.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

İslam otoriterlik ve geri kalmışlık (2)

Okuma Süresi: 3 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
İslam otoriterlik ve geri kalmışlık (2)
İslam otoriterlik ve geri kalmışlık (2)
Paylaş:
Hafta içinde nisan ayına ait enflasyon rakamları açıklandı. Bu hafta bu konuyu işleyecektik. Ancak geçen hafta başlıkta yer alan konunun devamını bu hafta yazacağımızı belirttiğimizden bu hafta bunu işleyeceğiz. Enflasyon konusunu gelecek hafta incelemeye çalışacağız.
Geçen haftaki yazımızın sonunda, yazarın (Ahmet T. Kuru) sözü edilen kitabının “Sonuç” bölümünde “Entelektüeller ve Burjuvazi yoksa kalkınma da yok” diyerek Müslümanlara tavsiyelerde bulunduğunu ve bu tavsiyeleri bu hafta yazacağımızı belirtmiştik. Yazarın “İslam Otoriterlik ve Geri Kalmışlık” sorununun çözümüne ilişkin tavsiyelerinin kısaca özeti ise şöyle; gerek İslami aktörler, gerekse Sekülerler başlıkta yer alan sorunların nedenini ayrıntılarda farklılıklar olsa da her iki kesim “Batı Karşıtlığı” olarak tespit ettiler. Yazara göre bu iki grup son tahlilde “devletçi” olma noktasında oldukça birbirlerine benzemektedirler. Batı sömürgeciliğinin sömürü zihniyetini ve sömürgelerindeki kurumları etkisiz hale getirdiği yadsınamaz bir gerçek. Ancak yazara göre bu iki kesimin çekişmeleri sorunu çözmüyor. Bunun yerine “Entelektüel karşıtlığı ve ekonomi üzerinde devlet kontrolü sorunları” nı ele almaları gerekiyor.
Öncelikle şu tespit çok önemli, sorunların kaynağı doğrudan İslam değil İslam'a atfedilen yorumlardır. Geçen haftaki yazımızda belirtildiği üzere Sasanilerden ilham alınan “Ulema-Devlet” ittifakının Müslümanların birçok krizinin ana kaynağı olduğunu belirtmeliyiz. Artık İslam dünyasının yeni bakış açılarına ihtiyaçları var. 11.-14. yüzyıllar arasında politik ve ideolojik koşullara göre serdedilen düşüncelerin bu yüzyıldaki Müslüman siyasal düşünceler üzerinde çok etkili olmaları sorunları çözmüyor. Mevlâna Celaleddin Rumi'nin ünlü deyişi bu konuyu ne güzel vurguluyor: “Dün dünde kaldı cancağızım, bugün yeni şeyler söylemek lazım.”
Geçmişte takılı kalmadan, bulanmadan, durulmadan, akarak, değişimi, yenilenmeyi ve geleceğe odaklanmayı öğütlemesini aklımızdan çıkarmamalıyız. Otoriter ve ataerkil olan bu siyasi teoriler yalnızca tarihsel metinler olarak dikkatimizi çekmeli. 21. yüzyıl Müslümanların siyasal düşünceleri bu temellere göre dizayn edilmeli. Ulema-Devlet ittifakını İslam'ın bir gereği gibi görme yanlışlığına düşmemeliyiz. Zaten İslam'ı özü itibariyle din- devlet ayrımını reddeden bir din olarak da algılamak yanlıştır. Aksine Müslümanlar dinleri ve devletleri arasındaki ilişkiyi entelektüel ve ekonomik yaratıcılığı teşvik edecek şekilde yeniden tasarlayabilirler. Bunun Endülüs döneminde yaşanan tarihsel bir temeli de mevcut. 8.-11. yüzyıllar arasında İslam alimleri kendi yaşamlarını genellikle ticaretle finanse etmekte ve devlet hizmetine girmekten büyük ölçüde kaçınmaktaydılar.(Bunun en güzel örneği Hanefi mezhebinin imamı Ebu Hanife olmuştur. Kadı olmayı reddetmiş ve oldukça eziyet ve zulme uğramıştır. Kendisi geçimini tamamen ticaretten sağlamış ve görüşlerinde “akletme” konusunu hep öne çıkarmıştır.) Aynı dönemde Müslüman toplumlar bilimde ve ekonomide ilerlemişlerdir. Ör: Endülüslü Fıkıhçı Şatibi, 14. yüzyılda Gırnatadaki siyasi, sosyal, ticari ve hukuki değişimlerin Kıyas (İslam'ın ana kaynakları olan Kur'an, Sünnet, İcma ve Kıyas) yoluyla çıkarım yaparak çözülemeyeceği çok sorunlar ortaya çıkardığını söylüyordu. 633 yıl sonra bugün asırlardır birikmiş karmaşık sorunların hala 9.-13. yüzyıldan kalma fıkıh usul ve yorumlarıyla çözülmesine çalışılmasını görseydi herhalde çok şaşırırdı.
Otoriterlik ve geri kalmışlık sorunlarını çözmek için Müslümanlar, dini boyutlarıyla birlikte sosyo-ekonomik ve siyasi reformları tesis ederek ulema-devlet ittifakını sona erdirip güçlü entelektüel ve burjuva sınıflarını ortaya çıkarabilirlerse geçmişte bir dönem sahip olup sonradan kaybettikleri kalkınma seviyesine çıkabilirler. Halen dünyada demokrasiler genel olarak krizde. ABD/ İsrail-İran savaşı ile Gazze'de yaşanan İsrail soykırımına destek veren batı ülkeleri olayına rağmen Müslümanlar, uluslararası hukuka, barışa, demokrasiye sahip çıkmalılar. İslam'ın ilk 4-5. asrındaki tarihsel tecrübelerden ilham alınarak Ebu Hanife, İbn-i Rüşd, İbn-i Haldun gibi örnek alınacak şahsiyetler var. Yazarın son tavsiyesi de şu; bu süreçte eleştirinin gücünü iyi anlayan, kendilerini eleştiren ve böylece düzelip gelişen batı ülkeleri gibi Müslüman toplumlarda böyle yapmalı. Bu kitabı yazma amacım da buydu diyor yazar.