.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

“İzmir’e yatırım Türkiye ekonomisine sınıf atlatır”

Okuma Süresi: 6 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
Megapol Grup Yönetim Kurulu Başkanı Selim Gökdemir, İzmir’in sahip olduğu büyük potansiyelin bugüne kadar yeterince değerlendirilemediğini belirterek, İzmir’e yapılacak yatırımların yalnızca kentin değil, Türkiye’nin ekonomik ve stratejik geleceğini doğrudan ilgilendirdiğini söyledi.
“İzmir’e yatırım Türkiye ekonomisine sınıf atlatır”
Paylaş:
Megapol Grup Yönetim Kurulu Başkanı Selim Gökdemir, İzmir’in sahip olduğu büyük potansiyelin bugüne kadar yeterince değerlendirilemediğini belirterek, İzmir’e yapılacak yatırımların yalnızca kentin değil, Türkiye’nin ekonomik ve stratejik geleceğini doğrudan ilgilendirdiğini söyledi. Gökdemir, “İzmir’in potansiyeli doğru şekilde değerlendirilirse Türkiye ekonomik açıdan sınıf atlar. Ayrıca beklenen İstanbul depremi gerçekleştiğinde Türkiye’nin iflas etmemesini ya da işgale uğramamasını istiyorsak buna engel olmanın tek yolu İzmir’e yatırım yapmaktır. Bu mesele artık İzmir’in değil, Türkiye’nin meselesidir” dedi.
Türkiye’nin İzmir’e bakış açısının ve İzmirlilerin kendi şehirlerine bakışının köklü biçimde değişmesi gerektiğini vurgulayan Gökdemir, bakış açısının önemini “paradigma” kavramı üzerinden anlattı. Zihinsel yol haritalarının, sorunları görme ve çözme biçimini doğrudan etkilediğini ifade eden Gökdemir, New York metrosunda yaşanan bir örneği hatırlatarak, “Bir vagona dört çocuklu bir beyefendi biniyor. Beyefendi dalgın… Oturduğu yerde düşünüyor. Çocuklar da yaramazlar, çevreyi rahatsız etmeye başlıyorlar. Bir süre sonra vagonda tansiyon yükseliyor ve insanlar tepki göstermeye başlıyor. ‘Beyefendi’ diyorlar. ‘Ne kadar umursamazsınız. Çocuklarınız çevreyi rahatsız ediyorlar.’ diye söylenmeye başlıyorlar. Beyefendi kafasını kaldırıyor. ‘Annelerini kaybettik. Hastaneden geliyoruz. O yüzden dalgınım, kusura bakmayın.’ deyince bir anda tabii vagondaki atmosfer değişiyor. İnsanlar çocukları sahiplenmeye başlıyorlar. Çünkü baktıkları bakış açısının doğru olmadığını fark ediyorlar. İzmir konusunda da maalesef hem İzmirli iş insanlarının kente bakışında hem de ülkenin İzmir’e bakışında yanlış açı var. Bu bakış açısı değiştiğinde algı da değişir, çözüm de…” diye konuştu.
Gökdemir’e göre İzmir, İstanbul’dan sonra Türkiye’nin sahip olduğu en büyük ekonomik potansiyele sahip şehir. Ancak bu potansiyelin değerlendirilmemesi, meseleyi yalnızca yerel bir sorun olmaktan çıkarıyor. Gökdemir, “Bu, yerel yönetimler ile iktidar arasındaki diyalogsuzluğun arkasına sığınılacak bir konu da değil. İşin özü ekonomidir” değerlendirmesinde bulundu.

“Bütün yumurtaları tek sepete toplamak”
Türkiye’de uzun yıllardır büyük bir stratejik hata yapıldığını dile getiren Gökdemir, yatırımların neredeyse tamamının İstanbul merkezli ilerlediğine dikkat çekti. Bir mühendis bakış açısıyla değerlendirme yaptığını vurgulayan Gökdemir, “Bugün sektörlerin ortalama yüzde 50’si İstanbul’da yoğunlaşmış durumda. İstanbul Havalimanı gibi çok önemli yatırımlar elbette ülkeye değer kattı. Ancak Türkiye, tek merkezli büyüme nedeniyle çok büyük bir risk altındadır.” şeklinde konuştu.
Beklenen büyük İstanbul depreminin yalnızca bir şehir felaketi olmayacağını, ülkenin tamamını etkileyeceğini ifade eden Gökdemir, “İstanbul’da büyük bir deprem yaşanırsa Türkiye iflas eder. Hatta çekinmeden söylüyorum, ülkemiz işgale açık hale gelir.” değerlendirmesinde bulundu. Bu risk karşısında tek gerçek alternatifin İzmir olduğunu savunan Gökdemir, İzmir’e bugünden yapılacak yatırımların Türkiye’nin ekonomik ve sosyal açıdan ayakta kalmasını sağlayacağının altını çizdi.
Stratejinin öngörü gerektirdiğini de sözlerine ekleyen Gökdemir, “Risk gerçekleştiğinde her şey için çok geç kalınmış olur. O yüzden bu sadece İzmirlilerin ya da İstanbulluların değil, bütün ülkenin meselesidir. Ülkemizi bu felaketten kurtarabilecek tek bir alternatif var o da İzmir. Şimdiden İzmir'e yatırım yapılması lazım. Böyle bir durumda Türkiye o zaman varlığını devam ettirebilir. O zaman İstanbul'da büyük bir deprem olsa bile en azından Türkiye'nin ekonomik ve sosyal açıdan çökme riski ortadan kalkar. Bu benim bakış açım, okuyan ve düşünen bir insan olarak da iddialıyım bu konuda.” ifadelerini kullandı.

“İş insanları elini taşın altına koymalı”
Yatırımın siyasetten ya da inançlardan çok güven ve kârlılık arayışıyla şekillendiğini dile getiren Gökdemir, İzmir’e yatırım gelmemesinin nedenlerine nesnel bakılması gerektiğini söyledi. Bu noktada en büyük sorumluluğun İzmirli iş insanlarında olduğunu vurgulayan Gökdemir, “Kendi iç kaynaklarımızdan, kendi iş insanlarımızdan söz ediyorum. Üzülerek görüyorum ki sorumluluğun önemli bir kısmı İzmirli sermayedarlarda” diye konuştu.
Gelişmenin ve ilerlemenin tek yolunun özeleştiriden geçtiğini de ifade eden Gökdemir, İzmir’de sorumluluğun sürekli başkalarına yüklendiğine vurgu yaptı. Yerel yönetimlerin ya da merkezi hükümetin suçlanmasının kalıcı çözüm üretmeyeceğinin altını çizen Gökdemir, “Artık parmağımızı kendimize çevirmeliyiz. Biz gerekeni yapmıyoruz demeliyiz.” ifadelerini kullandı. Gökdemir, bu eleştirisinin alt ya da orta gelir gruplarına yönelik olmadığını da tekrar hatırlatarak, “Ben bu şehir sayesinde servet sahibi olmuş, maddi gücü olan ve bu gücünü şehir ve ülke yararına kullanmayan kesimden söz ediyorum.” dedi.

“Şehir tümden yenilenmeli”
İzmir’in sorunlarının küçük dokunuşlarla çözülemeyeceğini savunan Selim Gökdemir, şehrin stratejik, ekonomik, siyasi ve sosyolojik açıdan bütüncül bir yaklaşımla yeniden planlanması gerektiğini söyledi. Dünya genelinde savaş ihtimallerinin konuşulduğu, bölgesel gerilimlerin arttığı bir dönemde İzmir’in taşıdığı önemin daha da arttığını vurguladı.
Atatürk’ün inkılâpçılık ilkesine de atıfta bulunan Gökdemir, “Atatürk'ün görüş açısından inkılâpçılık ilkesine baktığımız zaman şunu görüyoruz. İnkılâp her hal ve şart içinde bir ilericilik, yenileşmek ve çağdaşlaşmaktır. Çağın gerisinde kalmış müessese ve yapıları ortadan kaldırmak, yerlerine de ileri, gelişmiş müessese ve yapıları getirmektir. Bütün bu yenilikleri yaparken de millî kültür ve değerler temeline dayanmaktır. İşte bu noktada bizler de Atatürk gibi düşünerek şehri bir bütün olarak yeniden ayağa kaldırmalıyız.” dedi.
İzmir’e büyük bir liman yapılması, havaalanının büyütülmesi, tüm altyapının yenilenmesi, sanayinin şehre daha iyi entegre edilmesi, İzmir'in kuzeyinde, güneyinde ve doğusunda üç tane şehrin kurulması gerektiğini belirten Gökdemir, “Ondan sonra hatta bir adım daha ileri gideyim Manisa'yla İzmir'in birleşmesi gerekiyor. Yani bunlar hep stratejidir. Ondan sonra iki şehir, büyükşehir olarak birleşebilir bile. Bu kaçınılmazdır. Yani olağanüstü bir durum. Bu bir savaş olabilir, deprem olabilir. Ondan sonra böyle bir durumda bizim millet olarak ayakta kalabilmemiz lazım. Bu da ancak ikinci bir şehirle olabilir. Bu da ancak İzmir ile mümkündür.” şeklinde konuştu.
Kurtuluş mücadelesinin verildiği yıllarda Ankara’nın başkent olarak seçilmesindeki stratejik öneme değinen Gökdemir, Falih Rıfkı Atay’ın Çankaya kitabından örnekler vererek, “Bu kitabı ikinci kez okudum ve Cumhuriyetimizin kurucularına olan saygım, hürmetim, sevgim bir kez daha arttı. Çok zor şartlarda kurulmasına rağmen Ankara'nın ne kadar stratejik bir yer olduğu, bugün bile strateji ilmine göre çok doğru. Çünkü Türkiye'de bir saldırı olsa Ankara en güvenilir yerlerden biri. O yüzden nasıl ki Cumhuriyet'i kurarken çok doğru bir tercih yaptıysak, şimdi de Cumhuriyet'in 100. yılını yaşamış bir millet ve devlet olarak bence bu tip değerlendirmeler de yapmamız lazım. Yani İzmir'in büyümesi, planlanması, potansiyelinin değerlendirilmesi aslında bir beka meselesi.” ifadelerini kullandı.

“İhanet gibi bir şey!”
İzmir’in potansiyelinin değerlendirilmesinin bir millî güvenlik meselesi olduğunu ısrarla vurgulayan Gökdemir, bu süreçte servetini bu şehirde kazananların sorumluluk alması gerektiğini söyledi. Siyasi kimliğini de açıkça dile getiren Gökdemir, varlıklı kesimlerin sürekli eleştiren ancak sorumluluk almayan tutumunu doğru bulmadığını ifade ederek, “Bu ülkede kazanan, bu şehirde kazanan insanlar ülkenin ve şehrin sorunlarına sahip çıkmak zorundadır” dedi. Servetini Türkiye’de kazanıp yatırımlarını yurt dışına taşıyan anlayışı sert sözlerle eleştiren Gökdemir, bunun kabul edilemez olduğunu vurgulayıp açıklamalarını şu şekilde tamamladı:
“Mesela ben birçok arkadaşımın 2002'deki mali durumunu biliyorum. 2025'te gayet iyi durumdalar. Servetleri misli ile artmış durumda. Allah daha da iyi etsin. Ama devamlı eleştiriyorlar. Bu eleştirilere katılmıyorum. Çünkü asgari ücretle çalışan bir insanın haklı bir eleştirisi vardır. Orta gelirli gruplar da eleştirebilirler. Bu anlaşılır bir durum. Ama varlıklı insanların ki, servetlerini bu ülkede ve bu şehirde yapmış olan insanların bu eleştirilerini haksız buluyorum. Şu an isim vermeyeceğim ama benim tanıdığım, 2002 öncesi ufak bir atölyesi olan, şimdi birkaç fabrikası bulunan ve tüm kazancıyla yatırımlarını yurt dışına yapan yurt dışından villa alan, buradan kazandığını yurt dışına kaçırıp üzerine bir de eleştiren insanlar var. Bu ihanet gibi bir şey. Geçenlerde de ifade etmiştim, bence devlet, gelişmiş tüm batı devletlerindeki gibi bunlardan servet vergisi alsın. Tabii ki istedikleri yerden villa alabilir, yatırım yapabilir ama servetini burada yap, bu şehirde, bu ülkede yap. Ondan sonra ülkenin sorunlarına, şehrin sorunlarına sahip çıkma. Sadece eleştir. Bu doğru değil.”