Biliyorsunuz, gastronominin prestijli ödülleri içinde Michelin Rehberi önemli bir referans. İspanyol Yahudilerin İzmir'e göç ederken getirdikleri ve kendi dillerinde küçük somun anlamına gelen “bollos” yani “boyoz”dan, söğüşe, badem ezmesinden şambaliye ve Şemikler Bozacısına, Patlıcanlı silkmeden deniz börülcesi ve yanık mantısına, kumrusundan Şevketi Bostanına İzmir'e göç eden Rum, Arnavut, Makedon, Boşnak, Levanten ve Yahudi yemek kültürlerinin harman olduğu geleneksel yiyecek ve içeceklere henüz sıra gelmemiş olsa da, birçok işletmemiz Michelin Müfettişlerince denetleniyor ve yıldızla ödüllendiriliyor…
1888 yılında, Edouard ve Andre Michelin kardeşler tarafından Fransa'nın Auvergne bölgesindeki Clermont-Ferrand şehrinde kurulan araba lastiği üreticisi bir şirketin 1900 yılından itibaren, otel mutfakları ve restoranlarına vermeye başladığı 'Guide Michelin' isimli bu prestijli ödül için gizli müfettişler, yemek yapımında kullanılan malzemelerin kalitesinden, pişirme tekniğine, tatların uyumundan aşçının kendisine özel yansıttığı ambiyansa, menünün haz verici çeşitliliğinden optimum standartlara kadar birçok konuyu denetliyor. Esas beş ana kriter ise şunlar: Malzeme kalitesi, lezzetlerin uyumu, pişirme tekniği, yemeğe yansıyan şefin kişiliği ve tutarlılık!
Dünyada 480 civarında Michelin Yıldızlı restoran var ve birkaç yıldır bu listede bir hayli İzmir işletmesi de görülmeye başlandı. Urla'da dört restoran ki isimlerini yazalım Od Urla, Vino Locale, Teruar Urla ve Narımor Urla artık Michelin yıldızlı. Michelin'in tavsiye listesinde ise Amavi, Sota Alaçatı, Levan, Pizza Venedik, Kasap Fuat ve İsabey Bağları yer alıyor. Michelin listesine giremese bile, yüksek standartlı ve kaliteli lokantaların belirlendiği Bib Gourmad ödüllerine de Ayşa Boşnak Börekçisi, Hiç Lokanta, Beğendik Abi, La Mahsen, Tavacı Recep Usta ve Adil Müftüoğlu sahip oldu. Sürdürülebilir gastronomi çalışmaları ve vizyonları ile Hiç Lokanta, Od Urla ve Vino Lokale de Michelin Yeşil Yıldız ile ödüllendirildiler. Yemek ve şarap birliğinin harika uyumu başlığında verilen Michelin Sommelier ödülünü de Vino Locale şefi Seray Kumbasar aldı.
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, geçen yıl ülkemize gelen turist sayısını 63 milyon 941 bin olarak açıkladı. Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü verileri de ülkemizin, 2017 yılında dünyada en çok turist ağırlayan 8. ülke konumundan 2024 yılı itibari ile 4. sıraya yükseldiğini teyit ediyor. Bakan Ersoy, 2025 yılında turizm gelirini 65 milyar 231 milyon dolar olarak gerçekleştiğini, 2026 yılının beklentisinin de 68 milyar dolar olduğunu belirtti. Bu rakamlar, gastronomi dâhil ülkemize dair tüm turizm potansiyelleri ile giderek artacaktır.
2025 Global GastroEkonomi Zirvesinde deklare edilen rakamlara göre, ülkemiz gastronomi sektöründe iki milyon çalışan var ve büyüklüğü 900 milyar liralara ulaşmış durumda. Aynı zirvede açılış konuşmasını yapan TURYİD (Turizm Restoran Yatırımcıları ve Gastronomi İşletmeleri Derneği) Yönetim Kurulu Başkanı Kaya Demirer, dünyada yiyecek-içecek sektörü hacminin 1.1 trilyon dolar olduğunu ve bu ekonominin içinde 357 milyon kişinin istihdam edildiğini açıkladı. Artık küresel boyutta Gastronomi, bir kültür ve sürdürülebilir kalkınma ekonomisi için çok katmanlı inovatif bir sektör.
Ülkemizde Michelin Yıldızlı restoran sayısındaki artışlar elbette çok güzel, ancak İzmir'in potansiyelinin onda biri bile bu ödüllere yansımış değil. Hepimiz başta Kemeraltı olmak üzere birçok esnaf lokantasında, her gün harikulade tatlar deneyimliyoruz. Geçenlerde, bir grup arkadaşımla, Konak Pier'de idik ve yemeğimizi de Primo Trattoria isimli İtalyan restoranında yedik. Biliyorsunuz İtalyan mutfağının medarı iftarı makarnadır ve maccheroni'den linguine'e, penne ve spagetti'den lazanya ve ravioli'ye yaş ve kuru olmak üzere, içine yerelleri de kattığınızda yüzlerce çeşidi söz konusudur. Özellikle de değişik sosları ile bir lezzet fırtınası ile karşı karşıya kalırsınız. Ancak İtalyanların 'al dente' dedikleri ve ısırmak için sert kıvamında ideal makarna pişirme yeteneği az profesyonelde bulunur. Biz, beş çeşit olarak ısmarladığımız makarnalardan çok memnun kaldık ve mutfağın şefi Ertunç Özdemir ile sohbet ettik. İşin sırrını böylece öğrendik, 20 yıl kadar İtalya'da çalışan şef, tüm bilgi ve deneyimlerini İzmir'e taşımış. Doğrusu 1867 yılında gümrük binası olarak yapılan ve projesinin ünlü Fransız Mimar Gustave Eiffel'e ait olduğu söylenilen İzmir'in ikonik yapısı Konak Pier'deki Primo Trattoia Restourant, fevkalade bir İtalyan Mutfağı esintisini İzmirlilerle buluşturuyor. Özellikle de şef Ertunç'dan, sekiz saat kısık ateşte hazırladığı Bolonez sosunu makarnanız için isteyin çünkü bu sos, İtalya'nın Bologna şehrinde keşfedilmiştir ve sabırla hazırlanan eşsiz bir aroma olan ve İtalyan'ların 'Ragu alla Bolognese' dedikleri bu sosu, damağınız hafızanıza kaydedecek.
Michelin Yıldız alan işletmelerin şefleri, birikimleri ile gastronomi kültürümüzün yerel tatlarını küresel bir damak seçiciliğine taşıyacak hibrit mutfakları hızla oluşturacaklardır diye düşünüyorum. Ülkemizin turizmde, Fransa ve Amerika ile birlikte ilk üç destinasyon içinde bulunmasını, coğrafik konum, iklim ve kültürel zenginliklerimiz sağlıyor olabilir ancak henüz gastronomi dahil pek çok potansiyelimizi kullanamadığımız çok açık. Nihayetinde, mutfak kültürümüzün küresel gastronomi kulvarına yani gastro turizm rotalarına dâhil edilmesi için daha fazla emek harcamalıyız.
Gastronomi ve Primo Trattoria
Gastronomi ve Primo Trattoria
Paylaş: