IMF Türkiye ile ilgili 4. madde konsültasyonu tamamlandı. Buna ilişkin olarak yapılan açıklamanın ana hatlarını şöyle özetleyebiliriz; “2024 yılı 4. madde konsültasyonundan bu yana Türkiye'nin dezenflasyon programı başarılar göstermektedir. GSYH büyümesi 2025 yılında güçlü kalmaya devam etmiştir. 2025 yılı büyümesinin %4,1 olduğu tahmin edilmektedir. Mevcut politikanın ana hatları olan sıkı para politikası, ılımlı ücret artışı, nötr maliye politikası dezenflasyonu destekliyor. Cari açık, güçlenen rezervlerle yeterli düzeyde finanse edilmektedir. Mevcut dezenflasyon politikasıyla istikrarlı büyüme devam ediyor. Rezervlerdeki altın fiyatlarının güçlü artışı ile IMF'nin yeterlilik seviyesi ölçütünün %80'i sağlanmış durumda. İç talebin güçlü kalması ile 2026 sonu enflasyonunun %23 olması beklenmektedir. Aynı yıl büyüme oranı beklentisi %4,2 tahmin ediliyor. Ancak, küresel ticaretteki belirsizlik ve bölgesel çatışmalar nedeniyle dış riskler yüksek kalmaya devam ediyor. Enerji fiyatları ile hava koşullarında oluşabilecek şoklar nedeniyle enflasyon yüksek kalmaya devam edebilir. Verimlilik artışının yavaşlaması da risk unsuru oluyor. Enflasyon halen hedeflerin üzerinde seyrediyor. Ekonominin iç ve dış şoklara karşı kırılganlığı da ayrıca bir risk. Daha sıkı makroekonomik politikalarla yapısal reformların gerekliliği önemli. Finansal sektör sağlamlığını koruyor. Ancak daha sıkı para politikası çağrısında bulunuluyor. Enflasyon beklentileri daha iyi çıpalanmalı, rezervler daha da yükseldikçe döviz kurunda kademeli olarak esnetilme arttırılmalı. İşsizlik oranı 2026 yılında %8,3 gelecek yıl %8,7 olacağı öngörülüyor. Enflasyonun gelecek yıl %19'a gerileyeceği, daha sonra 2031'e kadar %15 olacağı tahmininde bulunuluyor. Cari açığın GSYH’ya oran tahmini de %1,4-%1,5 arasında. Değerlendirme raporunun 29. Maddesinde politika faizinin %48’lere yükseltilmesi öngörülüyor. (Bu konu piyasalarda ve ekonomistlerce oldukça tartışıldı.)”
Ülkemiz IMF programlarını onlarca defa uygulamış olmasına rağmen ne fiyat istikrarına ne de büyümeye uzun vadede süreklilik kazandıramamıştır. IMF politikalarındaki ana eksiklik ülkelerin makroekonomik yapılarını dikkate almadan her ülkeye standart çözümler uygulamaya çalışılmasının doğru olmadığını vurgulamaya çalışıyoruz. Büyümenin finansmanı kısa vadeli, spekülatif sermayeye girişleri ile finanse edilmesi büyüme sürecinde süreklilik kazandırmamaktadır. Ayrıca uygulanan bu tür programların öngörülerinde istikrar yükünün çoğu alt gelir grupları ile reel sektör üzerinde yoğunlaşmaktadır. Dolayısıyla zaten bozuk olan gelir dağılımı daha da kötüleşmektedir. Spekülatif sermaye girişlerini teşvik ederek fahiş reel faizin devamlılığı ön görüldüğünden program süreleri uzamakta ve yurtiçi kaynaklar dışarıya transfer edilerek heba olmaktadır. Türkiye ile Arjantin örneklerinde defalarca uygulanan programların başarısızlıkları bunların en güzel örneklerini oluşturuyor. Ülkemizde halen uygulanan bir IMF programı yok. Ancak IMF anlaşmasının 4. maddesine göre üye ülkelerin konsültasyon değerlendirmeleri (Dördüncü Madde Değerlendirme Raporu) yapılmakta ve bu da finansal piyasalarda değerlendirme kriterleri olarak dikkate alınmaktadır. Sermaye hareketlerinin tamamen serbest bırakıldığı küresel ortamda bu serbestiyetin yaratacağı sorunların çözümü havada kaldığından sadece IMF politikaları ile bir yere varılamayacağını her ülkenin kendine has özelliklerinin mutlaka dikkate alınmasını sağlayan ekonomik çözümlere odaklanılmanın daha doğru olacağını düşünüyoruz. Ör; üretim faktörlerinin verimliliğini arttırmadan, yüksek teknolojiye dayalı katma değerli üretim yapısı, evrensel standartlarda hukuk ve demokrasi koşulları oluşturmadan, ayrıca IMF politikalarındaki en önemli eksiklik olarak gördüğümüz gelir ve servet dağılımı ile bölüşüm sorunlarını gözetmeden bir yere varılacağını da mümkün görmüyoruz.
Columbia Üniversitesi profesörü, Keynesyen bir ekonomist olan Joseph Stiglitz(2001 Ekonomi dalında Nobel Anma Ödülü sahibi)IMF'nin son haliyle krizleri önlemede başarısız olduğunu, IMF'de zihniyet değişiminin gerekliliğini savunarak IMF konusunda önerilerini burada vurgulamakta yarar var. (Ahmet Turgut Finanslar Krizlerde IMF'nin Rolü ve Önemi Akademik tez)
• IMF her ülkeyi farklı analiz ederek ülkelerin sosyal siyasi ve ekonomik şartlarını dikkate almalı.
• IMF ülkelere programlarını dayatmamalı, alternatif programlar sunabilmelidir. Burada seçim politik süreç içinde yapılmalı.
• IMF'nin yönetim yapısı reforme edilmeli, özellikle karar oylamalarında sadece G-7'ler ve ABD'nin belirleyiciliği azaltılmalı.
• Küresel ekonomik istikrarı sağlamak amacıyla kurulan IMF'nin sadece sıkı para ve maliye politikalarına odaklanması istikrara değil istikrarsızlığa katkıda bulunuyor. IMF kendisini bu anlamda reforma tabi tutmalıdır. Her ülkeye ayrı analizler yaparak son kaynak mercii fonksiyonunu eksiksiz yerine getirmelidir.
IMF politikaları ve Türkiye değerlendirmesi
IMF politikaları ve Türkiye değerlendirmesi
Paylaş: