.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

İlber Ortaylı'nın ardından konuşmanın ahlakı

Okuma Süresi: 3 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
İlber Ortaylı'nın ardından konuşmanın ahlâkı
İlber Ortaylı'nın ardından konuşmanın ahlakı
Paylaş:
Bir toplumun entelektüel seviyesi, büyük insanlarını nasıl uğurladığıyla ölçülür. Çünkü ölüm, hesaplaşma değil muhasebe zamanıdır. Ne var ki Türkiye’de bazı çevreler için bu durum tam tersine işliyor. Büyük bir tarihçinin ardından konuşurken bile ölçü kaybolabiliyor.
Türkiye’nin önde gelen tarihçilerinden Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın ardından ortaya çıkan bazı değerlendirmeler, ne yazık ki entelektüel bir tartışma düzeyinden çok uzak. Bu yorumların çoğu, tarihçinin fikirlerini eleştirmekten ziyade, onun kişiliği üzerinden küçük polemikler üretmeye çalışıyor. Oysa bir bilim insanını değerlendirmenin yolu magazin değil, ilimdir.
Bir tarihçi, yazdığı kitaplarla, kurduğu tezlerle ve yetiştirdiği öğrencilerle ölçülür. Ortaylı’nın akademik mirasına bakıldığında karşımıza yalnız bir profesör değil, bir tarih kültürü taşıyıcısı çıkar. Osmanlı idare sistemi, imparatorluk yönetim gelenekleri, şehir tarihi ve Avrupa ile Osmanlı arasındaki karşılaştırmalı tarih okumaları… Bu alanlarda yaptığı çalışmalar Türkiye’de tarih disiplininin gelişmesinde önemli bir yer tutar.
Ancak Ortaylı’nın asıl farkı yalnızca akademik üretimi değildi. O, tarih bilgisini üniversite duvarlarının dışına taşıyabilen nadir entelektüellerden biriydi. Türkiye’de tarih çoğu zaman ideolojik sloganların gölgesinde kalırken, o tarih bilgisini geniş kitlelere ulaştırmayı başarabilen biriydi.
Bu nedenle bazı çevrelerin onun ardından kullandığı küçümseyici dil yalnızca bir kişiye değil, aynı zamanda bir entelektüel geleneğe yönelmiş saygısızlıktır. Elbette hiçbir düşünür eleştiriden muaf değildir. Büyük düşünürlerin fikirleri tartışılır, tezleri sorgulanır. Fakat eleştiri ile hınç arasında belirgin bir fark vardır. İlki düşünce üretir; ikincisi ise yalnızca gürültü çıkarır.
Bugün karşımıza çıkan tablo, ne yazık ki ikinci kategoriye daha çok benziyor. Bir tarihçinin ardından konuşurken onun ses tonunu, jestlerini ya da polemiklerini değil; bıraktığı entelektüel izi konuşmak gerekir. Çünkü entelektüel tarih, kişisel kırgınlıkların değil fikirlerin tarihidir.
Türkiye’de ne yazık ki başka bir alışkanlık daha vardır: İnsanları yaşarken ideolojik kamplara ayırmak, öldükten sonra ise o kampların hesaplaşma alanına dönüştürmek. Oysa İlber Ortaylı gibi figürler bu dar kalıpların çok ötesinde bir yerde durur. Onun tarih anlatısı yalnızca bir dönemin ya da bir ideolojinin değil, çok katmanlı bir medeniyetin hikâyesidir. Osmanlı’yı anlatırken romantik bir mitolojiye sığınmadığı gibi, onu küçümseyen yüzeysel yorumlara da kapılmamıştır.
Tam da bu nedenle Ortaylı’nın tarih yaklaşımı, sloganlara değil bilgiye dayanır. Bugün bazı çevrelerin onun ardından kullandığı dil ise tam tersini gösteriyor: Bilginin yerini öfke, tartışmanın yerini küçümseme almış durumda. Oysa gerçek entelektüel gelenek, rakip düşüncelere bile saygı göstermeyi gerektirmez mi?  Düşünce dünyasında kalıcı olan şey hakaret değil, argüman değil midir?
Bir tarihçi hakkında konuşurken, "onu sevdim ya da sevmedim” demek entelektüel bir değerlendirme değildir. Asıl soru şudur: Yazdıkları tarih disiplinine ne kattı? Bu sorunun cevabı açıktır. Ortaylı, Türkiye’de tarih bilgisinin popülerleşmesine önemli katkı sağlamış bir isimdir. Onun konferanslarını dinleyen, kitaplarını okuyan ve tarih merakını onun anlatılarıyla geliştiren milyonlarca insan vardır.
Dolayısıyla bugün onun ardından yapılan bazı küçültücü yorumlar, aslında bir tarihçinin değerini değil, bu yorumları yapanların entelektüel ufkunu gösterir. Çünkü büyük insanlar, küçük polemiklerin içine sığmaz.
Tarih de zaten bu tür polemiklerle ilgilenmez. Tarih, gürültüyü değil kalıcılığı kaydeder. Günlük tartışmalar zamanla unutulur, fakat fikirler ve eserler kalır. Geleneğimizde sıkça kullandığımız bir söz vardır: Ölülerin ardından konuşulmaz.
Bu söz yalnızca bir görgü kuralı değil bir ahlak anlayışının ifadesidir. Çünkü insan öldüğünde artık dünya ile hesabı kapanmış, sözü bitmiş, savunma imkânı ortadan kalkmıştır. Bayram günlerinin eşiğinde olduğumuz bu günlerde bu hatırlatmaya daha fazla ihtiyaç var. Bayram günü sadece takvimdeki bir gün değildir. Bayram insanların kalbindeki kırgınlıkları yumuşatan, azaltan, affetmeyi, nezaketi yeniden hatırlatan bir zaman dilimidir. Bayramın ruhu hesaplaşma değil helalleşmedir.
Yıllar sonra geriye dönüp bakıldığında, sosyal medya tartışmalarını kimse hatırlamayacaktır. Hatırlanacak olan şey, kitap raflarında duran eserler ve onları okuyan yeni kuşaklar olacaktır.
Bu nedenle bir bilginin ardından konuşurken biraz sükûnet, biraz da entelektüel dürüstlük gerekir. Çünkü ölüm, polemik üretme fırsatı değil, düşünce mirasını değerlendirme zamanıdır. Büyük düşünürler kusursuz oldukları için değil düşünce dünyasına katkı yaptıkları için saygıyı hak ederler. Bir toplum kendi entelektüellerini küçültmeye başladığında aslında kendi hafızasını küçültür. Bilgiye duyulan saygı zayıfladığında geriye sadece cehalet kalır.