Emrah Yılmaz
Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği (EYMSİB) Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Balık, tüketicinin meyve ve sebzede pürüzsüz, lekesiz ve kusursuz bir görünüm aramasının tarımın geleceğini tehdit ettiğini söyledi. Sebze ve meyvede pürüzsüz bir görüntünün ürünü kaliteli etmediğini kaydeden Balık, üretimin tarladan sofraya kontrolünün önemine dikkat çekti. Cengiz Balık, fiyatta tarla market kıyaslamasının doğru olmadığını kaydetti.
Yaklaşık 38 yıldır ticaretin içinde olan EYMSİB Başkanı Cengiz Balık, Gözlem Gazetesi’ne özel açıklamalarda bulundu. Tarım sektörünün üretimin sürdürülebilirliğini doğrudan etkileyen sorunların olduğunu hatırlatan Balık, “Tüketicinin meyve ve sebzede yalnızca görünüşe odaklanması, üretimden paketlemeye uzanan süreçte artan maliyetler, tarlada çalışacak insan bulma sorunu ve kırsalda sosyal yaşamın yetersizliği gibi birden fazla sorunla karşı karşıyayız” dedi.
Tüketicinin meyve ve sebzede pürüzsüz, lekesiz ve kusursuz bir görünüm aradığını belirten EYMSİB Başkanı Cengiz Balık, doğal nedenlerle oluşan kabuk izlerinin dahi ürünün reddedilmesine yol açabildiğini söyledi. Güneş lekesi, dal sürtmesi ve rüzgârın neden olduğu çiziklerin ürünün iç kalitesiyle aynı şey olmadığını dile getiren Balık, özellikle kabuğu soyularak tüketilen meyvelerde dış görünüşe verilen önemin sorgulanması gerektiğini kaydetti. Marketlerin kendilerinden nar isterken bile “Üzeri kıpkırmızı olsun, en ufak bir leke bulunmasın. Kabuğunda çizik olmasın” gibi taleplerle geldiklerini aktaran Balık, “Nar ağacı dikenlidir. Rüzgârda dallar birbirine sürter, kabuk çizilebilir. Ama tüketici bunu kabul etmiyor. Oysa kabuktaki hasar, ürünün sağlığına zarar vermiyor. Benzer durumu mandalina ve diğer birçok meyvede de yaşıyoruz” diye yaşadıklarını aktardı.
Dolu ya da don nedeniyle yüzeyinde küçük izler oluşan eriğin ya da güneş lekeli üzümün de yalnızca görünüşü nedeniyle ıskartaya ayrılabildiğini belirten Balık, “Bu meyveler sağlıksız ya da kötü meyve değil. Onları da tüketmemiz gerekiyor. Görsel anlamda kusur olması, ürünün tadında veya sağlığında mutlaka bir sorun olduğu anlamına gelmez. Bunları ayırt etmemiz gerekli” dedi.
Tüketicinin beklentilerinin yanlış bilgilendirmelerle çok üst düzeylerde yükselmesinin, üretim ve paketleme süreçlerini de değiştirdiğini belirten Balık, “Daha fazla ayıklama, daha ayrıntılı kalite kontrol çok daha fazla ürünün ıskartaya çıkmasına sebep oluyor. Ayrıca küçük ambalajların ek işçilik yükü bindiriyor. Böyle olunca da maliyetler artıyor ve ürünün fiyatı istemsizce artıyor” dedi.
Tarla- market kıyaslaması doğru değil
Üretim maliyetlerinin yalnızca tarladaki alım fiyatından ibaret olmadığının altını da çizen Balık, üzüm üzerinden verdiği örnekle paketleme, işçilik, nakliye ve fire kalemlerine dikkat çekti.
Balık’ın sezon başından itibaren yaptığı hesaplamalara göre, 5 kilogramlık bir üzüm kutusunda ambalaj maliyeti kilogram başına 6-7 liraya, kesim ve paketleme işçiliği ise yaklaşık 13,5 liraya ulaşıyor. Bahçeden fabrikaya taşıma da eklendiğinde tarladan alım maliyetinin üzerine, sonraki giderler hesaba katılmadan kilogram başına yaklaşık 20-21 lira ek maliyet çıkıyor. Üstelik alınan ürünün yüzde 25-26’sının ıskartaya ayrılabildiğini belirten Balık, “İç piyasaya sevkiyatta ara nakliye, marketlerin dağıtım ve diğer operasyonel giderleri de hesaba katılmalı. Bu yüzden tarladaki fiyatla market rafındaki fiyatın doğrudan karşılaştırılması yanıltıcı olabilir. Biz hep son noktaya odaklanıyoruz. Üreticinin kaça aldığını ve markette kaça satıldığını konuşuyoruz ama aradaki aşamaları görmüyoruz. Ürün kendi kendine tarladan kopup rafımıza gelmiyor. Her aşamanın bir maliyeti var. Üretimden tüketime uzanan zincirin daha iyi anlaşılması gerekiyor” diye konuştu.
“Tarım traktörden ibaret değil”
Tarımda insan kaynağı sorununun giderek büyüdüğüne dikkat çeken Balık, gençlerin tarlada çalışmaya yönelmemesi halinde önümüzdeki yıllarda hasat dönemlerinde ciddi sıkıntılar yaşanabileceğini söyledi. “Tarım deyince aklımıza traktör geliyor. Oysa tarım traktörden ibaret değil, artık tarım değişti” diyen Balık, robotik hasat sistemlerinin, akıllı çiftliklerin ve üretime uygun arazi planlamasının gündeme alınması gerektiğini ifade etti. Balık, hasat robotlarının çalışabileceği koşulların oluşturulması için bağ ve bahçelerin de yeniden planlanması gerektiğini belirterek, “Yakın gelecekte hasat edecek insan bulamayabiliriz. Artık hasat robotlarının üzerinde çalışmak gerekiyor. Buna uygun arazi planlaması yapılmalı” dedi.
Teknoloji yatırımlarının yanı sıra bilimsel bilginin sahaya taşınmasının önemine de değinen Balık, mühendislerin üretim alanlarında daha etkin rol üstlenmesi gerektiğini kaydetti. Tarımsal üretimde geleneksel yöntemlerin tek başına yeterli olmayacağını belirten Balık, özellikle yağışların toplanması ve yeniden kullanılması gibi uygulamaların yaygınlaştırılmasını istedi. Su kaynaklarının gelecekte daha büyük bir sorun haline gelebileceğini vurgulayan Balık, “Doğru bir altyapı kurulur ve damlama sulamaya geçilirse mevcut suyun yüzde 20’siyle tarım yapılabilir. Suyu gereğinden fazla kullanmadığınızda toprağın tuzlanmasını da önleyebilir, üretimi artırabilirsiniz” diye konuştu.
Köye sosyal yaşam şart
Üretici nüfusunun yaşlandığını ve gençlerin ailelerinin tarımsal faaliyetlerini devralmak istemediğini ve köyden kente göçün yalnızca ekonomik teşviklerle önlenemeyeceğini savunan Balık, “Köyde büyüdüğüm için biliyorum. Gençlerin şehirlere kaçmasının sebeplerinden biri sosyalleşme ihtiyacı. Köyde gidebileceği bir kafe yok. Köy kahvesi artık gençlerin bütün beklentilerini karşılamıyor. Arkadaşlarıyla oturabilecekleri, sohbet edebilecekleri alanlar, sinema vb. sosyal yaşam istiyorlar. Bunları bulamayınca şehre gidiyorlar” ifadelerini kullandı. Tarımsal üretimin devamlılığının gençlerin sektöre kazandırılmasıyla doğrudan bağlantılı olduğunun altını çizen Balık, kırsal bölgelerde sosyal donatıların artırılması gerektiğini vurgulayıp, gençlerin hem üretim yapabileceği hem de sosyal yaşamlarını sürdürebileceği koşulların oluşturulmasının önemli olduğunu söyledi.
Eğitim üretimle buluşmalı
Balık, tarımsal eğitimin de yeniden değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, köylerde yetişen ve tarımla uğraşmak isteyen gençlerin ziraat eğitimine erişiminin desteklenmesini önerdi. Ziraat fakültelerinde bu gençlere yönelik kontenjan ayrılabileceğini, eğitim sonrasında kendi bölgelerine dönerek üretime katılmalarını sağlayacak modeller geliştirilebileceğini söyledi.
Geçmişte okullarda uygulamalı tarım dersleri ve okul bahçeleri bulunduğunu hatırlatan Balık, çocukların üretimle erken yaşta tanışmasının önemine dikkat çekti. Eğitim sisteminin yalnızca üniversite mezunu yetiştirmeye odaklanmaması gerektiğini savunan Balık, mesleki becerilerin ve tarımsal üretimin de gençler için güçlü bir kariyer seçeneği olarak görülmesini istedi.
INTERFRESH kente katkı sağlayacak
Interfresh İzmir Fuarı’nın 2026’daki üçüncü buluşmasını değerlendiren Cengiz Balık, organizasyonun geçen yıla göre daha iyi geçtiğini söyledi. Hiçbir fuarın birkaç yılda uluslararası ölçekte güçlü organizasyonlara dönüşemeyeceğini belirten Balık, bunun için istikrarlı destek ve uzun vadeli bir yaklaşım gerektiğini kaydetti. İzmir’in fuar alanı, otopark ve havaalanına yakınlık gibi avantajlara sahip olduğunu belirten Balık, fuarın büyümesinin otellerden restoranlara, kentteki ticari hareketlilikten gastronomi turizmine kadar farklı alanlara katkı sağlayabileceğini söyledi.
Balık ayrıca dijital ağların ve yapay zekânın ticareti değiştirdiğine dikkat çekerek, fuarcılığın da kendisini yenilemesi gerektiğini dile getirdi. Geleneksel fuar anlayışının tek başına yeterli olmayacağını belirten Balık, organizasyonların yeni ticaret yöntemlerine uyum sağlamasının önemini vurguladı.
Görsel kusursuzluk beklentisi tarımın geleceğini tehdit ediyor
Cengiz Balık tüketicini yanlış bilgilendirme ile meyve ve sebzede yalnızca görünüşe odaklanmasının sağlıklı ve uygun fiyatlı gıdaya ulaşmada büyük engel olduğunu söyledi.
Paylaş: