.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

“Hazırgiyim desteklenirse çok hızlı toparlanır”

Okuma Süresi: 3 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
İç piyasada yüksek enflasyonun yarattığı maliyetler ve kurun baskılanması ile ihracat ekosistemi bütünüyle zor bir süreçten geçiyor. Ancak hem emek yoğun, hem de ağırlıklı olarak yerli girdiyle çalışan hazırgiyim ve konfeksiyon sektörünün işi çok daha zor.
“Hazırgiyim desteklenirse çok hızlı toparlanır”
Paylaş:
ZEYNEP GÜREL
İç piyasada yüksek enflasyonun yarattığı maliyetler ve kurun baskılanması ile ihracat ekosistemi bütünüyle zor bir süreçten geçiyor. Ancak hem emek yoğun, hem de ağırlıklı olarak yerli girdiyle çalışan hazırgiyim ve konfeksiyon sektörünün işi çok daha zor. Beta Konfeksiyon Genel Müdürü Mehmet Peköz, bu durumu sorduğumuzda “Son bir buçuk iki yıllık süreci mevcudiyetimizi korumak ve en azından hayatımıza devam edebilmek için küçülerek, ama müşteri portföyünü çeşitlendirip fiyat konusunda daha az takılacağımız seviyedeki müşterilerin sisteme katılmasını sağlamaya çalışarak geçti. Bugün de bu durum devam ediyor” dedi. Peköz üretim ve ihracat süreçleri desteklenirse sektörün çok hızlı toparlanacağı inancında.

Beta Konfeksiyon’un hikayesini anlatır mısınız?
Beta Konfeksiyon’un hikayesi çok uzun. Remzi Peköz’ün 1985 yılında başladığı bir serüven. Yani 40 yılı devirmiş bir firmayız. Ben de 2005 yılında profesyonel olarak bu yapıya katıldım. 2011 yılında da orta ve uzun vadeli bir plan doğrultusunda farklı bir kurumsallaşma yoluna girdik. En iyi bildiğimiz işleri yaparak kendi üretimimizi sürdürdük ve 2017'de de binamızın temellerini attık. Burası bir tasarım ve bir pazarlama firması olarak tasarlandı. İçinde showroom’larımız var, çalışma arkadaşlarımızın ortak alanları var. Sarnıç’taki boyahanemizde de faaliyetimiz sürüyor. Kendi iç bünyemizde numune ve kesim yapmaya devam ediyoruz.

İhracatta pazar ülkeleriniz hangileri?
Bizim şu anda da ana pazarımız tabi ki Avrupa. Ama Amerika ile çalışmayı hiçbir zaman bırakmadık. 2000'li yılların başında özellikle Amerika'ydı ana pazarımız, o dönem belirli sebeplerden ötürü Amerika ile işler belli bir seviyeye indi veya bitti. Son bir bir buçuk yıldır da yine Kuzey Amerika çalışmalarımızı yoğunlaştırdık. Şu an hem Kanada'da hem de Amerika'da şu müşterilerimiz var. Tüm dünyaya ulaşmaya çalışıyoruz, ancak mevcut durumda yüksek üretim maliyetleri, kur ve enflasyon dengesizliğinden dolayı son iki yıldır Türkiye hazırgiyiminin durumu ortada. Bu da bizim bazı kayıplara uğramamıza sebebiyet verdi. Özellikle geçen sene çok zor bir yıldı.

Ürün yelpazesi?
Biz aslında dokuma kökenli bir firmayız ve yıkama ve boyama tesisine sahip olmamızın sebebi de bu. O dönemin ihtiyaçları sebebiyle kurulmuş bir sistem bu, çünkü o tarihlerde İzmir'de böyle tesisler olmadığı için kurulmuştu. 2000'lerin başında ise örme kumaş ile birlikte mamul işlere talebin artması, bir yandan da dokunmaya olan talebin düşmesi ile üretimde bitmiş ürün de pay almaya başladı. Birçok eski müşterimiz bizi örmeci olarak biliyor ve bugün de onun avantajını aslında yaşıyoruz. Örmeyi de dokumayı da yapıyoruz sistemimizin içerisinde. Şu an için yüzde 65-70 oranında örme kumaştan mamul kadın ürünleri yapıyoruz. Bebek-çocuk ve erkek ürünleri de üretiyoruz. Uzmanlık alanımız elbiseler.

Hazırgiyim ve konfeksiyon üreticisinin ve ihracatçısının yaşamakta olduğu sıkıntılar içerisinde sektördeki genel durumun resmini çekmek isterseniz neler söylerseniz?
Bugünün gerçekliğine baktığımızda her şey kur noktasına bağlanıyor.Şu an Kuzey Afrika ülkelerine göre yüzde 46, uzak doğuya göre de yüzde 62 pahalı durumdayız.TGSD gibi, EGSD gibi, İhracatçılar Birliği gibi platformlarda bunu dile getirmeye çalışıyoruz. Sektörel olarak elbette çözüm noktası olarak gördüğümüz taleplerimiz var. Kalitemiz ve tecrübemiz ortada, Avrupa'ya yakınız ve küçük siparişleri hızlı teslim edebilme avantajımız var. Ama tabi ki ihracatçının desteklenmediği bir noktada hali hazırda yaşanmakta olan küçülme kalıcı hali gelebilir. Ancak öte yandan üretim ve ihracat süreçlerimiz desteklenirse de sektör çok hızlı toparlanır, buna inancımız sonsuz. Uzak doğu ucuz, ama yavaş. Türkiye hızlı, ama yazık ki pahalı. Ama sonuçta bu ülkede bu sektörün 50-60 yıllık bir know-how birikimi var. Son bir buçuk iki yıllık süreci mevcudiyetimizi korumak ve en azından hayatımıza devam edebilmek için küçülerek, ama müşteri portföyünü çeşitlendirip fiyat konusunda daha az takılacağımız seviyedeki müşterilerin sisteme katılmasını sağlamaya çalışarak geçti. Bugün de bu durum devam ediyor.

Yeşil dönüşüm çok konuşuluyor ve ihracatın sürdürülebilmesi için ilave maliyetler getiriyor. Siz bu anlamda ne gibi aksiyonlar aldınız?
Yıkama tesisimiz Türkiye'de benim gözümde ilk üç içerisindedir; biz bu tesisin yüzde 3-4 kapasitesini kullanıyoruz, geri kalanı sektörün bütününe hizmet veriyor. Burada özellikle enerji tüketimimizle alakalı olarak tüm sistemimizi güneş enerjisine taşıyacak bir yatırımı bitirmek üzereyiz. Mevcut binamızın da yüzde 60'lık ihtiyacını çatıdaki santralimizden karşılıyoruz. Üretim tesisimiz ve boyahanemizin ihtiyacını karşılayacak bir güneş enerji santrali kuruyoruz. Ve sadece yapmış olmak için değil, gerçekten bir amaca hizmet etmek için bu konulara fazlasıyla önem veren bir firmayız. Sadece bir maddi beklentiden yola çıkarak değil, gerçekten doğaya faydası olması adına yaptığımız bir yatırımdır.