Yazın ortasına geldik sayılır. Okullar tatil oldu. Sınavlar sona erdi. Deniz kenarına gitme olanağı bulanlar kendilerini sulara atıyor. Halkımızın bir kısmı ise sıcakları yenmek için yaylalara, yükseklere gidiyor; olanağı olan dağ yürüyüşlerine çıkıyor. Olanağı olmayanlar çoğu zaman şehirde sıkışıp kalıyor; kahve köşelerinde dostlarıyla zaman geçiriyor. Kadınlar ve okuldan uzak kalan gençler ise ya televizyonda saçma sapan programlara takılıyor ya da sosyal medyanın uçsuz bucaksız, çoğunlukla karanlık köşelerinde gününü gün ediyor. Bizim iş dışında ne yapacağını bilmeyenlere, özellikle de gençlere önerimiz spor yapmaları, Kemeraltı gibi tarihi merkezlerde gezinip şehrimizi tanımaya çalışmaları, müzelere, kütüphanelere gitmeleri…
Alsancak’taki ‘Kültür Sanat Fabrikası’, İKSEV’in Alsancak merkezindeki ‘Müzesev’, Çankaya’daki Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi (APİKAM), Konak Belediyesinin Basmane’deki ‘Kadın Müzesi’ ve ‘Radyo Müzesi’ ile ‘Sanathane’,Kordon’daki ‘Atatürk Müzesi’, Kemeraltı’ndaki ‘Milli Kütüphane’, Karşıyaka ve Köprü’deki ‘Latife Hanım’ Köşkleri, Alsancak, Göztepe (Köprü), Bornova’daki ‘Arkas Müzeleri, Umurbey mahallesindeki ‘Yaşar Müzesi’, elbette Mezarlıkbaşı’ndaki Agora Ören yeri benim ilk aklıma gelen kültürel gezi merkezleri…
APİKAM’daki fotoğraf sergisi
Gezerken heyecan duyulacağına inandığım yerlerin başında APİKAM’daki “İzmir Fotoğrafhanesi - Görsel Hafızanın İnşası (1840-1922)” başlıklı sergi geliyor. 11 Aralık 2025tarihinde açıldı. 13 Aralık 2026 tarihine dek açık kalacak.
Tanıtım yazısında belirtildiği gibi sergi “Osmanlı İmparatorluğu’nun ikinci büyük kenti ve Akdeniz’in önemli limanlarından biri olan İzmir’in fotoğrafçılık tarihindeki yerini araştırma fikrinden” doğmuş;“İzmir’de fotoğrafçılık sanatını icra etmiş, atölyelerinde ve sokaklarda kentin hafızasını kayda geçirmiş tüm fotoğraf emekçilerine ithaf edilmiş.”
Zengin yaratıcılar listesinde Küratör olarak Aybala Yentürk, Genel Koordinatör olarak APİKAM Müdürü S. Kemal Saygı gözüküyor. İzmir'i fotoğraf tarihi bağlamında bu kadar özel kılan şey ise oldukça köklü bir geçmişe dayanması. Fotoğrafın icadı Paris’te kamuoyuna duyurulduktan sadece üç ay sonra, Doğu seyahatine çıkan gezginler Şubat 1840’ta İzmir Körfezi’ne ulaşmış ve gemi güvertesinden ilk başarılı çekimlerini gerçekleştirmişler. İşte bu tarihi anlar, İzmir’de yepyeni bir mesleğin, yani profesyonel fotoğrafçılığın doğuşunu müjdeleyen ilk kıvılcımlar oldu.
Cam tavanlı atölyeler
İzmir'de ilk fotoğraf stüdyoları 1850’lerin ortalarında açıldı ve 19. yüzyıl boyunca gayrimüslimlerin elinde gelişti. Bu dönem fotoğraflarına bakıldığında, Tanzimat’la birlikte hızlı bir batılılaşma sürecine giren Osmanlı toplumunun canlı bir panoraması net bir şekilde görülebiliyor. Henüz elektriğin olmadığı dönemlerde fotoğrafçılar yalnızca gün ışığından faydalanabiliyordu. Bu sebeple, binaların üzerine ek olarak inşa edilen pencereli, cam tavanlı ve cam duvarlı stüdyolar tasarlıyorlardı. Bu "cam tavanlı poz atölyeleri", fotoğraf çektirenlere gerçeklik duygusu aşılamak için mobilyalar, dekoratif aksesuarlar, özel arka fonlar ve poz verme sandalyeleriyle donatılıyordu. Sergide bunların örneklerini görmek mümkün.
Kentin görsel serüveni bununla da sınırlı değil. 1869 yılında Londra’da yayınlanan ‘Asya’nın Yedi Kilisesi’ kitabı gibi nadide yapıtlar bu tarihin yazılı ve görsel kanıtları arasında yer alıyor. II. Abdülhamit’in İstanbul’daki Yıldız Sarayında korunan ünlü Yıldız Albümleri ise imparatorluğun dört bir yanından 40 bini aşkın fotoğrafı bünyesinde barındırıyor. Sergide Basmane Garı, Mithatpaşa Sanat Mektebi, Punta’dan Pasaport’a bakış, belediye binasının açılış töreni, Aya Fotini Kilisesinin çan kulesi ve İzmir Hükümet Konağı gibi kentin simgesel yapılarının tarihi görüntüleri yer alıyor. Bu devasa koleksiyonun İzmir’le ilgili bölümleri, Dr. Kemal Saygı tarafından titizlikle kitaplaştırılarak günümüze taşındı. Kitabın genişletilmiş 2. baskısı APİKAM’da satılıyor.
Ziyaretçiler, 1850’lerden itibaren popülerleşen portre çektirme geleneğine, basın fotoğrafçılığının doğuşuna, İzmir basınında fotoğrafın yer bulmasına, amatör fotoğrafçılık ve kartpostal örneklerine tanık oluyor. İzmir’in ilk Türk fotoğrafçıları olan Çulluzade Biraderler'in kurduğu "Şark Fotoğrafhanesi"nin sektöre yepyeni bir soluk getirdiğini öğreniyoruz.
Alın teri, yangınlar ve kurtuluşun belgeleri
İzmir aynı zamanda üretimin, sanayinin ve alın terinin kentiydi. Sergi, "emeğin görselleşmesi" başlığı altında tütün, incir, üzüm, halı, meşe palamudu ve meyan kökü gibi yerel ürünlerin işlendiği tesisleri gözler önüne seriyor. Sanayi çağının görsel tanıklıklarını sunan bu fotoğrafların asıl amacı o dönemde ürünlerin tanıtımını yapmak. Ancak kentin bu görsel hafızasının, 1922 İzmir Yangınında birçok fotoğrafın yanmasıyla ne yazık ki büyük bir kesintiye uğradığını da belirtmek gerek.
Yine de tarih durmuyor. Sergide işgal yıllarına ait sarsıcı karelerin yanı sıra, kurtuluşun coşkulu anları da görülüyor. Bilindiği gibi 9 Eylül 1922 sabahı Türk birlikleri İzmir’e girdi. Yaralanmasına rağmen Türk Bayrağını Hükümet Konağı’na çeken Yüzbaşı Şerafettin Bey’in o unutulmaz anlarını ölümsüzleştiren fotoğraflar ise Amerikan Yüksek Komiserliği adına İzmir’de bulunan Mark O. Prentiss tarafından çekilmiş. Bugün ABD Kongre Kütüphanesi’nde saklanan bu paha biçilemez fotoğraflar, ne yazık ki kurum tarafından kamuoyuyla paylaşılmıyor.
Sergi, son olarak "Cumhuriyet ışığında fotoğraf" başlığı altında Gazi Mustafa Kemal’in İzmir’deki ilk fotoğraflarını, deprem fotoğraflarıyla Osmanlı taşrasını ve seyahat fotoğrafçılığının doğuşunu ziyaretçilere sunuyor. Sonuç olarak; "İzmir Fotoğrafhanesi" Sergisi, kentin görsel mirasını bütüncül bir çerçevede ele alıyor; hem kentin kendisinin hem de İzmirli fotoğrafçıların fotoğraf tarihindeki o eşsiz ve sarsılmaz konumunu yeniden görünür kılıyor. Bu yaz günlerinde kendinize bir iyilik yapın ve APİKAM’da tarihin vizöründen kentinize yeniden bakın. Kentinizi keşfedin, İyi seyirler.
Görsel hafızanın inşası
Görsel hafızanın inşası
Paylaş: