.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

İhanetin ardından: Eski hikayeme ne olacak?

Okuma Süresi: 3 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
İhanetin ardından: Eski hikayeme ne olacak?
İhanetin ardından: Eski hikayeme ne olacak?
Paylaş:
İhanet algısının nasıl şekilleneceği, davranışa değil beklentiye bağlıdır. Örneğin, bir yabancının yalan söylemesi öfke yaratabilir, ama bir dostun yalan söylemesi ihanet gibi hissedilir. Davranış aynıdır. Farkı yaratan, ilişkiye yüklenen anlam ve ondan doğan beklentilerdir.
İhaneti kabul etmek zordur. Durumu inkâr etmek için gerekçeler üretebiliriz. Bazen kabul etmek yalnızca o davranışı değil, o davranışa dair kurduğumuz anlam dünyasını da sorgulatır. Alıştığımız eski hikâyemizi korumaya çalışabiliriz. Ancak bir noktadan sonra gerçekler eski hikâyenin içinde ayakta kalamaz. Olanları başka türlü açıklamak mümkün olmadığında ihanet kabul edilir. Suçlama da çoğu zaman bu kabulün ardından gelen doğal bir tepki olarak ortaya çıkar.

Ahlak ve hukuk felsefesi üzerine önemli çalışmaları olan Daniel Telech ve Leora Katz 2022 yılında yayınladıkları makalelerinde “öfke temelli” ve “hayal kırıklığı temelli” suçlamaların farklı yönlerinden söz ederler. Bir sorumluluğun ihmal edilmesi öfke temelli suçlamalara neden olurken, paylaşılan değerlere veya ortak bir ideale ihanet edilmesi hayal kırıklığı temelli suçlamalara yol açabilir. Bir araştırma projesinin yöneticisini hayal edin. Plastik atıkların geri dönüşümü için şimdiye kadar düşünülmemiş bir alternatif önerdiğini varsayın. Tüm ekibin projenin hedefine değer verdiğini ve projeye idealist bir tutumla bağlandığını düşünün. Diyelim ki yönetici sunuma yeterince hazırlanmadı, önemli bir hata yaptı ve proje bu yüzden reddedildi. Ya da projeyi üstlenecek olan kurum, yöneticinin çevreye duyarsız davranışlarına şahit olduğu için projeyi reddetti. İkisinde de sonuç aynıdır ama ekipte yarattığı duygular aynı olmaz.

Yöneticinin hazırlıksız olmasına öfkelenen ekip üyeleri -açık ya da örtük şekilde- onun bu konuda hesap vermesini isteyebilirler. Öfke onları harekete geçirir. Hayal kırıklığı yaşayan üyeler, yöneticinin kim olduğuna dair beklentilerini ve ona yükledikleri anlamı yeniden değerlendirirler. Hayal kırıklığı onlara eski hikayelerini sorgulatır. Hikayeyi yeniden yazmak söz konusuysa, bazen her iki duygu da işe yarayabilir. Ama en zor kısım, öfke ya da hayal kırıklığının varlığıyla gerçekçi bakış açısını korumaktır. Çünkü yoğun duygular gerçeğin tanımlanmasını zorlaştırır.

Gerçekler kimseye ait olmasalar da onlar hakkında kurduğumuz hikâyeler tamamen bize aittir. Çevremizde olup bitenleri yorumlayış tarzımıza göre şekillenirler. Zihnimizde bir anlam dünyası oluştururlar. Etrafımızdaki insanlar da zaman içinde buradaki yerlerini alırlar. Sevdiğimiz, güvendiğimiz birinin, aslında güvenilmez olduğuna dair yeni verilerle karşılaşırsak, bu bizi rahatsız eder. Anlam dünyamızda çelişki yaratır. O kişinin hikayemizde üstlendiği role göre, bu çelişki bize acı da verebilir.
 
Bir noktada, çelişkilere rağmen eski hikayemizi sürdürmenin mi, yoksa yeni hikayeyle devam etmenin mi daha akılcı olduğuna karar vermek gerekir. Zihin yeniyi kurgulamanın yükündense, eskiyi rahatsızlık vermeyecek şekilde uyarlamayı tercih edebilir. Ama bunun bir bedeli vardır. Eğer bir gün, anlam dünyamız bizi doyurmaz, mutlu etmezse, büyük olasılıkla zihnimiz kendi yükünü hafifletmeye çalışırken hayatımızdaki anlamları da hafifletmiştir. 
İnsanın anlam dünyasındaki en zor görevlerden biri, önem verdiği birinin aslında hiçbir zaman düşündüğü kişi olmadığı gerçeğiyle yüzleşmesidir. İhanet algısıyla gelen hüzün, insana kendini hikâyenin içine gömülmüş gibi hissettirebilir. Ama bir hikâyenin içinde olmakla ona teslim olmak aynı şey değildir. Bu ayırım, bir yazarın kendi hikâyesiyle kurduğu ilişkiyi hatırlatır. İyi bir yazar, yazdığı karakterlere derinden bağlanır, ama gerektiğinde hikâyenin gerçeklerle uyuşmayan kısmını değiştirebilir. Çünkü gerçeklere direnerek hiçbir hikâyeye iyi bir son yazmak mümkün değildir.