiz ne kadar dayanıklı? Çin kaynaklı tedarik kesintisi, AB regülasyonları, navlun maliyetleri, kritik hammaddelerde dışa bağımlılık, enerji bağımlılıkları, Sınırda karbon düzenleme uygulamaları gibi senaryoları analiz ederek; hangi sektörlerin daha kırılgan, hangilerinin daha dayanıklı olduğuna ilişkin güçlü içgörüler üreteceğiz. KOBİ’ler için tedarik çeşitlendirme, risk yönetimi ve dayanıklılık artırma adımlarına dair uygulanabilir bir çerçeve sunarak, bu raporu “yarının belirsizliklerine karşı stratejik pusula” haline getireceğiz. Tüm bu çalışmaları 2026’nın ilk aylarında paylaşmayı hedefliyoruz.” dedi.

İzmir Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Işınsu Kestelli:
"2026’nın tarımda onarım yılı olmasını bekliyoruz"
2025 yılı tüm dünyanın hafızasında muhtemelen Trump yılı olarak yer edinecek. Trump, yeni bir liderlik anlayışı ile dünyada siyasetten ekonomiye her alanda derin izler bıraktı. ABD, tarife baskısıyla ekonomisine güç katarken Çin, Hindistan ve Endonezya başta olmak üzere Asya ülkeleri büyümeye, Avrupa ekonomisi ise patinaj yapmaya devam etti. Küresel büyüme beklenenden daha iyi bir performans göstermesine karşın maalesef eşitsizlikler de büyüdü.

Türkiye için 2025, öngörüldüğü gibi zor bir yıl oldu. Ekonomik büyüme yılı yüzde 3.5-4 gibi tamamlayacak gibi. Bu yıl büyümede iç talebin etkisini net olarak gördük. Sanayide ise reel büyüme oranı çok düşük, ihracatın büyümeye katkısı da maalesef sınırlı. Tarımda ise yaşanan don vakalarının etkisiyle rekor bir küçülme yaşadık.
2024, rekabette zorlandığımız bir yıldı ama 2025’te bu zorlanmanın sektörel yayılımının arttığını söyleyebiliriz. Enflasyon düşüyor; ancak bu düşüşün toplum tarafından net olarak hissedildiğine dair bir konsensüs henüz oluşmuş değil. Geniş kesimler dezenflasyonu hissetmiyor. İyileşmeye rağmen enflasyon beklentilerindeki durum da bunu çok net gösteriyor. Bu da izlenen para politikasının başarısını negatif etkiliyor. Türkiye’nin biraz daha pahalı bir ülke haline geldiği bir yılı yaşadık. Cari açığın, bir miktar bozulmaya rağmen kontrol edilebilir seviyede kalması, 2025 adına pozitif bir gelişme.
Bütçe gerçekleşmeleri, kamunun gider azaltıcı değil, gelir artırıcı bir politika izlediğini gösteriyor. Tabii bu değerlendirmeyi yaparken deprem harcamaları gibi majör bir etkiyi göz ardı etmemek gerekli.
Ülke ekonomisindeki büyümeyle tarım sektörü büyümesi arasındaki ilişki, tarım aleyhine giderek açılıyor. Bu yıl tarımın milli gelirden aldığı pay muhtemelen tarihi dip seviyeye gerileyecek. 2026’nın bu anlamda bir onarım yılı olmasını diliyoruz. Türkiye’nin bu sektörü tıpkı savunma sanayii gibi kritik sektör olarak ele alması gerektiğini düşünüyoruz. Stratejik bir sektör olan tarıma, üretim ve üretici odaklı yaklaşılmasını; sürdürülebilirlik ve katma değerli üretime ağırlık verilmesini arzu ediyoruz.
2026 yılının öncelikle ülkemize ve dünyaya barış ve huzur getirmesini, bolluk ve bereket dolu bir yıl olmasını temenni ediyorum.

İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener:
2025 yılı, küresel ölçekte
ekonomi politikalarının yeniden şekillendiği, ülkeler arası rekabetin teknoloji, verimlilik ve tedarik zinciri güvenliği eksenlerinde keskinleştiği bir dönem oldu. Jeopolitik gerilimler, artan korumacılık eğilimleri ve finansal koşulların sıkılığı; dünya ekonomisindeki dengeleri etkileyen temel unsurlar olarak öne çıktı. Bu süreçte küresel büyüme hızının yavaşladığını, yatırımların daha seçici hale geldiğini ve inovasyonun artık yalnızca rekabet avantajı değil, bir “varlık koşulu” hâline dönüştüğünü görüyoruz. Yapay zekâ destekli üretim ve ticaret süreçlerinin yanı sıra veri odaklı iş modelleri ve yeşil dönüşüm standartlarının; tüm ülkelerin kalkınma stratejilerini yeniden tanımladığı alanlar olmaya devam ettiğini değerlendiriyoruz.

Türkiye ekonomisi ise; bu küresel tablo içinde, uygulanmakta olan ekonomik programın ortaya koyduğu politika çerçevesi doğrultusunda bir denge arayışı içinde ilerledi. TCMB rezervlerindeki güçlenme, CDS kredi risk priminin gerilemesi, bütçe disiplinini destekleyen adımlar, cari dengenin finansmanında yaşanan iyileşme ve dezenflasyon sürecinin 2025 yılı ikinci yarıda kademeli olarak güç kazanması yılın olumlu gelişmeleri arasında yer aldı. Bununla birlikte yüksek enflasyon, kredi maliyetlerinin pahalı olması ve sanayideki yavaşlama iş dünyasının karar alma süreçlerini zorlaştırdı.
Emek yoğun sektörlerde belirginleşen rekabet kaybı ve nitelikli işgücünün korunmasına ilişkin başlıklar, 2025’in dikkat çeken zorlukları arasında öne çıktı. Bu koşullar, işletmeler için planlama süreçlerini daha temkinli ve çok senaryolu hâle getirmeyi zorunlu kıldı. Bununla birlikte; firmaların bu yeni süreç içerisinde gelişen ani olaylara karşın daha esnek, çevik ve dayanıklı olma zorunluluğunu ortaya çıkardı.
İzmir, 2025 yılında bu zorlu tablonun içinde çok sektörlü ekonomik yapısı, lojistik avantajı ve dış ticaret potansiyeliyle ülkemizin en önemli ekonomik merkezlerinden biri olmayı sürdürdü. Kentimizin girişimcilik ve teknoloji ekosisteminin her geçen yıl güçlenmesi, kentimizi sadece mevcut potansiyeliyle değil, gelecek vizyonuyla da öne çıkaran bir kent hâline getirdi.
Üniversitelerimiz, teknoparklarımız, ar-ge ve tasarım merkezlerimiz, serbest bölgelerimiz ve OSB’lerimizin dinamizmi; şehrimizi yenilikçilik kültürünün beslendiği bir cazibe merkezine dönüştürmeye devam etti. 19 Kasım’da paydaşlarımızla birlikte gerçekleştirdiğimiz İzmirMeets 2025 Teknoloji ve İnovasyon Zirvesi’nde gördüğümüz tablo şunu açıkça ortaya koydu: “İzmir, yalnızca teknoloji gündemini takip eden bir şehir değil; bu gündemi şekillendirme iddiasını taşıyan bir şehir.”
Geldiğimiz bugünkü süreçte; dijital ve yeşil dönüşümün etkileri daha görünür hâle gelirken, işletmelerimizin rekabet güçlerini sürdürebilmeleri için teknolojiyi iş süreçlerine entegre etmeleri gerektiği gerçeği net biçimde ortaya çıktı.
Yapay zekâ temelli üretim modelleri, tedarik zincirlerinin dijitalleşmesi, enerji verimliliği çözümleri ve sürdürülebilir üretim uygulamaları; İzmir’in gelecek stratejisinin merkezinde yer alması gereken konular hâline geldi. Şirketlerimizin uzun vadeli stratejilerini planlaması önemini korurken, aynı zamanda kısa vadeli ekonomik konuların da yoğun olarak hissedildiği bir dönemi geride bırakmak üzereyiz. 2025 yılı, ekonomik dalgalanmaların kentimizde de hissedildiği bir dönem oldu. Dezenflasyon sürecinin uzaması, kredi koşullarının pahalı ve erişiminin zor olması ve yatırım iştahındaki zayıflamayla birlikte okunduğunda, İzmir ekonomisi ve sanayisi parasal sıkılaşmadan görece daha olumsuz etkilendi.
İzmir Ticaret Odası olarak, 2025 yılında hem ticari dönüşümün gerektirdiği stratejik hamleleri destekleyen hem de üyelerimizin güncel ihtiyaçlarına yanıt verecek çok yönlü çalışmalar yürüttük.
Odamızın ve Vakfımızın gözbebeği İzmir Ekonomi Üniversitemizin Güzelbahçe Kampüsü; tarımsal üretimde yepyeni bir vizyon ortaya koyan Dikili Organize Tarım Bölgesi, kentimiz ticaretinde dönüm noktası olacağına inandığımız Kemalpaşa Lojistik Merkezi ve sektörel kümelenmenin başarılı bir örneği olan Torbalı Karma ve Mobilya Organize Sanayi Bölgesi projelerimizi hayata geçirme aşamasına geldik.
Tamamlandığında sahip olacağı dijital ve teknolojik donanımla ülkemizde fark yaratacağına inandığımız Güzelbahçe Kampüsümüzün İzmir’in bilgi temelli kalkınma vizyonuna yapılan stratejik bir yatırım olduğuna inanıyoruz. Yeni kampüsümüzün açılışını, Temmuz 2026’da gerçekleştireceğiz.
2026 Eylül ayında faaliyete geçerek, Avrupa'nın en büyük teknolojik sera kümelenmelerinden biri olacak olan Dikili Organize Tarım Bölgesi'nin 65 milyon dolarlık altyapı işleri için Aralık ayı başında ihale yaptık. Proje Takvimiz kapsamında Eylül 2026’ya kadar; tüm altyapı, jeotermal ısıtma sistemi ve sondaj işlerinin büyük ölçüde tamamlanması planlanmakta; yanı sıra, atık su arıtma tesisi çalışmalarının bitirilmesini hedefliyoruz.
Bir diğer önemli projemiz olan Kemalpaşa Lojistik Merkezi kapsamında ise parselasyon planı onaylanarak tescil işlemleri gerçekleştirildi ve yeni mülkiyet tapuları çıkartıldı. Üst yapı inşaat ruhsatlarının alınması kapsamında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğüne ruhsat başvurusunda bulunduk ve yeni bir aşamaya geçtik. Kemalpaşa Lojistik Merkezi projemizde ilk etapta başlanacak işler arasında 100 bin metrekare alana sahip 357 Araçlık Uluslararası Tır Parkı, 237 Araçlık Taşıt Üstü Supalan Tır Sahası ve 129 Araçlık Gümrüklü Araç Tır Parkı yer alıyor. Gümrük Müdürlüğü ve İşletme Müdürlüğü Ofis Binaları, Sosyal tesis ve Kafe Alanları, Gümrük müşavirleri için acente ofisleri binaları ve elektrik ve sıhhi tesisat alt yapılarını tamamlayarak, Haziran 2026’da faaliyete geçeceğiz.
Torbalı Karma ve Mobilya Organize Sanayi Bölgemizle ilgili gelişmeleri de size aktarmak istiyorum. İlk etapta tescil edilmiş olan alanda 33 katılımcı faaliyete geçti. Ayrıca, 8 firmaya yapı ruhsatı verildi, inşaatlar ise devam ediyor. Bununla birlikte; ilave alan talebimiz Bakanlıkça da uygun görülerek kuzeyde yer alan 626.000 m2’lik alan mobilya sektörüne ayrıldı. Altyapı imalatları ile ilgili 1. Etap tamamlandı. 2. Etap ile ilgili bölümün 2026 yılı Eylül ayında tamamlanacak.

Bayındır Organize Tarım Bölgesi ve yine imar ve altyapı çalışmaları devam eden Kınık Organize Tarım Bölgesi’ne Ait Yaklaşık 123 Hektar Alanda Altyapı yapım işi ihalesine 12 Aralık’ta çıktık. En kısa zamanda sonuçlandırmayı umuyoruz.
Sanayimizin modernleşmesine katkı sunan İzmir Model Fabrika, firmalarımıza yalın üretim, verimlilik ve dijital dönüşüm konularında rehberlik etmeye devam etti. Geleceğin ekonomisini şekillendirecek genç nüfusumuz için İzQ Dijital Deneyim Merkezi, teknoloji ve inovasyon kültürünü erken yaşta destekleyen önemli bir platform oldu.
Uluslararası ve ulusal fuar katılımları ve ticaret heyetleriyle İzmirli firmaların yeni pazarlara erişimini güçlendirdik; üyelerimizin küresel rekabette yerini sağlamlaştıracak temaslar kurmasını destekledik. Sunduğumuz hizmetleri, fuarlara katılan üyelerimizin ihtiyaçlarını ve beklentilerini karşılamaya yönelik yeniliyoruz. Bu kapsamda yılbaşından itibaren geçerli olmak üzere, fuar desteklerimizle ilgili hem uygulama hem de maddi anlamda önemli düzenlemeler yaptık.
Tüm bu çalışmalar, İzmir’in yalnızca mevcut gücünü korumakla yetinmediğini; aynı zamanda küresel ekonominin dönüşümüne uyum sağlama iradesini taşıdığını gösteriyor. İzmir artık yeşil üretimin, dijital dönüşümün, inovasyon kültürünün ve girişimcilik vizyonunun eş zamanlı olarak büyüdüğü bir şehir kimliğine kavuşuyor.
2026 yılına girerken, ekonomik programın kararlılıkla uygulanması hâlinde fiyat istikrarının güçlenmesini, üretimde daha dengeli bir görünümün ortaya çıkmasını ve yatırım ortamının daha öngörülebilir bir hâle gelmesini bekliyoruz. Bununla birlikte işletmelerimizin; maliyet yönetimi, risk senaryoları, yeni pazar stratejileri ve teknoloji yatırımlarını içeren çok katmanlı bir planlama süreci yürütmesi gerekecek. Yeşil mutabakat, karbon düzenlemeleri, yapay zekâ temelli üretim sistemleri ve iş süreçlerinde dijital entegrasyon gibi başlıklar, 2026’nın rekabet koşullarını belirleyecek temel unsurlar olacak.
Ülkemizde tarım sektöründe yaşanan daralma ve iklim kaynaklı risklerin artması, önümüzdeki dönemde gıda arzının sürdürülebilirliği açısından dikkatle izlenmesi gereken bir tablo ortaya koyuyor. Bu nedenle su yönetimi, iklim uyumu ve tarımsal verimlilik konularının 2026 yılının stratejik öncelikleri arasında yer alması gerektiğini değerlendiriyoruz.
İzmir Ticaret Odası olarak önümüzdeki dönemde de üyelerimizin dijitalleşme süreçlerine, ihracat kapasitesine, verimlilik artışına ve yatırım planlarına destek veren projelerimizi güçlü biçimde sürdüreceğiz. İzmir’in potansiyelini ortaya çıkaran ana unsurun ortak akıl ve iş birliği kültürü olduğuna inanıyoruz. Kamu, özel sektör, üniversiteler ve sivil toplum yapılarının oluşturduğu bu güçlü sinerji, İzmir’in 2026 yılında ülkenin en dirençli ve yenilikçi ekonomik merkezlerinden biri olmasını sağlayacaktır.
İzmir’in geleceği, yalnızca ekonomik göstergelere değil; aynı zamanda değişimi okuma, dönüşümü yönetme ve birlikte hareket edebilme kapasitesine dayanıyor. Bu kapasite İzmir’de fazlasıyla mevcut. 2026’yı bu anlayışla karşılıyor; daha dirençli, üretken ve rekabetçi bir İzmir için çalışmayı sürdürüyoruz.

ESİAD Başkanı Sibel Zorlu:
“2025 dayanıklılığın test edildiği bir yıl oldu, 2026’dan dengelenme bekliyoruz”

Ege Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (ESİAD) Başkanı Sibel Zorlu, 2025’in belirsizlikler, maliyet baskıları ve küresel risklerin yanı sıra Türkiye’de siyasi ve ekonomik alanda önemli dönüşümlerin yaşandığı bir yıl olduğunu belirterek, iş dünyasının bu süreçte dayanıklılığını korumaya odaklandığını söyledi. Zorlu, “2026’nın, ekonomide güveni ve öngörülebilirliği yeniden tesis edecek bir dengelenme yılı olmasını bekliyoruz” dedi.
Sibel Zorlu, 2025 yılına ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:
“2025’te temel ekonomik göstergelerde bir önceki yıla göre iyileşmeler görülmekle birlikte, iş dünyası açısından belirsizliklerin ve maliyet baskılarının sürdüğü, dayanıklılığın ciddi biçimde sınandığını söyleyebilirim. Küresel büyümenin zayıfladığı, jeopolitik risklerin ve korumacılığın arttığı bir ortamda şirketler açısından öncelik büyümeden çok mevcut dengeyi korumak, riskleri yönetmek ve ayakta kalmak oldu. Türkiye ekonomisinde 2025’in ana gündemi dezenflasyon süreciydi. Enflasyonla mücadele kapsamında uygulanan politikalar, finansmana erişimi ve yatırım iştahını doğrudan etkiledi. Reel sektör açısından yüksek finansman maliyetleri, artan girdi fiyatları ve talepteki yavaşlama sanayi üretimini sınırlayan temel faktörler olarak öne çıktı.”
Sanayi göstergelerinin bu tabloyu açık biçimde ortaya koyduğunu vurgulayan Zorlu, üretimdeki yapısal sorunlara şu sözlerle dikkat çekti: 
“Sanayinin milli gelir içindeki payının uzun süredir artmaması, kapasite kullanım oranlarının sınırlı seyretmesi ve PMI verilerinin eşik değerin altında kalması, üretim tarafında daha güçlü ve nitelikli bir dönüşüme ihtiyaç olduğunu gösteriyor. Yapay zeka ve ileri teknolojiler, küresel çapta üretim süreçlerini köklü bir şekilde değiştirirken, bu dönüşüme uyum sağlamak rekabet gücümüz açısından kritik bir önem taşıyor. 2025 yılı, bu ihtiyacın artık ertelenemeyeceğini net biçimde ortaya koydu. Dış ticaret cephesinde de benzer bir tablo var. İhracatımız artıyor ancak ithalatın daha yüksek seyretmesi nedeniyle dış ticaret açığı devam ediyor. Özellikle orta-yüksek ve yüksek teknolojili ürünlerin ihracat içindeki payının düşük olması, katma değer sorununun hâlâ çözülemediğini gösteriyor.”
2026 yılına dair beklentilerini de paylaşan Zorlu, enflasyonla mücadelenin kararlılıkla sürdürülmesi gerektiğini ancak bu sürecin yapısal reformlarla desteklenmesinin şart olduğunu belirtti. Zorlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“2026 yılının ekonomide gerçek bir dengelenme yılı olmasını bekliyoruz. Enflasyonun yüzde 20 bandının altına gerilemesi ve 2027’de tek haneli rakamlar için güçlü bir zemin oluşturulması en büyük temennimizdir. Ancak şunun altını çizmek gerekir ki; sıkı para politikasının başarısı, disiplinli maliye politikaları ve köklü yapısal reformlarla taçlandırılmadığı sürece kalıcı olamaz. Ayrıca, toplumsal refaha yansımayan ekonomik iyileşmenin eksik kalacağını düşünüyoruz. İstihdam piyasasında geniş tanımlı işsizliği de kapsayan daha bütüncül bir yaklaşıma ihtiyaç duyduğumuz bir dönemdeyiz. İş gücümüzün yeni nesil yetkinliklerle donatılması ve atıl kapasitenin üretime dahil edilmesi, öncelikli stratejimiz olmalıdır. Toplumun taşıyıcı sütunu olan orta sınıfın refah düzeyinin korunması ve geliştirilmesi, ülkemizin ekonomik dayanıklılığını artıracaktır. Tüm bu adımlar, hukukun üstünlüğü ilkesinin sağladığı güven iklimiyle birleştiğinde, 2026 yılı Türkiye için çok daha iyi bir yıl olacaktır.