.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

Gıda enflasyonunda alarm zilleri

Okuma Süresi: 3 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
Gıda enflasyonunda alarm zilleri
Gıda enflasyonunda alarm zilleri
Paylaş:
Türkiye ekonomisi 2025 yılında yıllık bazda yüzde 3.6 büyüdü. Bu oranda büyümeye rağmen tarım sektörü yüzde 8.8 oranında küçüldü. 2001 yılından bu yana tarım sektörünün en negatif küçülmesi oldu. Bunun nedenleri arasında zirai don, kuraklık, iklim şartlarının etkisi olduğu gibi tarımdaki yapısal sorunları yok saymak mümkün değil. Maliyet-fiyat baskısı tüm sektörleri etkilediği gibi tarım sektörünü de doğrudan etkiliyor. Tarım işletmelerinin üretimden-nihai tüketiciye kadar olan zincirinde fiyatlar aracı karları ile tarladan market ve pazara gidinceye kadar katlanıyor. Kuşkusuz dağıtım zincirindeki safhalarda oluşan yüksek fire oranlarıda büyük bir handikap teşkil ediyor.
Mart ayı enflasyonu açıklandı. Yıllık enflasyon beklentilerin altında aylık yüzde 1,94 ile yüzde 30.87 oldu. Gıda ve alkolsüz içekler enflasyonu ise yıllık bazda yüzde 32,36 ile yıllık manşet enflasyonuna yüzde 8.25 katkı vermiş oldu. (Ulaştırma, konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlardaki yüzde 5-6 oranındaki katkılardan daha fazla) 2026 yılı ilk üç aylık gıda enflasyonu yüzde 16.6, TCMB’nin yıl sonu gıda enflasyonu tahmini olan yüzde 19’a ilk üç ayda yaklaşmış oldu. Türkiye'de gıda enflasyonu tarımsal girdi maliyetlerinde ve gübre, enerji ve tedarik zinciri sorunları nedeniyle Mart ayı itibariyle yüzde 32,36 civarına ulaşmıştır. Kasım 2022'de yüzde 102,55 ile zirveyi gören gıda enflasyonu 2021'den bu yana her iki yılda bir yaklaşık yüzde 100 artış eğilimi gösteriyor. Ülkemiz gıda enflasyonunda dünyada ilk beşte OECD’de ise birinci durumdadır. Gıda enflasyonunun TÜFE’ye yıllık bazda yüzde 8,2 katkı vermesi ülkemizdeki kronik enflasyon probleminin çözülememe nedenlerinden de birisi. Bir başka neden de tarımda özellikle veraset sonrası ölçekler küçülmüş, finansman sorunları giderek artmış, borç sarmalları gıda güvenliğini ve gıda egemenliğini tehdit eder hale gelmiştir. Öğretim üyesi Prof. Dr. Bülent Gülbuçuk’un deyişiyle “Ülkemizin gıda güvenliği, sofraların doluluğun ve toplumsal istikrarın bir göstergesidir. Büyümede tarım dışarıda kalıyorsa sofranın dengesi bozulur. Tarım sektöründekiler 2025 yılını genel makro göstergelere göre gerçekte yüzde 12,4 yoksullaşarak kapatmıştır. Geliri ve sofrası küçülen çiftçinin geleceği de belirsizleşmiş demektir.” (6/ 12 Mart 2026 Oksijen)
Ulusal Tarım ve Gıda Birliği Başkanlığı’ndan yapılan açıklamada şu tespitlerde bulunuluyor. (Aynı tarihli Gazete) “Son 20 yılın en kötü verisiyle karşı karşıyayız. Daha da kötü söz son beş yılın ortalama büyüme hızı binde dokuz oranında küçülmeye işaret ediyor. Milyonlarca turisti ve 86 milyonu beslemek zorunda olan bir ülkede tarım sektöründe üretimin gerilemesi gıda enflasyonunu körükleyecektir.” Nitekim TÜİK sonuçları bunu doğrulamaktadır. Tüm tarım ürünlerinin ortalama fiyatı son 5 yılda yüzde 62 oranında artmıştır. Tarıma dayalı sanayiler içinde bu durum tehlikeli bir gidiştir.
Tarım sektöründeki en önemli yapısal yanlışlıklardan birisi de girdilerin birçoğunun ithale dayalı olmasıdır. 2021-2023 sonrası döviz kurlarının yüksek artışı da maliyet-fiyat baskılanmasına neden olmuştur. Neoliberal politikaların bu sektörde arz-talep dengesizliğini ithalat yoluyla kapatma yanlışlığı çok yüksek maliyetlere neden olduğu gibi iklim değişikliğinin ve kuraklığın gittikçe arttığı günümüzde bu sektördeki dengesizlikleri sadece bu politikalarla çözmek mümkün değildir. Çocuklarımızı ve gençlerimizi protein gibi çok önemli besin kaynaklarını eksilterek büyütmenin maliyetini hiç düşünmek dahi istemiyorum. Yazımızı aynı akademisyenin şu sözleri ile bitirelim. “Çıkış yolu ne? Tarım sektöründeki girdi bağımlılığını azaltmalı kendi kendine yeterliliği arttıran üretim modelini geliştirmemiz lazım. İklim ve su temelli planlamanın yanı sıra gelir ve alım güvenceli ürün-üretim planlamasına gitmeliyiz. Kooperatifler yoluyla çiftçilerin ölçek ve pazarlık gücünü arttırmalı, kırılganlıklara karşı stratejik stok ve arz yönetimini kurumsallaştırmalıyız.” ABD-İSRAİL/İRAN savaşı sonrası Hürmüz Boğazı’ndaki geçiş aksaklıkları dünya gübre sektöründeki üretimini olumsuz etkiledi. Dünya gübre hammaddesinin yaklaşık üçte biri bu kriz bölgesinden taşınıyor. Sevkiyatlar aksadı. Hindistan ve Slovakya'daki bazı tesisler doğalgaz maliyetleri nedeniyle üretimlerini durdurdu. Gübre hammaddesinde yüzde 90 oranında dışa bağımlı ülkemiz bu gelişmelerden etkilendi. Türkiye Ziraat Odaları Birliği verilerine göre 26 Şubat- Mart sonu itibariyle fiyatlar yüzde 20-25'ler civarında yükseldi. Bu durum önümüzdeki hasat dönemindeki arz daralması riskini arttırıyor. İthal edilen gübrelerdeki vergi maliyetinin kaldırılmış olmasını olumlu görüyoruz. Eurostat verilerine göre Avrupa ortalamasının 12 katı düzeyinde seyreden gıda enflasyonumuz radikal tedbirler alınmazsa çok daha yükselecek ve 2026 yılının en radikal sorunu haline gelebilecektir.