Fransa, 2027 cumhurbaşkanlığı seçimlerine alışılmışın dışında bir siyasi atmosfer içinde gidiyor. Emmanuel Macron'un üçüncü kez aday olmasının anayasal olarak mümkün olmaması, merkez siyasetin yeni bir aday arayışını ve sağdan sola bütün siyasi dengelerin yeniden kurulmasını zorunlu kılıyor. Buna karşılık Marine Le Pen'in liderliğindeki Rassemblement National (RN), bugün Fransa siyasetinin en güçlü aktörlerinden biri olarak seçim yarışının merkezinde bulunuyor. Fransa İçişleri Bakanlığı seçim takvimine göre cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turu 18 Nisan, ikinci turu ise 2 Mayıs 2027'de yapılacak.
Bugünkü kamuoyu araştırmaları Le Pen'in siyasi gücünü açık biçimde gösteriyor. Eylül 2026'da yayımlanan Ipsos-BVA araştırmasında Le Pen, farklı aday senaryolarında ilk turda yüzde 34-36 arasında oy desteğine ulaşıyor. Daha geniş katılımlı bir başka Ipsos-BVA araştırmasında ise Le Pen'in desteği yüzde 33-35 aralığında ölçülüyor. Ancak bunlar seçim sonucu değildir; seçimden yaklaşık yedi ay önce yapılmış kamuoyu ölçümleridir. Adayların kesinleşmesi, kampanyaların başlaması, ikinci turda oluşabilecek ittifaklar ve seçmen davranışındaki değişiklikler sonucu önemli ölçüde etkileyebilir.
Dolayısıyla bugün için söylenebilecek şey “Le Pen kesin kazanır” değildir. Söylenebilecek olan, Le Pen'in Fransa tarihinde iktidara gelmeye hiç olmadığı kadar yaklaşmış bir siyasi konumda bulunduğudur. Üstelik Macron döneminin sona ermesiyle birlikte, geçmiş seçimlerde Le Pen'in karşısında oluşan merkez siyasetin aynı biçimde yeniden kurulup kurulamayacağı da henüz belli değildir. Merkez ve merkez sağdaki çeşitli isimlerin tek aday etrafında birleşme veya ön seçim yapma arayışları da bunun göstergesidir.
Le Pen açısından önemli bir başka gelişme ise hukukî durumudur. Avrupa Parlamentosu fonlarının usulsüz kullanılmasıyla ilgili davada mahkûmiyeti temyiz aşamasında da büyük ölçüde korunmuş, ancak Paris Temyiz Mahkemesi seçimlere katılmasını engelleyen yaptırımın uygulanmasını değiştirmiştir. Böylece Le Pen 2027 seçimlerinde aday olabilmesinin önünü açmıştır. Kendisi de kararı daha yüksek mahkemeye taşıyacağını açıklamıştır. Bu nedenle hukukî süreç seçim takvimine kadar siyasi önemini koruyacaktır.
Le Pen'i taşıyan toplumsal dalga nedir?
Le Pen'in yükselişini yalnızca göç politikasıyla açıklamak eksik kalır. Fransa'da seçmenin önemli bir bölümünde ekonomik sıkıntılar, satın alma gücü, güvenlik, kamu borcu, vergiler, enerji fiyatları ve devletin gündelik hayattaki etkinliği konusunda ciddi bir rahatsızlık bulunuyor. Son araştırmalarda ekonomik meselelerin seçmenlerin başlıca öncelikleri arasında yer aldığı görülüyor. Ülkenin ekonomik görünümünün de kolay olmadığı bir dönemde seçim yapılacak. Hükümet 2026 büyüme beklentisini aşağı çekmiş, kamu açığı ve borçlanma maliyetleri üzerindeki baskı artmıştır.
Bu tablo bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor: Avrupa'da sağdaki yükselişi yalnızca “sağın yükselişi” olarak okumak yeterli değildir. Aynı zamanda merkez siyasete yönelik bir memnuniyetsizliktir. İnsanlar kendilerini temsil edilmemiş hissettiklerinde, mevcut düzeni değiştirme iddiasındaki partilere yönelebiliyorlar.
Fransa'da Le Pen'in başarısının arkasındaki temel soru da burada yatıyor: Fransız seçmeni gerçekten Le Pen'in programını mı tercih ediyor, yoksa mevcut siyasi düzenin değişmesini mi istiyor? Bu ikisi aynı şey değildir.
İktidara gelirse ne olabilir?
Le Pen'in cumhurbaşkanı olması halinde ilk değişikliklerden biri iç politika alanında görülebilir. RN'nin uzun zamandır savunduğu göçün sınırlandırılması, düzensiz göçle daha sert mücadele, vatandaşlık ve kamu hizmetlerine erişimde “ulusal öncelik” anlayışına yakın politikalar yeniden gündemin merkezine gelebilir. Son günlerde kamu alanında başörtüsünün yasaklanması önerisinin yeniden gündeme taşınması da RN'nin kimlik, laiklik ve göç başlıklarını seçim kampanyasında daha güçlü kullanacağının işaretlerinden biri olarak değerlendiriliyor. Ancak bu konularda hukukî ve anayasal sınırlar ile Avrupa hukukuyla ilişkiler önemli olacaktır.
Ekonomi alanında ise tablo daha karmaşıktır. Le Pen'in siyasi çizgisi, bir yandan Fransız vatandaşlarının satın alma gücünü artırma ve sosyal devletin bazı alanlarını koruma vaatlerini, diğer yandan kamu harcamaları ve vergiler üzerinde değişiklikleri bir arada taşıyor. Fransa'nın zaten yüksek kamu borcu ve bütçe açığıyla karşı karşıya olduğu düşünülürse, yeni yönetimin sosyal vaatlerle mali disiplin arasındaki dengeyi nasıl kuracağı önemli bir sorun olacaktır.
Avrupa Birliği açısından da yeni bir dönem başlayabilir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Le Pen'in iktidara gelmesi otomatik olarak Fransa'nın Avrupa Birliği'nden çıkacağı anlamına gelmez. RN'nin bugünkü çizgisi geçmişteki “Frexit” tartışmalarından daha farklı bir noktaya gelmiştir. Fakat Fransa'nın AB'nin ortak politikaları, göç, sınır güvenliği, bütçe kuralları, enerji ve ulusal yetkilerin paylaşılması konularında daha fazla egemenlik talep eden bir çizgi izlemesi mümkün olacaktır.
Bu da Avrupa'nın temel dengelerinden birini değiştirebilir. Çünkü Almanya-Fransa ilişkileri Avrupa bütünleşmesinin motorlarından biridir. Paris'in daha milliyetçi ve egemenlikçi bir çizgiye yönelmesi, Berlin ile ilişkilerin yanı sıra Brüksel'in karar alma süreçlerini de etkileyebilir.
Asıl mesele Le Pen'den daha büyük
Bence Fransa'daki gelişmeleri yalnızca “Le Pen iktidara gelir mi?” sorusuna indirgememek gerekiyor. Asıl soru şudur: Fransız merkez siyaseti neden kendi seçmeninin önemli bir bölümünü kaybetti? Le Pen'in yükselişi, sadece Marine Le Pen'in kişisel başarısı değildir. Aynı zamanda Fransa'daki geleneksel siyasi yapıların toplumdaki değişimi yeterince okuyup okuyamadıklarıyla ilgilidir. İşçi sınıfının bir bölümünün sola uzaklaşması, taşra ile büyük şehirler arasındaki farklılaşma, göç ve güvenlik tartışmaları, ekonomik kaygılar ve kültürel kimlik meseleleri aynı siyasi zeminde buluşmaktadır.
Bu nedenle 2027 seçimi sadece bir cumhurbaşkanlığı seçimi olmayacaktır. Aynı zamanda Fransa'nın nasıl bir ülke olmak istediği konusunda yapılacak büyük bir toplumsal tartışma olacaktır. Ve bunun Türkiye açısından da önemli bir tarafı var.
Fransa'da yaşanan gelişmeler, Avrupa'da göçmen kökenli toplumların geleceği açısından yakından izlenmelidir. Çünkü sorun artık yalnızca “göçmenler Avrupa'ya nasıl uyum sağlayacak?” sorusu değildir. İkinci, üçüncü ve dördüncü kuşakların artık Avrupa toplumlarının kalıcı parçaları olduğu bir dönemde, Avrupa'nın kendisinin farklı kültürlerle nasıl birlikte yaşayacağı sorusu da gündemdedir.
Dolayısıyla Fransa'da 2027 seçimlerinin bize göstereceği şey yalnızca Marine Le Pen'in siyasi geleceği olmayacak. Avrupa'nın liberal merkez ile milliyetçi sağ arasındaki gerilimi nasıl yöneteceği de ortaya çıkacak.
Le Pen'in iktidara gelip gelmeyeceği bugün kesin olarak söylenemez. Fakat bugünkü araştırmalar, onun artık Fransız siyasetinin kenarında duran bir protesto hareketinin lideri olmadığını gösteriyor. RN, iktidar ihtimalini ciddi biçimde tartışılan bir siyasi güç haline gelmiş durumda. Bundan sonra belirleyici olacak olan ise Fransız seçmeninin ikinci turda nasıl davranacağı, merkez ve sağdaki adayların nasıl konumlanacağı ve Le Pen'in karşısında geniş bir siyasi koalisyonun oluşup oluşmayacağıdır. Fransa'nın önündeki asıl sınav belki de budur: Değişim isteyen seçmeni yalnızca korkutarak mı durduracak, yoksa neden değişim istediğini anlayarak yeni bir siyasal çözüm mü üretecek?
Fransa’da Le Pen iktidara gelirse ne değişir?
Fransa’da Le Pen iktidara gelirse ne değişir?
Paylaş: