Küresel ekonomi büyük bir dönüşümden geçiyor. Avrupa kendine yeni müttefikler yeni pazarlar buluyor. ABD’nin tehditkâr gümrük duvarlarına karşın nihayet Avrupa Birliği de dişlerini göstermeye başladı. Ancak bağırarak çağırarak tehdit ederek değil, gülümseyerek. Avrupa Birliği sonunda yeni ve farklı, ABD'ye alternatif bir jeopolitik aktör olarak ortaya çıktı. Brezilya, Hindistan gibi ülkelerle yaptığı yeni serbest ticaret anlaşmalarıyla oyun kurucu olma iddiasını tazeledi. Brezilya ve Hindistan ile müzakere edilen ya da hızlandırılan anlaşmalar, Brüksel açısından sadece ekonomik değil aynı zamanda jeopolitik birer manevra. Peki bu hamleler Türkiye için ne anlama geliyor? Daha doğrusu, Ankara bu tabloya nereden bakmalı?
Türkiye, Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği içinde; ancak bu birlik eşit ortaklık anlamına gelmiyor. AB’nin üçüncü ülkelerle imzaladığı serbest ticaret anlaşmalarında Türkiye otomatik olarak masada yer almıyor. Sonuç ise tanıdık: AB, Brezilya ya da Hindistan’dan gümrüksüz ürün ithal ederken, Türkiye aynı ülkelere ihracatta hâlâ gümrük duvarlarıyla karşılaşabiliyor.
Bu asimetri, özellikle tarım, tekstil, otomotiv yan sanayi, kimya ve beyaz eşya gibi sektörlerde Türkiye’nin rekabet gücünü zayıflatıyor. Brezilya’dan gelen tarım ürünleri ya da Hindistan’dan gelen düşük maliyetli sanayi girdileri, AB pazarında Türk üreticinin yerini daraltabilir.
Hindistan ve Brezilya, ucuz iş gücü ya da hammadde avantajının ötesinde, artık yüksek teknoloji, yazılım, yeşil enerji ve savunma sanayi gibi alanlarda da iddialı ve birbirine rakip AB ile kurulacak tercihli ticaret ilişkileri, bu ülkelerin Avrupa pazarında daha derin kök salmasını sağlayacak.
Türkiye açısından sorun şu: AB pazarında zaten Çin’le rekabet eden Türk sanayisi, şimdi Hindistan ve Brezilya gibi “yükselen orta güçler” ile aynı kulvarda koşmak zorunda kalacak — ama çoğu zaman daha dezavantajlı kurallarla.
Elbette tablo tamamen karanlık değil. AB’nin bu ülkelerle ticaret hacminin artması, Avrupa’da üretim ve tedarik zincirlerini büyütebilir. Bu zincirlerin bazı halkalarında Türkiye, ara malı tedarikçisi olarak yer alabilir. Ancak bu, stratejik bir tercih değil; daha çok “ikincil fayda” düzeyinde kalır.
Asıl risk, Türkiye’nin karar verici değil, uyum sağlayıcı bir aktöre sıkışıp kalmasıdır.
Bu durumda Ankara Ne Yapmalı?
Bu noktada mesele sadece ticaret değil, egemenlik ve yönetişim meselesidir.
Gümrük Birliği güncellemesi artık teknik bir konu değil, stratejik bir zorunluluktur.
-Türkiye, AB’nin Serbest Ticaret Anlaşmaları süreçlerine eş zamanlı ve eşit katılım talebini net biçimde masaya koymalıdır.
-Türkiye, Brezilya ve Hindistan gibi ülkelerle doğrudan Serbest Ticaret Anlaşmaları müzakerelerini hızlandırmalı; AB’yi bekleyen değil, çok taraflı ticaret diplomasisi yürüten bir aktör olmalıdır.
-Yerel yönetimler, STK’lar ve iş dünyasıyla birlikte, sektörel risk haritaları çıkarılmalı; hangi sektörün hangi anlaşmadan nasıl etkileneceği şeffaf biçimde tartışılmalı, toplumla paylaşılmalıdır.
Evet küresel ekonomi büyük bir dönüşümden geçiyor. Günümüzde sadece Oyunda Kalmak Yetmiyor. Oyunu önceden görmek, anlamak oyun kurucu olmak gerekiyor…
AB’nin Brezilya ve Hindistan açılımı, Türkiye için ne otomatik bir tehdit ne de kendiliğinden bir fırsattır. Asıl soru şudur:
Türkiye bu yeni küresel ticaret düzeninde eline geçen fırsatları iyi kullanıp özne mi olacak, yoksa sonuçlara maruz kalan bir izleyici mi?
Sessiz kalanlar için serbest ticaret anlaşmaları, çoğu zaman serbest olmayan sonuçlar doğurur. Avrupa yeni ortaklar ararken, Ankara’nın da kendine şu soruyu sorması gerekir:
Biz hâlâ eski oyunun kurallarıyla mı oynuyoruz, yoksa yeni oyuna hazır mıyız?
Gümrük politikaları dünya ekonomilerini sarsıyor
Gümrük politikaları dünya ekonomilerini sarsıyor
Paylaş: