Dünya ve ülkemiz büyük bir türbülans içinden geçerken, bu türbülansla nasıl baş edebileceğimizi düşünürken, yeme-içmeden, doğru dürüst beslenmenin öneminden, bunun önemini dünya çapında yaygınlaştırmış bir öncünün kaybından söz etmenin anlamsız olduğunu düşünenler olabilir. Ama ben tersini düşünüyorum. Bu konudaki toplumsal, siyasi, ekonomik yaklaşımın genelle yakın ilişkisi olduğuna inanıyorum. Bu nedenle kapitalizmin vahşi tüketim zorlamasına karşı mücadelesini ilk önce İtalya’da başlatıp ütopyasını yüzlerce ülkeye yaymayı başarmış bir beslenme kültürü öncüsünün kaybından söz etmek istiyorum.
Kim bu öncü? Kuzeybatı İtalya’nın Bra kentinde doğan ve prostat kanserini alt edemeyerek yine o topraklara dönen Carlo Petrini sözünü ettiğim öncü. Makarna yemeyi savunarak hamburger, kızarmış tavuk, dondurulmuş yemekler, ‘cola’lara karşı mücadele bayrağını açarken çevresi onu ütopyacı olmakla suçladı. Ama O, "ütopya ekenler gerçeği biçer” sloganını temel alarak ilk önce “slow food” (yavaş yemek), ardından “cita-slow” (sakin şehir) hareketlerini başlattı. Başlattığı hareket yüzü aşkın ülkeye, binlerce alt gruplanmaya ulaşınca “terra madre” (toprak ana) buluşmasının örgütlenmesine öncülük etti.
Petrini İzmir’de
Konak Belediye Başkanlığım sırasında Carlo Petrini İzmir’e de geldi. Gazeteci dostumuz Nedim Atilla onu Kemeraltı’nda gezdirdi. Kemeraltı’nın tatlarını tanıttı. Sebilleri gösterdi. Akşam da Tepekule çatısındaki lokantada, Gökhan Dökmeoğlu’nun sunduğu zeytinyağlı Ege mutfağı örneklerini yerken hayranlığını ifade ettiğini, rahmetli piyanist Aziz Özen’in İtalyanca söylediği şarkılara şaşırdığını anımsıyorum.
Kısa bir gezinti yaptığı sırada sebillerin kent yaşamındaki anlamını öğrenince şaşkınlığını ifade ettikten sonra Kemeraltı hakkında söyledikleri de hiç aklımdan çıkmadı. İzmir’e gelen gezginlerle havalimanı ya da gemide temas kurup, onlara Kemeraltı tatlarını (çeşit çeşit zeytin, şambali, döner, söğüş et, lokma, irmik helvası, pide, turşu, sübye, gevrek vb.) tanımaları için birer kupon verilmesini, kuponlarda belirtilen satıcıların sıkı bir şekilde denetlenmesini önermişti. Sözü Petrini’yi yakından tanıyan ‘Yemek Kültürü Araştırmacısı ve Yazarı’ dostumuz Nedim Atilla’ya vereyim: (EgedeSonSöz - 22 Mayıs 2026)
İyi-Temiz-Adil
“1980’lerin sonunda Roma’daki tarihi ‘İspanyol Merdivenleri’nde açılmaya çalışılan fast-food zincirine karşı, elinde makarnalarla barışçıl bir protesto örgütlediğinde, pek çokları bunu romantik bir İtalyan taşralısının nafile çabası olarak görmüştü. Oysa o, tek tipleşen lezzetlerin, toprağı zehirleyen tarım ilaçlarının ve yerel üreticiyi köleleştiren küresel sermayenin karşısına insanlığın en kadim mirasını dikiyordu… Toprağı, tohumu ve biyoçeşitliliği…
Onun kurduğu ‘SlowFood’ hareketi, gastronomiyi elitlerin bir lüksü olmaktan çıkarıp sosyolojinin, adaletin ve ekolojinin merkezine taşıdı. Petrini’nin zihnimizde ve tabağımızda formüle ettiği üç kutsal kelime vardı: "İyi, Temiz ve Adil."İyi, yemesi keyifli, taze ve lezzetli olanı;Temiz, doğaya ve insan sağlığına zarar vermeden üretileni;Adil ise tüketicinin cebini yakmayan, ama en önemlisi küçük üreticinin emeğinin karşılığını tam olarak alabildiği bir sistemi simgeliyordu.O, endüstriyel tarımın ‘dünyayı ancak biz doyurabiliriz’ dayatmasına karşı, ‘Terra Madre’ (Toprak Ana) ağını kurarak dünyanın dört bir yanındaki yerel çiftçileri, yerel tohum koruyucularını ve zanaatkarları bir araya getirdi. Bir sebze yetiştiricisinin oğlu olarak, toprağın sesini laboratuvarların soğuk raporlarından daha iyi biliyordu.”
Yavaş Şehir (Cita Slow)
Dürüst ve doğru beslenmenin önemini kavramış kişilerin öncülük ettiği ‘Slow Food’ hareketi ülkemizde de büyük bir taraftar grubu kazandı. Yurt çapında onlarca birim kuruldu. Bu arada Urla’da olduğu gibi ‘Slow Food’ hareketinden yola çıkarak ‘Doğal Sofra’ gibi daha anlaşılır adlarla değişik gruplaşmalar da oluştu. Profesyonel üreticilerin yanısıra gönüllüleri de içine alan Urla’daki ‘Doğal Sofra’ grubu, başta enginar festivali, geleneksel bağbozumu şenlikleri, ot kültürünün yüceltildiği ‘Mart Dokuzu’ gibi halka dönük etkinliklerde baş rolü oynuyor.
Carlo Petrini’nin, çoğunluğunu ‘Slow Food’ üyelerinin oluşturduğu Terra Madre (Toprak Ana) ağını kurarak özellikle biyoçeşitliliğin önemini öne çıkaran toplantılar da örgütlediğine değinmiştik. Tunç Soyer Büyükşehir Başkanı iken ‘Terra Madre’nin İzmir’de de düzenlendiğini okuyucularımız anımsayacaktır.
Petrini bu girişimlerini ‘Cita Slow’ (Sakin Şehir) hareketiyle kent boyutuna taşıdı. Ülkemizde ilk olarak 2009 yılında Seferihisar ilçesinde hayata geçen ‘Sakin Şehir’ hareketi ülke çapında 30’a yakın ilçeye yayılmış durumda.
Ülkemizin başta gelen tarım yazarlarından Ali Ekber Yıldırım’ın belirttiği gibi “çok yiyenlerin kilo vermek için büyük paralar harcadığını, gıdaların çok önemli bir bölümünün çöpe gittiğini düşünürseniz iyi, temiz ve adil gıdanın ne kadar önemli olduğu daha iyi anlaşılıyor; böylesine acımasız ve insanlık için utanç verici tablo karşısında tarıma ve gıdaya, üretici ile tüketici ilişkisine bakış büyük önem kazanıyor.”
Bu gerçekler karşısında bir “Gıda Devrimcisi” olarak Carlo Petrini’yi anmanın ne denli yerinde olduğu daha iyi anlaşılmıyor mu?
İyi-temiz-adil gıda peşinde bir ömür
İyi-temiz-adil gıda peşinde bir ömür
Paylaş: