Son zamanlarda sıkça yazdığım gibi; dünyanın finansman sistemiyle başı dertte. Çünkü; bir zamanlar ekonomiyi temsil eden finansal değerler artık ekonomik değerlerden kopmuş, rezerv para olan doların arkasına takılarak ayrı bir değer sistemi oluşturmuştur.
Bu iki ayrı değer sistemi; iki ayrı sonuç doğurmuştur. 2026 yılı itibariyle dünya toplam üretim değeri yani küresel GSMH (Gayri Safi Milli Hasıla) yaklaşık 125 trilyon dolar civarındadır. Buna karşılık finansal değerler toplamı; varlıklar ve türevlerle birlikte toplam 800 trilyon dolar civarındadır. Yani; finansal değerler, reel ekonomik değerlerin yaklaşık 6-7 katına ulaşmıştır. Bu durum dünya değer sistemini alt-üst etmiştir.
• Servet ve gelir dağılımı bozulmuştur.
• Servet üreticilerin elinden çıkarak finansal elitlerin eline geçmiştir.
• ABD’nin dolara dayalı rezerv para sistemi dünya parası haline gelmiş ve onun arkasındaki finansal hukuk fiilen dünya hukuku haline gelmiştir. Diğer yandan; dünyanın kritik yerlerinde sıcak parayla çalışan ‘’finansal merkezler’’ oluşmuştur.
A. Sıcak paranın finans merkezleri
Dünyanın bu yeni finansal düzeni kendine özgü koşullarla çalışan;
• City of London
• Dubai International Financial Centre (DIFC)
• Hong Kong
gibi sıcak para FinansMerkezleri doğurmuştur. Bu merkezler; sermayeyi koruyan özel hukuk sistemlerine sahiptir, kendi mahkemeleri vardır, veri ve iletişim alt yapıları çok kuvvetlidir ve güvenlik sistemleri farklıdır.
B. İstanbul Finans Merkezi’nin oluşumu
Türkiye bu süreçte kendi finans merkezini kurma yoluna girmiştir. Bu amaçla 2009 yılında 7412 sayılı ‘’İstanbul Finans Merkezi Kanunu’’ çıkarılmıştır.
Bu kanunun amacı; İstanbul’u bölgesel ve küresel finans merkezi yapmak, finansal hizmet ihracatını artırmak, uluslararası sermayeyi Türkiye’ye çekmek ve finansal piyasaları derinleştirmek olarak belirlenmiştir. Bu hedef doğrultusunda Türkiye varlık fonu mülkiyetinde yaklaşık 3,2 milyon metrekare büyüklüğünde, yine yaklaşık 4 milyar dolar yatırım değeri olan devasa bir Finans Merkezi inşa edilmiştir.
Yani; kanun tamamdır, bina tamamdır, niyet tamamdır. Ama eksik olan kritik bir unsur vardır; denklemde uluslararası finansal sermaye yoktur.
Uluslararası finansal sermaye niye yoktur? Çünkü küresel finansal elitlerin sistemi farklı çalışır. Onların finansal merkezleri; kısa vadeli, yüksek getirili, hızlı giriş-çıkışa açık, spekülatif işlemlere uygun merkezlerdir. Oysa İstanbul Finans Merkezinin açıkça ifade edilmeyen temel niyeti; uluslararası sermayeyi Türkiye’ye çekmek ve onunla uzun vadeli ve düşük faizli kalkınma finansmanı üretmektir.
Bu ise küresel finans sisteminin doğasına aykırıdır. Çünkü uluslararası sermaye sıcak parayla çalışır. Bu noktada temel gerçek şudur: sıcak para kalkınma finansmanı yapmaz. Çünkü sabırsızdır, kısa vadeli kazanç ister, riskten kaçar, üretime bağlanmaz.
Bu nedenle İFM’nin (İstanbul Finans Merkezi) mevcut haliyle kanununda yazılı hedeflere ulaşması mümkün değildir. İFM’nin çözümü; bu merkeze kalkınma finansmanı dokusu kazandırmaktır. İFM’nin kaderini bu doku belirleyecektir. Kalkınma finansmanı; kamusal finansal kanalları kullanmaya dayanmak zorundadır.
C. Türkiye’de kalkınma finansmanının tarihçesi
Türkiye kalkınma finansmanı konusunda deneyimli bir ülkedir. Türkiye’nin deneyimlerini şu sırada aktarabiliriz;
1. Cumhuriyetin ilk yılları
Cumhuriyetin ilk döneminde finans sistemi; üretimin hizmetinde tasarlanmıştır. Her sektör ve kesim için ayrı bir finans kurumu oluşturulmuştur.
• Ziraat Bankası; çiftçi için,
• Halk Bank; esnaf için,
• Emlak Bankası; konut için,
• Tütüncüler Bankası; tütün üretimi için
Ve bunlar gibi birçok banka kurulmuştur. Bu modelde finansman ile üretim özdeşleştirilmiştir. O yıllarda kredi demek; fabrika demekti, üretim demekti, istihdam demekti.
2. Kalkınma bankacılığı yılları
1970’li yıllarda bu model; kalkınma finansmanı yapan, Halk Bank, Ziraat Bankası gibi kamu bankalarının yanı sıra kalkınma bankalarının ortaya çıktığı ve kalkınma finansmanı için yeni ve özel bir bankacılık türünün ortaya çıkarıldığı dönemdir.
1975’lerde DESİYAP(Devlet Sanayi ve İşçi Yatırım Bankası) kuruldu. Bu yapı daha sonra bugünkü Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankasına dönüştü.
3. Bankacılığın bankerliğe dönüşümü ve sabotaj yılları
1980’lerden sonra sistem değişmeye başladı. Bankacılık yavaş yavaş üretim finansmanından uzaklaşıp, ticari bankacılığa yöneldi. Banka adı altında bankerler türedi. Bankacılık sistemi dejenere oldu.
2000’li yılların başında yaşanan krizle birlikte IMF ve dünya bankası politikaları değişti. Türkiye’ye neoliberal politikalar giriş yaptı. Mevcut bankacılık sistemini dönüştürmek üzere batak banker bankalar bahane edilerek Kemal Derviş ekonomi yönetimine getirildi. Kamu bankaları sözüm ona yeniden yapılandırıldı, kredi politikaları değiştirildi, kalkınma finansmanı ile kamu bankaları arasındaki bağ koparıldı. Bırakın bağın koparılmasını, üretim finansmanına düşmanlık başladı. Geçmişte verilmiş uzun vadeli krediler geri çağırıldı ve uzun vadeli borçların biri peşin, dört taksitle altı ay içinde kapatılması istendi. Bu durum binlerce işletmenin kapanmasına yol açtı.
D. Bugünün tablosu ve İstanbul Finans Merkezi’nin kaderi
Bugün Türkiye’de kamu bankacılık mülkiyeti varlık fonuna devredilmiştir. Ülke; dolarize olmuş, yanlış ekonomi politikalarına sürüklenmiş, yüksek faizler ve kısa vadeler yüzünden bankacılıkla üretim arasındaki bağ kopmuştur. İstanbul Finans Merkezi bu kopuşun ve kaosun üzerine kurulmuştur. Bu nedenle İFM’nin kaderi bu bağı yeniden kurmaya ya da kurmamaya bağlı olarak belirlenecektir.
Bugün Türkiye’nin her zamankinden daha çok kalkınmanın finansmanının düzenlenmesine ihtiyacı vardır. Bu yüzden İFM’nin; Türkiye Varlık Fonunun Kalkınma Fonuna dönüştürülmesine, kalkınma ve yatırım bankacılığı dokusunun güçlendirilmesine, Exim Bank enerji yatırımları veri merkezleri ve teknoloji fonlarının birbirine bağlandığı kalkınma odaklı bir finans merkezi haline gelmesi gerekmektedir.
Unutulmamalıdır ki; finans üretimden koparsa kumara, üretime bağlanırsa kalkınmaya dönüşür. İstanbul Finans Merkezinin kaderi bu tercihlere bağlı olarak şekillenecektir.
İstanbul Finans Merkezi’nin kaderi
İstanbul Finans Merkezi’nin kaderi
Paylaş: